Türk Sanayi Politikaları Nerede Kaldı?

İşte dışarıdan gelen sıcak parayla, fonla, sermaye akımlarıyla büyünen o altın çağı kapandı artık. 2006'dan beri yavaşlayarak sıkışma noktasına gelen büyüme dinamiği, ve bu sayede AKP hükümetinin yaşadığı balayı da bitti.

Tarih: 14.04.2015 00:00

BÜYÜMEDE SIKIŞMA: TÜRK SANAYİ POLİTİKALARI NEREDE KALDI?

Dr.Zeynep Cireli

İşte dışarıdan gelen sıcak parayla, fonla, sermaye akımlarıyla büyünen o altın çağı kapandı artık. 2006'dan beri yavaşlayarak sıkışma noktasına gelen büyüme dinamiği, ve bu sayede AKP hükümetinin yaşadığı balayıda bitti. Döviz arzı bolluğu, sıcak para girişi ile gelen fonlarla partilerde sarhoşluk devri kapandı. Döviz bolken ve tl değerliyken, dışarıdan herşeyi ucuza ithal ederek yerli sanayiye girdi yapabiliyorduk. Artık pembe dizimiz sona erdi. Girişler azaldı, döviz eskisi kadar bol değil ve TL değer kaybetti. Şimdi buyurun bakalım  ara malları ithal ederek sanayiye girdi yapın sonra da bu imalatınızı ihraç edin!! Olmuyor değil mi,yapılamıyor değil mi? Hele ki küresel finansal kriz sonrası dış talep de azaldı.

 

Önce TCMB'ye yüklendiniz, sonra anladınız ki, para politikası başkadır, reel ekonomi, üretim, mal, sanayi piyasaları ayrıdır, bu kez yeni teşvik paketini açıkladınız. Yetmez ama evet, hiç değilse bir sorun var ve bunufark ettiniz. Ama neden mi yetmez? Reaktif olmaz yetmez. 90 senelik cumhuriyet sonucunda onca yetkin parti ve hükümet kadronuz var. Türkiye artık 40'ların 50'lerin Türkiyesi değil, mühendis, teknik kadroları var.  Dünyaya, teknolojiye, bilgiye de açık, teknoloji üretmese de ithal edebiliyor, teknolojik yöntemlere de kolayca erişebiliyor.. Ama ne lazım biliyor musunuz, naçizane? Proaktif olmak lazım. Sorunları zora sokmadan, sıkışmadan görmek ve tedbirini almak lazım. Sorun haline gelmeden, kronikleşmeden! Buna planlı, programlı büyüme diyorlar. Hedefler, planlar yapmak lazım, stratejiler geliştirmek lazım. Kuru indirip kaldırarak, faiz için TCBM'ye çatarak olmuyor bu işler! Rahmetli Özal'ın vizyon dediğine, girişim dediğine ben plan diyorum, program diyorum, analiz diyorum,h esap diyorum, strateji diyorum..Gelişmiş ve gelişmekte olan ülke farkı buradan kaynaklanıyor: reaktif olmak ve proaktif olmak. Proaktif akıl olmadan gelişmiş olunmaz. Arabesk liberalizmin bir türevi olarak kalınır...

Meselenin esası şudur: Türkiye’nin bir büyüme stratejisi varmıdır? Büyük ülke olmak büyümeye ilişkin planı, stratejisi, hedefleri olmak demektir. Bu hedeflere ilişkin araçları da oluşturacaksınız ve sonra bu araçlarla hedeflere ulaşmaya çalışacaksınız. Sonra dönüp en azından yıllık dönemlerle, hangi araçlarla hangi hedeflere ne kadar ulaştığınızı değerlendirecek, başarı oranınızı belirleyeceksiniz. Sonuç tatmin edici ise devam edecek, değilse deyeni araçlar belirleyecek, ekonomi politikalarını değiştireceksiniz. Almanya budur, ABD budur. Son dönem Uzak Doğu Asya modeli de planlı, hedefli, stratejik politikalar izleyerek başarılı olmuştur.

Türkiye’de AKP iktidarının gelişinden beri büyüme politikaları ise daha çok Merkez Bankasının belirlediği kur ve faiz hedefleri paralelelinde, biraz da dış dünyadaki konjonktüre göre kendi akışında ilerlemektedir. Kontrolümüzde ve planlı değildir, ekonomi yönetimi üretim araçlarına, üretim sürecine hakim değildir, fiilen yönlendirememektedir. Bunun adına da serbestp iyasa ekonomisi denilmektedir. 2003-2008 yılları arasında Türkiye bu çerçevede düşük faiz, değerli tl ile, likidite bolluğu ile dış sermaye akımları ve canlı dış talep ile yüksek büyüme yakalamış, yüksek büyüme-düşük enflasyon ile balayı yaşamıştır. 2008-2009 dönemi  ise küresel finansal krizin etkisi ile durgunluk ve yüksek enflasyon dönemi olmuştur. 2009 ve sonrasında ise yeniden bu kez büyüme sıkışmış, bu dönemde günümüze kadar düşük büyüme-yüksek enflasyon dönemi sözkonusu olmuştur. Yani Türk imalat sanayi dış etkilerle sürüklenmiş, 2003-08 arası dönemde kur avantajı olmamasına rağmen işgücü verimlilik artışı, kapasite kullanımının artması ile, düşük enflasyon ile rekabeti tutturabilirken, 2009 sonrasında ise  gene düşük reel ücret ve bu kez düşük değerlitl ile rekabetçi olmaya çalışmıştır. Ancak düşük değerli tl bu kez 1990’ların Türkiyesi gibi ihracat artışı sağlayabileceği şüphelidir. Yeni Türkiye’de  2000’lerin başından beri izlenen (daha çok sürüklenilen)  politikalarla artık sanayi malı, ara malı sanayiyi kalmamış, herşey dışarıdan ithal edilir hale gelmiştir. Bu nedenle kurun artması yerli imalat sürecini daha maliyetli hale getirmiştir. Şimdi tl’nin değerlenmesi ihracatı daha pahalı hale getirmektedir, eskisi gibi ucuzlatamamaktadır. Kaldı ki dış dünyada artık talep eksikliği sözkonusudur.

Türkiye’nin çıkışı faiz, kur, döviz fiyatlarında değildir,parasal ekonomide değidir. Büyük ülke, sanayi ve üretim ülkesi olunmalıdır (tarımı hiç saymıyorum, o da ayrı bir sorun!). Tüm batı ve uzakdoğu bununla gelişmiş ülke olmuştur. Sanayi politikaları yapmak, ara malı, sanayi, yatırım  malı üretim kolları kurmak, üretim ekonomisi olmak lazımdır. Bugünkü haliyle bir finansal ekonomi yapısı bulunmakta, dünyada rüzgar ne yöne eserse şans eseri sürüklenerek geçici, günü kurtaran büyüme yakalanmaktadır. Oysa sağlıklı büyüme şişen finansal ekonomi balonlarından hava üflemesi ile olmaz. Finansal balonlar ancak şişkinlik ve gaz yaratır ki, bunlar sona erdiği zaman büyüme balonu da patlar. Sanayide yapısal planlama yapmak, kısa vadede maliyetli olsa bile yerli sanayi kurmak lazımdır. En azından orta, en sağlıklısı uzun vadeli planlar yapabilmek lazımdır. Finansal şişme ile büyüme hormonlu büyümedir. Bugün gelişmiş ve  ileri ülkelerin hepsi sanayi ülkesidir. Sanayinin rekabetçiliğini ise AR-GE, ile araştırma yapıp, yeni teknoloji, yeni ürün üreterek sağlamak lazımdır. Rekabetçiliği kur, ücret, fiyattan çıkarmak, yüksek katma değerli, yüksekteknolojili üretimle sağlamak, markalaşmak, piyasalarda AR-GE ile yeni ürünler üretmek lazımdır.

Biz bunları ta en başından beri ifade etmiştik. Taşıma suyu ile değirmen dönmez, yapmayın, etmeyin, yerli ara sanayi malı üretimini desteklemek  sübvanse etmek gerekir diye! İşte parti bitti, şimdi onca girdiyi 1$=2,60'den ithal edip üretime koymak mümkün olamıyor değil mi? Olsa bile nerede kaldı rekabetçi yapı ?

Şimdi size iki sorum var: Türkiye'de büyüme düşük, iç talep baskı altında, ama ona rağmen 1) Enflasyonu kontrol etmekte neden zorlanıyoruz? 2) Kronikleşen cari açık neden bir türlü düşürülemiyor?

Cevabı olanlar yorumlara yazsınlar lütfen!

 

Tarih: 14.04.2015 00:00
Yorum Bırak