23 HAZİRAN SEÇİM ANALİZİ

Ramazanın ilk günü, iftardan sonra geç bir vakit. Telefonum mesaj sinyali vermişti. Baktım. Veciz (kısa, derli-toplu) ve mânidâr (bir şey demek isteyen) bir mesaj.

Tarih: 19.06.2019 11:15

23 HAZİRAN İSTANBUL 

Ramazanın ilk günü, iftardan sonra geç bir vakit. Telefonum mesaj sinyali vermişti. Baktım.Veciz (kısa, derli-toplu) ve mânidâr (bir şey demek isteyen) bir mesaj. 

Şöyle diyordu: "Türkiye, Ramazan ayının ilk iftarını 'kul hakkı' yiyerek açtı." 

Bir şeyler olduğu anlaşılıyordu. Çok uzun süredir medyanın haber sunumunda; "şunları kaba doğradık deveyi hamuduyla yutanlar için, şunlar da civcivler için ince doğrandı" tarzındaki üslûbuna tepkim sebebiyle, haberleri dinlemiyor olmam, beni  bir an duraklattı. En yakın ihtimâl, İstanbul seçimiyle ilgili beklenen yargı kararıydı. Nitekim öyle olduğu, bir süre sonra gelen telefonla anlaşıldı. Arayan arkadaş:  "İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçiminin YSK tarafından iptâl edildiğini" söylüyordu. Ve yargının kararından mutlu olmuştu, bu minval üzere konuştu. Ben de ona, bir"davamız vardı" imâsıyla, gençlik ve orta yaş heyecanımızın katili olan bu iktidara karşı, uzun süreden beri "buğz etme" hakkımı kullandığımı bir kez daha hatırlattım...  

"Kul hakkı yenerek yapılan iftar" ifadesi fevkalâde çarpıcı. Dünya imtihan dünyasıdır. Kulun hakkı da, tüyü bitmemiş yetimin hakkı da bu coğrafyada yenir.Yeni bir şey de değil ki... Ne derler? "İnsan insanın kurdudur."Kurdun, dişine bir kez "kan" ve insanın dişine de"haram"  değmeye görsün! Neler, ne haltlar yemez ki?..

Genellemeler,bir yönü itibariyle içinde sakatlığı da ihtiva eder. Ancak, önemine binaen;sıkıntı üst perdeden ifade edilirken gösterilen "hasbî" heyacan, bu sakatlığı perdeler. Duygusallığın doruğundaki ruh hali, böylesi infilâklara çok yakındır.

Bakın merhûm M.Akif ne diyor: "Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile... / Âdem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile! / Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir; / Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir." Kim bilir? Neler gördü, neler duydu... Aynı şiirde frekansı çok yüksek bir mısra daha var:"Böyle kansız mıydı -hâşâ- kahraman ecdadınız?"

Merhûm Üstâd da bir şiirinde; pastel reklerle başlayıp sonra kararan, ağır bir tablo çizer:  "Manzara:  gebeler,  döşeksiz; ebeler, isteksiz;kubbeler, desteksiz; habbeler, süreksiz; türbeler, meleksiz; tövbeler,gerçeksiz; cübbeler, yüreksiz..." Şiir de, "yoklar" da uzayıp gider... Yani, maddî ve manevî  pilânda fukaralık diz boyu... Hepsi önemli eksiklik. Ancak, biri daha bir öne çıkıyor. Yüreksize, kimsenin önünde"düğme iliklemesin" diye, "düğmesiz cübbe" teslim etmişler.Ne mi olmuş? Varsıllığını (veya zenginlediğini) göstermek için cübbesine"kırk düğme" diktirmiş... Yüreksize cübbe ve "adalet mülkün temeli" yakışmasa da, işte bir cümle içinde yan-yana geldi. 

Dünya bu,ibret sahnesidir. Bitmek bilmez, ne oyunlar oynanır. "Perdeyi kapatacak da İsrafil'in surudur" diyerek sözü bitirmek de var. Ancak, Fuzûlî'nin "Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil" mısrasınındaki "gönülün" gönlü kalmasın diye, söze devam edeceğim...

İnsanlarda farklı kanaat oluşturma gayretleri ne kadar da yaygınlaştı."Yoksa bana mı öyle geliyor?" dediğimde oluyor...  Organize yalanlara birde isim buldular. Şimdi ona "toplum mühendisliği" deniyor. Şairin ifade ettiği gibi "aldanan yok nafile" deyip geçemiyorum. Zira bir takım rol kesenler "yalanı" ne kadar da "usturuplu" söylüyorlar.Ve çok da başarılılar. Kötü örneğin tesiri artık tabana kadar indi. Olduğu gibi görünmeme gayreti sırıtsa da, rol kesenlerin pişkinliklerine diyecek yok...Bakmışsın bir takım zevat, kişilik meziyetlerinin aksine en doğru, en dürüst,en cesur oluvermiş. Ahkâm kesiyor. Nasıl olsa dilin kemiği yok. Aslında bu yüreksiz kurttan, kuştan, böcekten; çiçekten, polenden; daha nelerden nelerden,hatta "kendi gölgesinden" korkar da, lafa gelince "ben Allah'tan başka hiç bir şey der korkmam" deyiverir. Hilâfı hakikat beyanında aslında o, tek korkmadığı şeyi söylüyor. "Allah'dan korkmayan" kuldan mı utanacak ki, boş boğazlık yapmasın? Yalan söylemesin...

Korkaklık fıtrî bir durum. İnanç nokta-i nazarında sıkıntı yok. Bir hadis hatırlıyorum. Sahabîsi, Allah Resûlüne: "Mü'min korkak olur mu? Mü'min cimri olur mu? Mü'min yalancı olur mu?" sorularını tevcih eder. Allah Resûlü ilk iki soru için "evet" diyerek, olabileceğini söyler. "Mü'min yalancı olur mu" sorusuna: "hayır" cevabını verir... 

Klavyenin başına 23 Haziran İstanbul seçimi konusunda bir şeyler yazmak için geçmiştim.Sanki biraz konunun çevresinde dolaştım. Şimdi, konuya bir kaç adım daha yaklaşacağım... 

23 Haziranda,ne mi olacak? En kısa cevabı: İki bayram arası İstanbul'da bir seçim olacak. Ve bir koltuk için, iki aday kapışacak. Başka türlü olamayacağı için, olması gerekenler olacak. Tam da burada: "Bu da ne demek?" diyebilirsiniz.Ancak, hemen sualinizin akabinde; "bir öngörü ancak bu kadar isabetli olabilirdi" diyerek tebessüm edeceğinizi tahmin ediyorum... 

Kısaca 31 Mart´ta kapanmayan hesap 23 Haziranda kapanacak. 

İtiraz,yeniden sayım derken aradaki oy farkı 21 binlerden 13 binlere kadar düşmüştü.Sonra seçimin iptâli için YSK'ya bavullarla evrak taşındığını duyduk. Hakikaten o bavullar evrak-ı müsbitelerle mi doluydu? Hiç önemli değil. Şayet bavullar "lebâlep" evrakla doluysa, geçen süre Kurul'un tam bir inceleme yapması için yeterli miydi? Bu da önemli değil. Önemli olan Kurul'un verdiği karardır. Artık bu karar, içeride ve dışarıda hiç bir mahkemeye götürülemez.Ancak o kendiliğinden bir yerlere gider. Hani nasıl denir? Üst mahkeme yerine"kamu vicdanı" gerekli değerlendirmeyi yapıp hükmünü verir ve unutmaz. Endişeye mahal yok... Yok ama, sükûtta zor. Seçimin yenilenmesi sürecinde tüm yaşananlar, an be an taraflardan birinin veya diğerinin hanesine avantaj olarak kaydedilecek ağırlıkta.  İşte bu "unutmayan vicdanın" vaziyet edeceği alan. Şimdilik oyun parkındaki tahterevallinin iki ucunda iki aday alçalıp yükselerek heyecanlansınlar...

Rivayet muhtelif derler ya, işte bunlardan biri: "seçim sonucunu, doğu kökenli seçmen belirleyecek"  görüşünde olanlar varsa da, ağırlık merkezinin orası olmadığını düşünüyorum. Üzerinde konuşulması gereken İstanbul'un en hareketli nüfusudur. Bu kesim, yazlıkçılar ve öğrencilerdir. Bazı bilgilere ulaşmak için internette dolaştım. Ulaştığım üç yıl öncenin (2016) rakamları şöyle: İstanbul’daki 11’i devlet 51 üniversite ve 5 meslek yüksekokulda okuyan öğrenci sayısı 1.2 milyon. Buna 2019 da tahmini bir sayıya ulaşalım dersek, bir miktar ilave etmemiz gerekecek. Ve taşralı öğrencilerin bir kısmının büyük tatil nedeniyle memleketlerine dönmüş olmasına ilaveten, yaz tatili için İstanbul dışına çıkma plânı yapan aileler de seçim sonucunu etkileyecek ağırlıktadır. Tabi önemli olan bu katkının istikametinin ne olacağıdır. "Tuzu kuru" ve "yüksek öğrenimdeki" seçmen,siyasi yelpazenin hangi oranda, neresine düşüyor?  Doğru soru budur. Dedik ya, endişeye mahal yok. Basit dört işlemle çözülecek problem. Topla, çıkart,böl... Netice itibariyle bir aday da çarpılacak...

Sosyal medyada dolaşan iki farklı ses bana ilginç geldi. Aynı hesapta buluşuyor /buluşmuyorlar gibi. Siz karar verin...

Şöyle;birtakım örgüt mensupları hazırlanan videolarda "oylar İmamoğlu'na"tarzında laf ediyor. Şimdi bu sözler o paraleldeki insanlara ne kadar tesir edecek? Bana öyle geliyor ki, karşı tarafın "kâr" hanesine gidecek sözler bunlar. Kısaca: "sol gösterip, sağa yaranma" gibi, bir durum söz konusu. Örgütlerin bir görevinin de "taşeronluk" olduğunu düşünürsek, varlık sebebi olan büyük patron böyle talimat vermiş de diyebiliriz. Sağ cenahtaki sakinliğin bir sebebi de bu olabilir. Türkü çağırarak alınacak bir seçim mi diyorlar ne?...

İkinci farklı sesi; sosyal medyanın en meşhur "web sitesi" hesabında, eski Cumhurbaşkanı'nın sınırlı "karakterle" beyan etmiş olduğu ifadesinde görüyoruz. Devlette âlî makamlarda görev yapmış insanlar niçin üniversiteler,vakıf ve dernekler adına kürsüye çıkıp vatandaşı bilgilendirmek adına konferanslar vermez de 140 karakter limit ile "cıvıltı, ciklemek, kuş yavrusunun cıvıltısı" anlamındaki web sitesini kullanırlar? İşte bunu anlamıyorum. Klavye cengaverliğini sade vatandaşlara bıraksalar olmaz mı, demek geliyor içimden? Demek ki olmuyor...  

Bakın eski cumhurbaşkanı ne demiş? "Anayasa Mahkemesi’nin 2007 yılındaki haksız '367 Kararı' karşısında ne hissettiysem, başka bir yüksek mahkeme olan Yüksek Seçim Kurulu’nun dün aldığı kararı duyunca aynı duyguları yaşadım. Yazık, bir arpa boyu yol alamamışız.Hangi "cıvıltıya" uygun düştüğünün irdelenmesi gerekecek gibi.

Bu duruş"tutarlı" değil.  Bir şeyler eksik. Sanki "31 Mart"yerel seçimi birilerine cesaret şerbeti ikram etmiş. Konuşturan da o... Bakın yüreklice ve hasbi tavrın haklı bir gerekçeyle  birinci ayağı vardı.Atlamış. "31 Mart" güç kaybını tam kestiremediğinden "Sakata gelmeyelim, n'olur, n'olmaz" demiş. Çok temkinli, tedbirde kusur etmiyor.Üç nal  ve bir de küheylan bulursa, atı alıp gidecek.

Katılır mısınız bilmem? Bu konuda ilk tepki 2018 yılında olmalıydı. Mezkûr tarihde, bir torba yasa içinde: YSK Başkanı da dahil olmak üzere toplam altı üyenin Ocak 2019’da görev süresi doluyordu, bir yıl uzatıldı. Ve böylece .YSK üyelerinden 2019 yılında görevi sona ereceklerin yerine Ocak 2020’de, 2022’de görevi sona ereceklerin ise Ocak 2023’te yenilemesi karara bağlanmış oldu. İşte bu önemli konuda, daha işin başında malûm "tweet" sahibinin nasıl bir tavır takındığını bilmiyoruz. İlkeli tavır olarak ilk ses ondan gelmeliydi. Zira"kamu hizmetlerinde" önemli görevlerin ifa edildiği dönemlerde,ödenekler de fena değildir. Bir emekli hakim tanıdığım: "Her seçim dönemi YSK üyeleri için bir otomobil parasıdır" demişti. Bu günlerde söz konusu ödeme hangi seviyede bilmem. Demokrasi ve hakkaniyet adına söylenecek "hak söz" konusunda konjonktüre uygun davranıp sessiz kalmayı tercih eden kişi "YSK'nın seçim iptali hakkında" konuşuyor ve: "Yazık, bir arpa boyu yol alamamışız" diyor. Demek ki, cesaret şerbeti böyle bir şey. Geçmiş de ne kadar da uyumluydu. 2014 yılında, Danıştay’ın yıldönümü törenini hatırlıyorum.Başbakan Türkiye Barolar Birliği Başkanı'nın konuşmasına tepki gösterip salonu terk ederken, bir işaretle Cumhurbaşkanını da peşine takmıştı. O günlerden bugünlere. 

İşte sözün burasında 23 Haziran Seçimi konusunu, iki adaydan kimin kazanacağının ötesinde bir yerlere taşıyarak bitireceğim.  

Kendi memleketinde, kredisini nasıl bitirdiği konuşulan "tweet" sahibinin ve diğer cesur arkadaşlarının umudu sanki İstanbul'da. Kafa sesleri de şu:"Bu seçimde merkez yapıdan bir duvar daha göçecek, birkaç mertek daha düşecek ve bizler atı bulup gideceğiz" umudundalar. Bense yeni oluşumlarda istikbal görmeyenlerdenim.

 Bakalım "aine-i devran" ne gösterecek. 

 

Abdullah Ş.BEDİRHAN

18.06.2019

Tarih: 19.06.2019 11:15
Yorum Bırak