CAMİLER İBADETHANEDİR, SOSYAL MEKAN DEĞİL!

İslâm literatüründe, ibadet edilen yere “cami” veya “mescit” denilmiştir. İslâm’ın ilk döneminde ibadethane için, secde edilen yer anlamında “mescit”, Cuma namazı kılınan ve minberi bulunan büyüklerine ise “cami” denilmiştir.

Tarih: 28.05.2018 15:14

Camiler ve Mescidler İbadethanedir, Sosyal Mekân Değil!


SİYAMİ AKYEL / M.Gazete

İslâm literatüründe, ibadet edilen yere “cami” veya “mescit” denilmiştir. İslâm’ın ilk döneminde ibadethane için, secde edilen yer anlamında “mescit”, Cuma namazı kılınan ve minberi bulunan büyüklerine ise “cami” denilmiştir.

Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde “mescit” ve “cami” ibadet edilen yer anlamında kullanılmıştır. Yeryüzünde ilk mescit Kâbe-i Muazzama’dır. Kur’an-ı Kerim’de, “Doğrusu insanlar için ilk kurulan mabet, Mekke’de çok mübarek ve âlemlere hidayet kaynağı olan Kâbe’dir” (Âl-i İmran, 96) buyrulmaktadır. Mescid-i Haram’dan “kırk yıl” sonra ikinci mescid olmak üzere “Mescid-i Aksâ”nın inşa edildiği hadislerde bildirilmiştir. İslâm tarihinde ise ilk mescit Peygamber Efendimizin (S.A.V.) yaptırdığı “KubaMescidi”dir. Daha sonra ilk büyük mescit Medine’de inşa edilen “Mescid-i Nebevî”dir. Hz. Peygamberin (S.A.V.) teşvikiyle bu dönemde Medine’de yirmi, yakın bölgelerde kırk adet mescit yapıldığı bilinmektedir.

Mescid-i Nebevî’nin yapımı tamamlandıktan sonra mescidin doğu kısmında Peygamber Efendimiz için iki odalı bir ev yapılmış; sonraki yıllarda genişletilmiştir. Daha sonra kuzey tarafına Mekke’den hicret eden, malı mülkü ve kimsesi olmayan bekâr sahabiler için “Suffe” denilen gölgelik yapılmıştır. Burada kalan Müslümanlara “Ashâb-ı Suffa” denilmiş ve bu sahabiler eğitim faaliyetleriyle meşgul olmuşlardır.

Medine’de mescidin yapılmasından sonra buraya yakın olmak isteyen sahabeler de evlerini mescidin çevresine yapmaya başlamış, kapılarını da mescide açmışlardır. Ancak daha sonra bizzat Rasulullahın emriyle kapılarının yönünü değiştirmişlerdir.

İslâm’ın ilk yıllarında camilerin fonksiyonu çok yönlü görülse de Hz. Ömer (R.A.) zamanında kurulan devlet teşkilatı ve sonraki yıllardaki gelişmelerle birlikte camiler, dinî ve dünyevî işlerin yürütüldüğü mekânlar değil; yerleşim merkezlerinin oluşmasında belirleyici ve merkezi konumunda olan ibadet merkezleri haline gelmişlerdir.

İslâm medeniyetinin oluşmasında, yayılmasında ve İslâm toplumunun sosyo-kültürel gelişiminde önemli yeri olan cami ve mescitler, sonraki asırlarda da şehirlerin kendi etrafında oluştuğu önemli merkezler haline gelmiştir. Özellikle Selçuklu ve OsmanlıDevleti’nde “medrese, aşevi, çarşı, hamam, hastane, zaviye, tekke” gibi sosyal hayatın vazgeçilmez kurumları külliye şeklinde caminin etrafında inşa edilmiştir. Böylece cami ile sosyal hayat iç içe olmuştur. Son zamanlarda ortaya atılan “camilerin sosyal mekân olduğu” fikri, İslâm tarihinin gerçeklerine terstir. Şehrin mimarisinin cami merkezli inşası, camilerin külliye şeklinde inşa edilerek sosyal hayatla iç içe olması farklı, külliye içinde yer alabilecek bütün faaliyetleri caminin içine ve bahçesine taşımak farklıdır.

Şehri, camiyi merkez alarak kurmak, dinî ve dünyevî faaliyetleri caminin etrafında oluşturulan yapılarda yapmak yerine caminin içini ve bahçesini panayır alanına çevirmek, hem çağın gerekliliklerine, hem de İslâm’ın gerçeklerine aykırıdır. Cami ve mescitler Allah-u Teâlâ’ya ibadet maksadıyla yapıldığı için şereflidir. Bu sebeple “Beytullah” deriz. Cami ve mescitlere abdestli ve sağ ayakla girmek, girerken Peygamberimize selatü selamdan sonra, “Allah’ım, bizlere rahmet kapılarını aç” demek, çıkarken de sol ayakla çıkmak, mescide ilk defa girilmişse Allah rızası için “Tahiyyatül mescit” namazı kılmak sünnettir. Cami ve mescitlerde yüksek sesle konuşmak mekruhtur. Buraya soğan, sarımsak ve sigara gibi insanları rahatsız edecek kokularla değil, güzel koku ve temiz elbiseyle girmek gerekir.

Son zamanlarda Fatih Camii başta olmak üzere büyük camilerin içinde edepsizce yatanlar görmekteyiz. Yine cami bahçesinde yirmi yaşını mütecaviz kişilerin top oynadığına, cami bahçesinde sigara içildiğine, buraların panayır alanına çevrildiğine şahit olmaktayız. Bu tür hareketler caminin maneviyatına zarar vermektedir. Camiler sosyal mekân değil, ibadethanedir.

Devlet dairesinde protokol uygulayan, evinde, işyerinde bu tür hareketlere izin vermeyenlerin, camide her türlü oyun ve eğlencenin yapılmasına göz yumanların “Beytullah”ın ne anlama geldiği konusunda bir fikri olmadığı kesindir.

Kâbe-i Muazzama’nın şubeleri olan camiler kutsaldır, Beytullah’tır. Sosyal mekân, AVM ve panayır alanı değil. Biraz insaf!

Tarih: 28.05.2018 15:14
Yorum Bırak