Mağlubiyet Psikolojisi'nden kurtulmak

Peygamber Efendimiz (s.a.v), Müslümanların istiklâl ve hâkimiyeti tesis ile âleme nizam ve adalet dağıtmak için “Hicret”le birlikte Medine’de “İslâm Devleti”ni kurmuştur.

Tarih: 07.11.2016 15:13

Müslümanlar “Mağlubiyet Psikolojisi”ni yenmek mecburiyetindedir

Siyami Akyel / Milli Gazete

Peygamber Efendimiz (s.a.v), Müslümanların istiklâl ve hâkimiyeti tesis ile âleme nizam ve adalet dağıtmak için “Hicret”le birlikte Medine’de “İslâm Devleti”ni kurmuştur.
 
Bu devlette diğer unsurlar bulunmasına rağmen yetki Peygamberimize; hâkimiyet, adaleti tesis edecek olan Müslümanlara teslim edilmişti. Böylece İslâm’ın üstünlüğüne ilâveten, izzet üstünlüğü de devlet eliyle Müslümanlara verilmişti
 
Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e hitâben: “Biz sana bu kitabı hak bilgiler (kurallarla dolu olarak) indiriyoruz ki; insanlara hükmedesin. Sakın bozgunculara yüz verme!..” ve başka bir ayette, “Biz Resullerimizi beyyinelerle (donatarak) göndeririz ve onlara Kitap (la beraber) Mizân (usul) indiririz ki; insanlar adaleti ayakta tutsun… Demiri de indirdik; onda ağır tehlikeyle birlikte insanlığa faydalar var; esasen, Allah ve Resulüne dolaylı olarak kimin yardımcı olacağı bilinsin: Allah izzetlidir, güçlüdür…” buyrularak adaleti sağlamak ve Müslümanların izzetlerini korumak için devletin ne kadar önemli olduğunu belirtilmiştir.
 
Bu yüzdendir ki Müslümanlar tarih boyunca “i’lây-ı kelimetullah” için çalışmış ve bunda da muvaffak olmuşlardır. Bazen bir bölgeyi, bazen bir coğrafyayı, bazen de Osmanlılar gibi dünyanın üçte birini hâkimiyetleri altına alarak adaleti tesis etmişlerdir.
Daha Peygamber Efendimiz (s.a.v) hayattayken antlaşmayı bozan Yahudi kabileler “Beni Kureyza, Beni Nadr ve Beni Kaynuka”ya hadleri bildirilmiş, bir kısmı da sürgün edilmiştir.
 
Yine Hazreti Ömer (r.a) zamanında “Ecnadeyn Savaşı”yle Bizans’ın elinden Kudüs alınmış; “Kadisiye ve Nihavend Savaşları”yla İran’daki “Sasani İmparatorluğu” yerle bir edilmiştir.
 
Dört Halife dönemi ve sonrasında önemli başarılar elde eden Müslümanlar, 7.’inci yüzyılda Afrika’nın tamamını ele geçirmiş, 9.yüzyılda Türkistan’a kadar ulaşmışlardır. Karahanlılar’ın İslâm’ı kabulüyle Türkler, İslâm’la şereflenmiş; kurdukları devletlerle adaleti tesis etmişlerdir.
Selçuklular döneminde Bizans’ın bozguna uğratılarak Anadolu’nun kapılarını açan Türkler, Osmanlılar döneminde üç kıtaya hâkim olmuşlardır.
Bütün bu tarihi malumatı niçin veriyorum Elbette, Müslümanların tarihte ne kadar büyük olduklarını, İslâm’ın üstünlüğünün yanında Müslümanların da izzet üstünlüğünü sürekli ellerinde tuttuklarını hatırlatmak için.
 
İslâm tarihinde sürekli yöneten konumda olan, dünyanın tamamına olmasa da en azından bir bölümüne adalet dağıtan bu necip İslâm milletinin, bugün “Mağlubiyet Psikolojisi”nin esiri olması hepimizi derinden yaralıyor.
 
Osmanlı devletinin son yıllarında başlayan Mağlubiyet Psikolojisi, bugün hâlâ devam etmektedir. Bu sadece Türkiye için değil, bütün bir İslâm ümmeti için geçerlidir.
 
Osmanlı Devleti’nin yıkılış yıllarında batıcılık cereyânının olduğu görülür. Bu etkiyle batının bilimdeki terâkkisi örnek alınmış, buna mukâbil batının dini referansları alınmamıştır. Çünkü: Osmanlı, şer’i bir devlet olduğundan din devlet eliyle korunmuş, dinde reforma izin verilmemiştir. Ancak Cumhuriyet’le birlikte batıya karşı kompleksin bir tezahürü olarak dinde reform düşüncesi ortaya çıkmıştır.
 
Muazzam Osmanlı Devleti’nin yıkılıp, yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması süreci çok sancılıdır. Yeni kurulan düzen/sistem kendini kabul ettirmek için bin bir türlü yola başvurmuştur. Ama tarihin hiçbir döneminde geçmişini yok sayma bu denli feci olmamıştır.
 
Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, sadece Osmanlı Devleti’nin mirası reddedilmemiş, aynı zamanda 1400 yıllık süregelen İslâm mirası da reddedilmiştir. Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924), Şer’iyye ve Evkaf’ın Kaldırılması (3 Mart 1924), Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924), Şapka ve Kıyafet İnkılâbı (25 Kasım 1925), Laiklik (1928), Takvim, Saat ve Ölçülerde Değişiklik (26 Aralık 1925 - 26 Mart 1931), Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması, Medreselerin Kapatılması (1924), Harf Devrimi (1 Kasım 1928), Aşar Vergisinin Kaldırılması (17 Şubat 1925), Mecelle’nin kaldırılıp (1926) yerine batıdan ithal Anayasa yapılması gibi uygulamalar tamamen binlerce yıllık İslâm geleneğinin reddidir.
Tüm bu devrimlerle İslâm ve Ehl-i Sünnet Müslümanlığı korumasız kalmıştır. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa’dan “Türkiye Cumhuriyeti’nin dini İslâm’dır” maddesini dahi çıkartmıştır. Devletin dine mesafeli ve tavırlı bulunduğu bir dönemde dinde reformist bir güruh türemiştir. Bunun zeminini yeni kurulan sistem hazırlamıştır.
 
Tanzimat’la birlikte batıya dönük olan yüzümüz Cumhuriyet’le birlikte batıya hayranlığa dönüşmüştür. Yaklaşık 150 yıldır İslâm coğrafyası buhran içinde ama 1438 yıllık geçmişimizin 150 yılı hariç yöneten, adalet dağıtan bir güçtük. Buna rağmen bu “Mağlubiyet Psikoloji”si neden Çünkü, Osmanlı Devleti yıkılalı Müslümanları himâye edecek, adalet dağıtacak başka bir güç yok.
 
Dünya Müslümanlarının örnek alacağı, güveneceği, adalet dağıtacak, iki Müslüman devlet birbiriyle savaştığı zaman aralarını düzeltecek, biri diğerine saldırmakta diretirse ayet gereği adaleti sağlayacak bir devlet yok. Müslümanlar arasındaki çekişmeye müdâhale etmek, Yahudi ve Hıristiyan devletlerin insafına kalmış.
 
Son 150 yıllık buhranlı döneme rağmen Müslümanlar, yine eski günlerine dönebilirler. Bunun birinci şartı “Mağlubiyet Psikolojisi”nden kurtulmaktır. Bunun için de Allahü Teâlâ’nın “Külli iradesi”ni aslâ unutmamalıyız.
 
Bugünkü Müslümanlar, cüz’i iradeleriyle bazı şeyleri başarmak istiyor. Batıl ideolojiler ise her tarafı kuşatmış, hareket alanı bulamıyor. Böyle olunca da “Amerika yenilmez”, “İsrail’le baş etmek mümkün değil” zehâbına kapılıyor. Oysa İslâm’da ümitsizliğe düşmek yoktur. Hicr Suresi’ndeki “De ki, Rabbinin rahmetinden, hak yoldan sapanlardan başka kim ümit keser ki” ayeti ümitsizliğe düşmeyi yasaklamıştır.
Bizim görevimiz çalışmak, zaferi verecek Allah (c.c)’tır. Sel felaketi, deprem, kasırga, salgın hastalık, iç karışıklık gibi aklımıza gelmeyecek, cüz’i irademizi aşan bir binbir türlü yollarla da olsa Rabbimiz güçlü görünen kavimleri dağıtır. Ad, Semud, Lut kavimlerinin helâkı bunlara misaldir.
 
Mağlubiyet Psikolojisi’nden kurtulmamızın anahtarı, İsra Suresi’nin 81’inci ayetindeki şu emirde saklı: “Yine deki ki: Hak geldi, bâtıl zâil oldu! Şüphesiz ki bâtıl, yok olmaya mahkumdur.”
 
Merhum Necmettin Erbakan Hoca tarafından kurulan ve 12 Ocak 1973’teki ilk sayısında “Yahudi Kongresi”ni eleştirebilen; logosuna “Hak geldi bâtıl zâil oldu” ayetini yazan bir gazete ve ona inanmış okurlar elbette “Mağlubiyet Psikolosi”ni yenmişlerdir.

İşte bunun için buradayım.
Tarih: 07.11.2016 15:13
Yorum Bırak