TÜRKİYE'DE ATATÜRK DÜŞMANLIĞI VAR MI?-1

Lügatımızda bir kelime vardır; yakın mânâda "kimsesiz, zavallı, çaresiz, dokunaklı, dertli, yabancı yerde yaşayan" anlamları, ince fark ve derece ayrılıklarıyla devam eder ve "tuhaf, acayip, görülmedik" olarak ilerler; sonunda, uzak mânâda bayrağı zirveye diker...

Tarih: 28.10.2019 11:43


ATATÜRK DÜŞMANLIĞI VEYA YILAN HİKÂYESİ (1)


ABDULLAH Ş. BEDİRHAN


Lügatımızda bir kelime vardır; yakın mânâda "kimsesiz, zavallı, çaresiz, dokunaklı,dertli, yabancı yerde yaşayan" anlamları, ince fark ve derece ayrılıklarıyla devam eder ve "tuhaf, acayip, görülmedik" olarak ilerler; sonunda, uzak mânâda bayrağı zirveye diker...


Evet...Doğru... Kelimemiz "garip"tir.


Bu topraklarda, bu kelimenin her bir "nüansına" destanlar yazılır. Garip (kimsesiz) Ülkemin, bir kısım garip (tuhaf) insanları, yaptıkları garip (görülmedik) ithamlarla birbirlerinin huzurunun katili olmaya devem ederler.Hiç yoktan...


Evet,hiç yoktan...


Bakın "hiç" kelimesi de aynen "garip" gibi anlam zengini olmasa da, anlama zenginlik katan kelimedir. Bir yönü itibariyle kuvvet şurubudur. Şimdi bakın şu "hiç"e; "yoktan"ı yedeğine alınca, nasıl da "yok" yok oluyor ve "sebepsiz" mânâsına dönüşerek arzı endam ediyor.


Bu satırlar "sebepsiz" değildir.


Bizim bitip-tükenmez "devrevî dalgalanma" istidadı gösteren konularımız vardır. Bunlarla zinde güçlere selâm gönderilir. Yani, "şunları hırpalamama yardım et" falan denir. Böylece çekişme uzayıp gider ve bir sonuca bağlanmaz, yılan hikâyesi gibi... Nasıl sonuca bağlanmaz? Bir de "mahkûmiyetler" var diyebilirsiniz. "Medrese-i Yusufiye" hiç bir zaman son mekân olmamıştır. Ne demişti cennet mekân Üstad? "Ana rahmi zahir şu bizim koğuş" evet, orası hep mâlûm sürecin duraklarından bir durak olmuştur. Bu konuyu ayrı tutmak lazım.


Şimdi lafı, bazen zirve yapan atışma-sataşma konularına getireceğim. En baba olanları sıraladıktan sonra içinden birini seçmek kolay olacak.


Şöyle:


Önce İzmir dağlarından, ıtırlı bir esinti gelir. Zira o dağlarda her mevsim çiçekler açar. Takiben bir slogan tekrarlanır. "Biz Mustafa Kemal'in Askerleriyiz." İzmir Marşı ve slogandan sonra, doğal olarak sıra ithamlardadır. Cumhuriyet düşmanlığı, demokrasi düşmanlığı, Atatürk düşmanlığı ve tabi ki "irticanın odağı olmak" birilerine, bir kesime ve bir kuruma yapıştırılmaya çalışılır... Bu ârâz, birkaç senenin hikâyesi değildir.Bu duygu -kaybetme korkusu- slogan sahiplerinin içine düştüğü gün başlamış ve kaybettikten sonra marâzî bir hâl alarak kronikleşmiştir. Kesintisizdir. Şunu söylesek yeridir: Kendilerini "Kemalist" veya "Atatürkçü"olarak tanımlayanların işte bütün sermayesi budur. İtham... Ve selâm gönderilerek istenen desteğin ötesinde, ithamların birilerini "gayri demokratik müdahaleye" azmettirdiği de olmuştur. Böylece"hırpalanmanın" ileri boyutları da yaşanmıştır. Bu konuyu da mevzumuzun dışında tutuyorum...


Aslında,onların söyledikleri şudur: "Gerçek varis biziz, ülke bize emanet edilmiştir. Ayrıca bizler eğitimli, okumuş çocuklarız. Çarşaf gibi"diplomalarımız" da var. Niçin bizler burada, onlar 864 rakımlı tepede?" Bakın, bu "rakım" da bize vaktiyle yanlış söylenmiş.İki farklı rakam daha var. 986 veya 1071 metre, her neyse. Bu da bir kenarda dursun...


Şurası kesin ki, "tepede olan, tepeden bakar."


İste bu Kemalistler bir zamanlar o tepelerden jakoben tavırla (zor kullanarak kendi siyasi görüşlerini yerleştirme isteği ile) millete ve değerlerine küçümseyerek bakmışlardı. Şimdi aynı nazarla kendilerine bakıldığını sanıyor da olabilirler. Rahatsızlıkları buysa: Sorun ruhsaldır. Kısaca, "hasta olan tedavisini yaptırsın" diyerek, bu konuyu da geçiyorum...


Şimdi esas konumuz şu:


Bu ülkede Atatürk düşmanlığı yapılıyor mu?


Düşmanlığı kimler yapıyor? Dediğimizde, faturanın yanlış adrese kesildiğini ve de yanlış adrese gönderildiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Tabi yanlış adres"mütedeyyin" kesimdir. Adres yanlıştır. Ölen insanın yakasını"şeytan" bile bırakırken, o yakayı hiç yoktan"mütedeyyinlerin" eline tutuşturma gayretinin hep bir geri planını olduğunu düşünmüşümdür. Lafın burasında itirazlar olacağını tahmin ediyorum. Diyebilirler ki: "Bir sabah şu kentte, bronza çarpan metalin sesini insanlar duymadı mı? Şöyle şöyle laflar edilmedi mi?" Tamam hepsi doğru.Liste daha da uzatılabilir. Hep söylerim, sınırlı doğrudan "anlamlı"bir sonuç yerine "muhteşem" bir yanlış çıkar. Başka örnekler de verebilirim. Farklı zamanlarda ve farklı yerlerde; meselâ, müzelerde sergilenen ünlü tablolara mürekkep atan veya tahribe yeltenenler çıkmamış mıdır? Zemzem kuyusuna "bevleden (çiş eden)" de çıkmamış mıdır? Çıkmıştır...Görünenin her zaman, bir geri planı vardır. Ne derler? Delilik çeşit çeşittir... İddia sahipleri de aslında meczupları aratmayacak halet-i ruhiyede...


Bir başka açıdan meseleye bakıldığında: "İnsanımız şu vahşi ekonomik sistemde,geçim kaygusuyla gırtlak gırtlaga mücadele ederken, artık hayatta olmayan birine düşmanlık yaptığı da nereden çıkartılıyor" diye düşünmek, makul ve vicdanlı bir yaklaşımdır. Demek ki, birilerinin "vicdani" konuda sıkıntısı var...


Kısaca,Atatürk düşmanlığı gibi takdim edilen konuyu daha farklı analiz etmek gerekir.


Bakın bu konu açıldığında dostlara hep şöyle bir örnek vermişimdir. Kavga eden iki çocuk düşünün. Hırpalanıp, ağzı burnu kanayan ve fiziki olarak bir şey yapamayacağını anlayan çocuğun muhatabının canını yakacağına inandığı ancak birkaç cümlesi vardır. O da şudur: "Senin ananın a...." der ve devam eder. Şimdi kim diyebilir ki; bu çocuk, bir annenin iffetine (namusuna) karşı kötü emeller besliyor. Olan sopa atanın canını yakma gayretidir. Sus pus evinin yolunu tutma yerine, görüntüyü kurtarmaya çalışmıştır. Hepsi bu...


Akla, izana, pedagoji (çocuk eğitimi) ilmine ve insafa sığmayan bir kısım garaip(şaşılacak) söylemler varsa, birilerinin canı da yanabilir, tepki de olur.Tepkilerin adresi aslında bellidir. Ancak üstüne almayanlar var.


İşte bu aymazlıklar beni farklı bir noktaya getirdi. Bir "Atatürkçülük"diye kurgulanan söyleme ve bir de, kendilerine "Atatürkçü" diyenlere bakıyorum. Sergilenen bölücülüğün eski bir versiyonu. Veya sürümü, yorumu.Baktığım açıdan, vardığım kanaat şu: Artık bunların "Atatürk" ismiyle anılmasının, o ismin hatırasını rencide ettiğine inanıyorum. Bu yüzden,sözlerime "Çülükçüler" diyerek devam edeceğim.


Kısaca,bizim "Çülükçüler" kendilerine gösterilen tepkileri, Atatürk düşmanlığına çevirmede mahirler. Malûm "rakımlı tepeden" inişin veya gözden düşmenin kısa hikâyesi de bu olsa gerek. Söz kâr eder mi bilmem?Söyleyeceğim şu: Bu milletin gözünden düşmüşseniz, bir sebebi olmalı. Bunu eniyi bilmesi gerekenler sizlersiniz. Bilmiyorsanız: Şapkanızı önünüze koyun ve dolana kadar düşünün. Bilesiniz ki, bu ölçek başlangıç için gerekli ama yeterli değildir.


(Devam edecek)

Abdullah Ş. BEDİRHAN

21.10.2019

Tarih: 28.10.2019 11:43
Yorum Bırak