Sultan II.Abdülhamid'e büyük saygısızlık

Resmi tarihin uzun yıllar bu milletin çocuklarına “Kızıl Sultan” olarak öğrettiği ve lanse ettiği 2. Abdülhamit gerçeği günümüzde de adeta köşe bucak saklanmak isteniyor. Milletin ceddi terkedilmiş durumda. Halk, Sultan 2. Abdülhamit’e

Tarih: 10.09.2014 15:13
Resmi tarihin uzun yıllar bu milletin çocuklarına “Kızıl Sultan” olarak öğrettiği ve lanse ettiği 2. Abdülhamit gerçeği günümüzde de adeta köşe bucak saklanmak isteniyor. Milletin ceddi terkedilmiş durumda. Halk, Sultan 2. Abdülhamit’e iade-i itibar etti ama gel gör ki aynı duyarlılık ve hassasiyet yönetimde yok. Bunun son örneği Fatih Çemberlitaş’ta bulunan cennet mekan Halife 2. Abdülhamit Han’ın kabrinde yaşandı. Ne idüğü belirsiz kişiler Sultan Abdülhamit’in kabrini adeta defile platformuna dönüştürdü. Kabrin duvarlarına çıkarak katalog çekimleri yapan kişilere engel olan, “dur” diyen bir görevli de çıkmadı.

Kabri defile mekânı yaptılar

İkinci Abdulhamit Han’ın kabrinde yaşanan bu edepsizliğe o anda orada bulunan vatandaşlar büyük tepki gösterdi. “Burası defile arenası mı? Başka bir ülkede bir tarihi şahsiyetin kabrinde bu densizliği yapabilir misiniz?” şeklinde çıkış yapan vatandaşlara çevreden de destek geldi. Bunun üzerine kabri defile mekânı olarak kullanmak isteyenler apar topar oradan uzaklaştı.

Filistin’i yahudilere vermemişti...

Peki, büyük bir ahlâksızlığa imza atılarak kabri podyum olarak kullanılmak istenen 2. Abdulhamit Han kim? 2. Abdulhamit, Yahudilerin Filistin’de bir devlet kurma teşebbüslerinin karşısına çıktı. Siyonistlerin Osmanlı borçlarını bütünüyle silelim tekliflerini elinin tersiyle itti, reddetti. Bu toprakların kanla alındığını, asla terk edilemeyeceğini sert bir dille bildirdi. Filistin topraklarının Yahudilere satılmaması için gerekli tedbirleri aldı. Doğu Anadolu’da Ermeni hareketlerine karşılık Hamidiye alaylarını kurdu ve bölgede asayişi temin ile Osmanlı hakimiyetini pekiştirdi.

Son dönemde tarihi kişilik ve değerlerimize olan saygısızlık zirve yaptı. Bunun son örneği Fatih Çemberlitaş’ta bulunan cennet mekan Osmanlı Sultanı 2. Abdulhamit Han’ın kabrinde yaşandı. Ne idüğü belirsiz kişiler Sultan Abdulhamit’in kabrini adeta defile platformuna dönüştürdü. Kabrin duvarlarına çıkarak garip hareketler ve davranışlarda bulunan bu kişilere engel olan, “dur” diyen bir görevli de çıkmadı.

Tarihi, dini kişilik ve değerlerimize olan saygısızlık son dönemde zirve yaptı. Bunun son örneği Fatih Çemberlitaş’ta bulunan Cennet mekan Osmanlı Sultanı 2. Abdulhamit Han’ın kabrinde yaşandı. Ne idüğü belirsiz kişiler Sultan Abdulhamit’in kabrini adeta defile platformuna dönüştürdü. Kabrin duvarlarına çıkarak garip hareketler ve davranışlarda bulunan bu kişilere engel olan, “dur” diyen bir görevli de çıkmadı. 2. Abdulhamid Han’ın kabrinde yaşanan bu edepsizliğe o anda orada bulunan vatandaşlar büyük tepki gösterdi. “Burası defile arenası mı? Başka bir ülkede bir tarihi şahsiyetin kabrinde bu densizliği yapabilir misiniz?” şeklinde çıkış yapan vatandaşlara çevreden de destek geldi. Bunun üzerine kabri defile mekanı olarak kullanmak isteyenler apar topar oradan uzaklaştı.

Siyonistlere toprak vermeyen sultan: 2. Abdulhamit kimdir?

Çok iyi bir tahsil görerek din ilimlerini ve Fransızcayı mükemmel bir şekilde öğrendi. Tahta çıktığında Osmanlı Devleti tam bir bunalımın eşiğindeydi. Karadağ ve Sırbistan’da savaş aleyhimize dönmüş, Bosna-Hersek ve Girit’te ayaklanmalar çıkmış, mali kriz son haddine varmıştı. Bu arada sadrazam Mithat Paşa ve arkadaşlarının isteği üzerine 23 Aralık 1876’da Birinci Meşrutiyet ilan edildi. Ancak gayrimüslimlerin dahi yer aldığı Meclis-i Mebusan’ın ilk işi Rusya’ya harp ilanı oldu. 93 harbi diye tarihe geçen bu savaş, Osmanlı Devleti için tam bir felaket getirdi. Ruslar İstanbul önlerine kadar geldi. Bir milyondan fazla Türk, Bulgaristan’dan İstanbul’a hicret etti. Mütareke isteyen Sultan Abdülhamid, ilk iş olarak devleti parçalanma ve yok olma yoluna doğru götüren Meclis-i Mebusan’ı kapattı (13 Şubat 1878) ve devlet idaresini eline aldı. Ayastefanos antlaşması ile Osmanlı Devleti Makedonya, Batı Trakya, Kırklareli, Kars, Ardahan ve Batum’u kaybediyordu. Ancak İngiltere ile anlaşan Abdülhamid Han, Kıbrıs’ın idaresini onlara bırakmak şartıyla, yeniden topladığı Berlin Konferansı’nda kaybedilen toprakların bir kısmına sahip oldu. Abdülhamid Han büyük meseleler karşısında bunalan Osmanlı Devleti’ni bundan sonra dahiyane bir siyaset, adalet ve fevkalade bir kudretle yönetti. Düyun-u Umumiye idaresini kurarak iki yüz elli iki milyon tutan devlet borçlarını yüz altı milyona indirdi. Memlekette büyük bir imar faaliyeti ile eğitim ve öğretim seferberliği başlattı. Çoğu şahsî parasından olmak üzere cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çeşme, köprü vs. gibi toplam 1552 eser yaptırdı. Ülkenin dört bir yanını demiryolu ile döşedi. Yunanlıların Girit’te isyan çıkarıp, Türkler arasında toplu katliamlar yaptırmaya başlamaları üzerine, Yunanistan’a harp ilan etti. Alman kurmaylarının altı ayda geçilemez dedikleri Termopil geçidini 24 saatte aşan Osmanlı ordusu, Atina önüne vardı. Yunanistan’ın tamamen Osmanlı eline geçeceğini anlayan Avrupalı devletler, sulha zorladılar ve bunda muvaffak oldular.

Toprağa Karşılık Parayı Reddetti

Yahudilerin Filistin’de bir cumhuriyet kurma teşebbüslerinin karşısına çıktı. Onların Osmanlı borçlarını bütünüyle silelim tekliflerini reddetti. Bu toprakların kanla alındığını, asla terk edilemeyeceğini sert bir dille bildirdi. Filistin topraklarının Yahudilere satılmaması için gerekli tedbirleri aldı. Doğu Anadolu’da Ermeni hareketlerine karşılık Hamidiye alaylarını kurdu ve bölgede asayişi temin ile Osmanlı hakimiyetini pekiştirdi. Sultan Abdülhamid Han’ı tahttan indirmeden Osmanlı Devleti’ni parçalamanın ve İslam’ı yok etmenin mümkün olmadığını gören bütün iç ve dış düşmanlar bu Türk hakanına karşı cephe aldılar. Bir taraftan Sultan’ı gözden düşürmek üzere her türlü iftira ve kötüleme kampanyaları yaparlarken, diğer taraftan suikastlar tertip ettiler. Ermeni asıllı Fransız yazar Albert Vandal’ın “Le Sultan Rouge=Kızıl Sultan” şeklinde ortaya attığı iftiraları aynen alan bazı gafiller, ansiklopedilere bunları yazarak genç nesilleri aldattılar. Bu arada Padişah’ın devlet idaresinde nüfuzunu kırmak isteyen batılılar, İttihat ve Terakki mensuplarını kışkırtarak 23 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyeti ilan ettirdiler. Böylece otuz yıl durmuş olan facialar tekrar başladı. 31 Mart Vakası sebebiyle İttihat ve Terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirilen Abdülhamid Han, Selanik’e gönderildi (27 Nisan 1909). 10 Şubat 1918’de Beylerbeyi Sarayı’nda vefat eden Abdülhamid Han’ın naşı Çemberlitaş’ta dedesi Sultan II. Mahmut’un türbesindedir. II. Abdülhamit Han’ın güzel ahlakı, dine olan bağlılığı, edep ve hayasının derecesi, akıl ilim ve adaletinin çokluğu, milleti için gece-gündüz çalışması, düşmanlarına bile iyilik yapması, ciltler dolusu eserlerle anlatılmaktadır. Onun tahttan indirilmesinin üzerinden 10 yıl geçmeden imparatorluğun dörtte üçünün elden çıkması, memleketi 33 yıl nasıl idare ettiğine en açık delildir. Yine Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesiyle beraber kan gölü haline çevrilen Ortadoğu’da hala huzur tesis edilememiş olup, Arap alemi Siyonizmin oyuncağı haline gelmiştir.

Şehit Sahabeye Saygısızlık

Benzer saygısızlıklardan biri Diyarbakır’da yaşandı. Bem Birsen Diyarbakır İl Başkanı İbrahim Gökdemir, 27 şehit sahabeye ait kabirlerin çevresindeki enkazların kaldırılmamasını yapılmış bir saygısızlık olarak gördüklerini söyledi.Bu yerlerin bir Ermeni Mezarlığı veya bir kilise çevresi olmuş olsaydı çöp atıkları ve hayvan pislikleri içinde bırakılmayacağını belirten Gökdemir, Diyarbakır’ın (Amed) İslam tarihinin kadim şehirlerinden olduğunu hatırlatarak, “Gerek bağrında barındırdığı peygamber kabirleri ve gerekse 541 sahabe ile birlikte, İslam’ın en kutsal beldeleri olan Mekke, Medine, Kudüs ve Şam’dan sonraki İslam’ın 5. Harem-i Şerifi konumundaki Ulu Cami olsun dini ibadet ve mekanları bakımından oldukça zengin bir konumdadır. İslami eserler tüm coğrafyayı etkisi altına almış, İslam’ın nurlu ışığını bir taraftan Kafkasya’ya, öte taraftan Anadolu’nun tümünü kaplayarak İstanbul kapılarına kadar bu nuru taşımıştır.” dedi.

Ahlâksız Diziler

Bir başka örnek de Osmanlı Sultanlarını sırf reyting uğruna olduğundan farklı gösteren bir TV dizisinde görüldü. Türk toplumunun değerlerine her zaman karşı olduğu ayan beyan belli olan bir televizyon kanalında, Osmanlı tarihine ve Osmanlı tarihinde eşsiz bir yer olan Kanunî Sultan Süleyman’a büyük saygısızlık/lar yapıldı. Osmanlı’ya yanlış yerden, yanlış perspektiften bakışın bir yansıması bu. Osmanlı eşsiz ve gıpta edilen bir tarihe sahip, ancak biz bu tarihe bile sahip çıkamıyoruz. Tam da bu aşamada sorulması gereken soru şu: RTÜK denilen kurum ne iş yapıyor? Bunca ahlaksız diziler ekranlarda fink atarken RTÜK’cüler neyle iştigal ediyorlar, bilene aşk olsun. (Milli Gazete)
Tarih: 10.09.2014 15:13
Yorum Bırak