1 Kasım seçimleri neyi değiştirecek?

Sayılı günler tez geçecek. Ve bir kasımda da akşam olacak. Tabi hüzünlenenler de. Sanılanın aksine “yedi haziranın” kopyası bir seçim sonucu olmayacağını düşünüyorum. O kadar çabuk mu? Bak

Tarih: 28.10.2015 17:17
YAKLAŞAN BİR KASIM SEÇİMİ

Sayılı günler tez geçecek. Ve bir kasımda da akşam olacak. Tabi hüzünlenenler de.  Sanılanın aksine “yedi haziranın” kopyası bir seçim sonucu olmayacağını düşünüyorum. O kadar çabuk mu? Bak komşumuz beşinci seçimi de gördü. Ondan neyimiz eksik, diyenler de mutlaka vardır…

Merak edilen ve yoğun mesailer verilen konu şu: Baht birine gülecek mi? Evet gülecek. Bir şeyin gerçekleşmesi için kaç kez söylenmesi gerekiyordu? Kırk mı?

Aslında o baht denilen hatun daima güler. Asık suratlı bir “cadaloz” olduğunu kimse söylemiyor. Mutadı, gülmek. O gülüyor, gülücükler dağıtıyor. Tabi bazen “katıla katıla” güldüğü de rivayetler arasındadır.
***
Siyasi partilerimizin “centilmenlik anlaşmasına” sebep, ilk defa bir seçim öncesi “düşük yoğunlukta propaganda” günlerini yaşıyoruz. Şimdi telaş, kamuoyu araştırma şirketlerinde. “En doğru tahmin bizimkisi” diyebilmek için gayret sarf ediyorlar. Evet, politikacıların derdi onları aldı… Onlar için, “kırk gün yağan kardan sonra bir günlük av” işte bugünlerdir.

Şimdi ne olacak?

Bir söz vardır: “Olanları anlat, olacağı da ben anlatayım” der.

Yedi haziran seçimleri sonrası yapılan açıklamalar; koalisyon görüşmeleri; terör saldırıları ve şehit cenazeleri; canlı bomba katliamı hafızalarda canlılığını devam ettiriyor. Tıpkı, tekrarlanan sözler gibi…

Beklenen sonuç;  kaba çizgileriyle, işaret ettiklerimiz ve edemediklerimizin neticesi olarak arz-ı endam edecek.
Yedi haziran gecesi; geç bir vakit, o kadar geç ki artık tarih de değişmiş. Saatler 01.10’u gösteriyor. Bir lider çıkıyor ve “Biz yoğuz, istedikleriyle koalisyon kursunlar. Erken seçimse, erken seçim” diyor. Bu siyaseten yanlış mı? Evet.  Eğer birine diktatörlük yakıştırılıyorsa, sanki bu sözler suçüstü halini de tasvir ediyor. Böylesine önemli bir karar için parti organları atlanıyorsa; il başkanları, ilçe başkanları bu son derece önemli karara katkıda bulunmaları için “payitahta” davet edilmiyor ve “emir eri” muamelesi çekiliyorsa, şöyle azametli bir görüntü vermek için uygun bir koltuk vardır. Peki, bu saatte yenilenen seçim öncesi “koalisyona evet” sinyalinin verilmesi, “bir kasımda” seçmen davranışını etkileyecek ağırlıkta bir söz mü? Sanmıyorum. Bir başka husus; Sanki terör saldırıları neticesinde seçmenin bu adrese yönelmesinde bir yavaşlama olduğudur. Belki de siyasetin en kısa tanımının “Hata yapmama sanatı” olduğu bu vesileyle anlaşılacak. Ticarette “zararın neresinden dönersen kârdır” derler. Ancak bu siyaset için “geçmez akçe” dir. Peki, yanlışlar kimin kâr hanesine damlayacak dediğimizde? Sanki oy oranlarını gösteren meşhur pasta diyagramdaki “büyük parça”, doğru adresmiş gibi görünüyor.  Birkaç gün bekleyip göreceğiz.

Mevzu bir kasımsa “İmralı, parti ve Kandil” üzerinde de birkaç söz söylemek gerekecek. İmralı mahkûmunun HDP ve Kandil için söylemiş olduğu “altımı oyuyorlar” tabiri medyada yer aldı. Bu her birilerinin diğerleriyle öteden beri var olan ve bir sır gibi sakladıkları çekişmelerin deşifre sözcükleridir.

Parti çatısı altındakiler: İmralı Adası’daki mahkûmun, Robinson Crusoe kadar kurtuluş umudunun ve Cuma gibi candan yoldaşının (kendi içlerinde ve Kandil’de) bulunmadığını iyi biliyorlar. Ayrıca, Dünya dengelerinin yeniden çift başlılığa doğru ilerlediği bir ortamda, batılı devletlerin elini çektiği an örgütün Devletimiz tarafından sinek gibi ezileceği sezgisiyle.. politikalar geliştirmeye çalıştıklarını düşünüyorum. Yapılması gereken de bu. Bir damar yakaladılar. Feodal geleneklerin hüküm sürdüğü bir ortamda siyaset çarkı yıllarca hâkim zümrelere çalışmıştı. Şimdi farklı feodaller olarak “biz geldik, bu çark bizim için dönecek, saltanat sırası bizde” diyorlar. Hükümetin de işlerini kolaylaştırmasına sebep, son genel seçimde ilave oyları Alevilerden, sol ideolojinin muhtelif kesimlerinden, ana muhalefet ve yavrusuna kızan partililerden ve en mühimi “barıştan” yana tavır koyan sade vatandaşlardan da alarak büyük bir sıçrama yaptılar. Böylece iktidar partisine CHP ve MHP’nin yapamadığını HDP yapmış oldu. Her zaman iyiliğin bir karşılığı vardır, öyle veya böyle.

Ancak bu durumdan, iktidar partisinden ziyade Kandil’in rahatsız olduğunu düşünüyorum. Rahatsızlık kesilen ceza ile su yüzüne çıkmıştır. Konuyu biraz daha netleştireyim. Cezayı getiren: HDP’nin rüştünü ispat gayreti içerisinde bağımsız politikalar geliştirmeye çalışmasıdır. Birileri için bu yapılacak iş değildir. Malum elinde “çekiç” olan, etrafındaki nesneleri “çivi” gibi görürmüş. Terör baronlarınınsa ellerinde silah var. Söz dinlemeyen, “yat- kalk” taliminden kaytaran disiplinsiz marabalara (artistlere) haddini bildirmektir olanlar. İşte Kandil, başlattığı terör saldırılarıyla emanet oyların rahatsız olacağı bir ortamı meydana getirirken hem HDP’i cezalandırıyor, hemi de İmralı mahkûmunun “altını oyuyor”. Peki, bu olanlar seçmen nezdinde anlamlı mı? Evet. Doğru yorum ve isabetli öngörü için, bu da gözden uzak tutulmamalı. Bunun için de bekleyeceğiz.

Geçtiğimiz günlerde büyük bir terör saldırısı alçaklığını da yaşadık. Gerçek anlamda “meydansız” şehirler inşa eden milletimize, Ankara gar kavşağındaki menfur olayı “Gar meydanında canlı bomba katliamı” olarak duyurduk. Olay sonrası internete düşen görüntülerden birini dehşetle izledim. Barış için yapılan bir etkinlik. Orak –çekiçli parti amblemi taşıyan pankartta “barış ve savaş” kelimelerinin yer aldığı bir slogan ve önünde halay çeken insanlar vardı. Halay çekenler veya meydandakiler dört kelimeyi tekrar edip duruyorlardı: “bu meydan, kanlı meydan.” Şaşırdım. 1973’den itibaren Ankara’dayım. Gar kavşağında ne “kanlı” bir olay, ne de trafik kazası hatırlamıyorum. Şaşkınlığımı artıransa, bu sloganın “barış” için düzenlenen mitingde -felaketi çağırır gibi- ağızların virdi olmasıydı. Dostlar; “solcular bir araya gelince, sıklıkla tekrar ettikleri sloganlardan biridir” demiş olsalar da, o güne uygun olmadığı gerçeğini değiştirmiyordu. Ve kamarayı sağdan sola doğru takip ediyoruz.  Sol başta, halay çekenlerin arkasında, birkaç metre uzağında patlamayı görüyoruz. Bir amatörün çıkaracağı iş değildi. Terör “korku salmaksa” bu görüntüler maksada uygun, etkili bir malzemedir. Maksada uygun hareket eden – etmeyenlerin tefriki de; eğer orada “bu meydan kanlı meyden” sloganını başlatan biri, bir amigo varsa onun da araştırılması mutlaka yapılmalıdır. Bu sıkıntılı coğrafyada, kamu adına yetki kullananlar “şeytanın aklına gelmeyen” soruları sorup neticeye gitmezlerse, işimizin çok zor olduğunu söylememiz müneccimlik olmasa gerek. Mesela, bu elim olayda hayatını kaybedenler ve yaralıların etnik ve mezhebi durumları da masaya getirilmelidir. Bu harekete son seçimde eklemlenen emanet oyların kalıcılığının teminine yönelik, çok sinsi bir plan mı var? Bu plandan nasıl bir sonuç bekliyorlar?.

Netice olarak, “gar meydanı katliamıyla ilgili” muhalefet üslubunun kendilerine oy kaybettireceği düşüncesindeyim. Milletimiz “devlet adamı” sorumluluğunu üstlenmiş hiçbir memleket evladının bu iğrenç olaya dâhil edilemeyeceğini çok iyi biliyor. Velhasıl bu konuda da; yaygara yapanların kaybedeceği günlere doğru gidiyoruz.

Olandan, olacağa bağlantı kurarken: Yedi haziran seçim sonrası başlayıp yasal sürenin dolmasıyla noktalanan, kim- kimle bir araya gelebilir tartışmaları da, Hükümeti kurma görevi alan Başbakanın kurulacak ortaklığı isteyip-istemediği de değil; önemli olan, bu geçen süre zarfında ekonomide yaşanan olumsuz kıpırdanmalar ve terör olaylarıyla ilgili yaşananların oluşturduğu kanaattir. Net ifadesiyle oluşan algıda şudur: “Seçimlerdeki istikrarsızlığın sıkıntısını yaşıyoruz.” Bakalım yenilgiye doymayan partiler, bu algıyı milletimizin hafızasından silebilecekler mi?

Birileri bu erken seçimi istedi, hem de çok istedi. “Dur bakayım ne olacak” diye seçime gidilmesi mantıklı mı? Demek ki bir bilen var.

Milletimiz bu düğümü de çözer. İşte “bir kasım.” Hayırlı olsun…

Abdullah Ş. BEDİRHAN
27.10.2015


Tarih: 28.10.2015 17:17
Yorum Bırak