Büyük İslam alimi: Muhammed Zahid el-Kevseri

Son devrin yetiştirmiş olduğu büyük ilim adamlarından birisi olan Muhammed Zâhid el-Kevserî, talebeleri, eserleri ve görüşleriyle İslam dünyasında derin izler bırakmış,

Tarih: 14.07.2014 16:25
       Son devrin yetiştirmiş olduğu büyük ilim adamlarından birisi olan Muhammed Zâhid el-Kevserî, talebeleri, eserleri ve görüşleriyle İslam dünyasında derin izler bırakmış, Şeyhülislâm Ders Vekilliği’ne kadar yükselmiş mümtâz bir şahsiyettir.

Doğumu ve Âilesi, İlk Eğitimi:

Muhammed Zahid el-Kevserî, Kafkasya’dan hicret etmiş, Çerkes kökenli bir ailenin çocuğu olarak 14 Ekim 1879 tarihinde Düzce’ye bağlı Hacı Hasan Efendi Köyü’nde dünyaya geldi. Babası Hasan Hilmi el-Kevserî’dir. Kevserî’nin dedeleri sırasıyla Ali Rıza Efendi, Necmeddin Hazu, Bay Efendi, Kuneyyit Efendi ve Kanıs Efendi’dir.

Babası Hasan Hilmi Efendi, Kafkasya’da önemli ilim adamların­dan İslamî ilimleri tahsîl etmiş bir âlimdi. İstanbul’a geldiklerinde Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî’nin ilim meclislerinde bulunmuş, Delâlü’l-Hayrât’ı okutabileceğine dâir icâzet almış, daha sonra bütün İslâmî ilimleri okutabileceğine dâir umumî bir icâzetnâme almıştır.

Kevserî, temel ilimleri doğduğu köye adını veren babası Hacı Ha­san Efendi’den aldı. İlköğrenimi Düzce’de tamamladıktan sonra Rüşdiye’de okudu. Rüşdiye’de okuduğu yıllarda Düzce’de Şeyh Mu­hammed Nazım Efendi’den Şer’î ilimleri, Sarf, Nahiv gibi grameri ve Tarih, Coğrafya, Matematikve Farsça okudu. Ürgüblü Hüseyin Vecih Efendi ve Şaban Fevzi Efendi’de ders aldığı hocalardandır.

İstanbul’a Gelişi ve Medrese Eğitimi

İlk tahsil ve Rüşdiye’yi memleketi Düzce’de tamamlayan M.Zâhidel-Kevserî, onbeş yaşlarında medrese eğitimi için İstan­bul’a gelir. İstanbul’da tam on yıl sürecek olan eğitim devresinde devrin önemli âlimlerinden icâzet alacaktır.

İstanbul’da ilk derslerine amcası Sirozlu Hafız Musa Kâzım el-Kevserî’nin özel derslerine devam ederek başlayan Kevserî, Arap dili vegramerini okur. Çekmeceli İsmail Zühdü Efendi, Robalzade Yusuf Ziyaeddin Efendi, Allâme Muhammed Hâlis eş-Şirvânî, Ahmed Remzi eş-Şehrî’den ders alır. Bir taraftan Fatih Cami’sinde Eğinli Hacı Hafız diye meşhur olan İbrahim Hakkı Efendi’nin ve diğer ho­caların derslerine devam eden Kevserî, diğer yandan önemli ilim adamlarından özel dersler alır. Ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Hasan Hilmi el-Kasnamonî’dir. Bu zat, Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî’den icâzetli bir âlimdi. Yine Alasonyalı Ali Zeynelâbidin, Ali Rızael-Fakrî, Şeyh Muhammed Es’ad Dede el-Mevlevî, Silistreli Hacı Selim Efendi, Rizeli Şaban Fevzi Efendi, Karınâbâdlı Halil Efendi, Düzceli Selahattin Efendi’den ders almıştır.

İcâzet Alması ve Müderrisliği:

İstanbul’da devrin önemli âlimlerinden ders alan Kevserî, 1904 yılında medrese eğitimini tamamlamıştır. En son Alasonyalı Ali Zeynelâbidin Efendi’nin derslerine devam ettikten sonra mezun olan Kevserî, âlimlik imtihanına hazırlanmış, 1907 yılında Ders Vekîli Ahmed Asım Efendi başkanlığında Ahıskalı Mehmed Es’ad, Dağıs­tanlı Mustafa Muazzam, Tosyalı İsmail Zühdî gibi sonraları Şeyhü­lislâmlık ve Sadrazamlık yapmış zevâtların huzurunda dersiamlık imtihanını vermiş, 28 yaşında Şer’î, edebî ve aklîilimlerin tamamında ders okutabileceğine dâir icâzetnâme almıştır.

Muhammed Zâhid el-Kevserî, tam 16 yıl başta Fatih Camii ol­mak üzere, muhtelif kademe ve yerlerde dersiamlıklık görevini ifa etmiştir.

İttihat ve Terakki ile Mücâdelesi:

Kevserî’nin İttihat veTerakki ile ilk ters düşüşü, medreselerin ıslahı için kurulan komisyonda üye olduğu zaman başlar. İttihatçılar medreselerde değişiklik yaparak, dinî dersleri azaltmak istemiş, Kevserî de komisyon üyesi olarak buna karşı çıkmış ve yapılmak istenen değişikliğe engel olmuştur. Bu arada Kastamonu’da yeni açılan medresenin başına atanan Kevserî, burada üç yıl kaldıktan sonra istifa ederek İstanbul’a geldi.

İstanbul’da Darüşşafaka’da Arapça dersleri okutmaya başlamış, daha sonra Süleymaniye Medresesi’nde “Medresetü’l-Mütehassisîn” müderlisliğine atanmıştır. Sonra “Meclisü Vekâleti’d-ders”e, Süleymaniye Medresesi Temsilcisi olarak üyeseçilmiştir. Kevserî daha sonra Sultan Vahdettin Han zamanında 15 Ağustos 1336/1920 tarihinde aşağıdaki belgeyle Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin Ders Vekili olmuştur.

Bâb-ı Fetvâ

Dâire-i Meşîhat Muhammed Vahîduddîn

Meclis-i Tedkîkât-ı şer’iyye a’zâsından Hasan Hulkî Efendi’nin afvıyla yerine dersvekîli Ahmed Hamdî ve ders vekâletine Dersiâmdan Medrese-i Süleymaniyye Tabakâtu’l-Kurrâ ve’l-Müfessirîn Müderrisi Düzceli Zâhid Efendiler ta’yîn ve Medâris-i ‘İlmiyye İ’âşe Kalemi Müdîri Yunus Bahrî Efendi’nin açılacak birme’mûriyyete ta’yîn olunmak üzere afvıyla yerine Darulfunûn me’zûnlarından ve Duyûn-i ‘umûmiyye müstahdemîn-i sâbıkasından Hasan Fehmî Efendi Ta’yîn olunmuşdur.

Bu İrâde-i Seniyye’nin İcrâsına Meşîhat Me’mûrdur. 29 Zi’l-Ka’de 1338/15 Ağustos 1336

Şeyhu’l-İslâm

Mustafa Sabrî

Ancak Kevserî’nin bu görevi çok uzun sürmemiş, İttihat ve Terakkîcilerle anlaşamadığı için dersvekilliğinden azledilmiştir. Buna rağmen ders vekâleti meclisi üyeliği ile müderrislik görevini, 3 Kasım 1922 tarihinde Mısır’a gitmek üzere Türkiye’den ayrılıncaya kadar sürdürmüştür.

Muhammed Zâhid el-Kevserî merhum, hak bildiği dâvâda sebât etmiş, İttihat veTerakki Partisi’yle müdacelesi sonucu, hakkında tutuklama kararı çıkartılmış, evine dahi uğrayamadan Mısır’a hicret etmek zorunda kalmıştır.

Mısır Dönemi:

İttihat ve Terakki Partisi’nin dine karşı takındığı tavırlardan rahatsızlığını sadece dille ifâde etmemiş ve bizzat mücadele etmiş olan Kevserî, sırf bu tavrından dolayı gurbette yaşamak zorunda kalmıştır. 4 Aralık 1922 yılında Mısır Kahire’ye ulaşan Kevserî, burada da ilmî ve fikrî mücâdelesini sürdürmüştür.

Kendisiyle aynı âkibete uğrayan Osmanlının son Şeyhülislâm’ı Mustafa Sabri Efendi ile birlikte Mısır’da Ehl-i Sünnet İslamlığının kalesi olmuşlardır. Ali Nar Hocanın, Emin Saraç Hoca’dan nakletti­ğine göre, Mısır’daki reformist etkilerin çokça hissedildiği bir za­manda Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ve Şeyhülislam Ders Vekilî Muhammed Zâhid el-Kevserî’nin Mısır’a hicretlerinden burada bulu­nan bir Ezher âlimi şu şekilde tasvir etmiştir:

“Biz Mısır ikliminde hayli bunalmıştık: Bu akılcılar ve reformcu ki­şiler bizi şaşırtmıştı. Bir gün Akdeniz’den iki beyaz gemi zuhur etti; geldiler ve bizleri kurtardılar…”

Ezher Üniversitesi’nce kendisinden ders vermesi istenmiş, ancak Kevserî, hasta olduğu için bunu kabul etmemiştir. Yine el-Lügâtü’ş-Şarkıyye Fakültesi’de Kevserî’ye Türkçe hocalalığı için teklifte bulunmuştur. Kevserî, Muhammed Ebû’z-Zeheb Cami’sinde Cuma günleri ders vermiş, Mısır Devlet Arşivi’nde (Dâru’l-mahfûzâti’l-Mısriyye) mütercimlik vazifesiyle meşgul olmuştur. Burada Arapça belgeleri Türkçe’ye tercüme etmiştir. Bir ara Şam’a giden Kevserî, bir yıl sonra tekrar Mısır’a dönmüştür.

Vefâtı:

İttihat Terakki’nin zulmünden bizâr olarak terk-i diyâr eden Mu­hammed Zâhid el-Kevseri, memleket hasretiyle yaşamış; vefatından kısa bir süre önce, Bolu Mebusu Gazi Kazuk Kâmil Bey’e yazdığı bir mektubunda bu özlemi dilegetirmiştir.

Nihâyet, 1952 yılında 71 yaşında vefât etmiştir.Cenazesi Şeyh Abdülcelil İsa tarafından kıldırılmış ve Şafîî Mezarlığı’na defnedilmiş­tir.

Görüşleri:

Muhammed Zâhid el-Kevserî, asırlardır süre gelen ilmî geleneği devam ettirmiş, ele aldığı bütün mes’eleleri Kur’an ve Sünnet süzge­cinden geçirmiştir.

Kevserî, Ehl-i Sünnet’ten sapmış, itikadî konularda Ehl-i Sünnet’e muhalif fırkalarla mücâdele etmiş ve İslâm’a zarar gelebileceğini düşündüğü bozuk fikirlere engel olmaya çalışmıştır. Dinde reform, tecdid, mezhepleri birleştirme veya mezhepleri toptan terk ederek Kur’an ve hadisi esas alma gibi duygu ve düşüncelerle Müslümanların karşısına çıkan fırka ve guruplara karşı söz ve yazıla­rıyla karrşı koymuştur. Muhammed Zâhid Kevserî, dinde reformistlere karşı durmuş, Ehl-i Sünnet Müslümanlığının muhafazasına çalışmış­tır.

Müfit Yüksel, “20. yüzyılda Bir Ehl-i Sünnet Âlimi: Muhammed Zâhid El-Kevserî” makalesinde Kevserî’nin mücadelesini şöyle de­ğerlendirmektedir: “… Burada bulunduğu dönemde Selefî ve Modernist ekolün önde gelenleriyle tartışmalara girmiş, bu ekollere cevap niteliğindeki makale ve eserleriyle tanınmıştır. Bunun yanısıra Ehl-i Sünnet inancı ve mezhebine ilişkin çok önemli eser ve kaynak­ları tahkik ederek yayınlamıştır. Özellikle Selefî-Vahhâbi ekolüne karşı tarihte yazılmış birçok eseri gün ışığına çıkarmıştır. Mısır’da Şeyhülislâm Mustafa Sabrî ve Selâmetu’l-Kuda’î El-’Azzâmî ile bir­likte çalışmıştır. Ancak, Şeyhülislâm Mustafa Sabrî’nin Mısırda iken, Şafi’î ve Eş’arî mezhebini tercihi üzerine onunla da bazıt artışmalara girişmiştir. Fakat Zâhidu’l-Kevserî, en çok Şeyh Muhammed Abduh ekolünden gelen modernleşmeci Ezher uleması ile Selefî itikadına mensup olanlarla ciddi bir mücadele sergilemiştir.”

Muhammed Zahid el-Kevserî’nin hayatı incelendiğinde Ehl-i Sünnet’in yılmaz savunucusu olduğu görülür. Gerek Türkiye’de kal­dığı dönemde ve gerekse gurbette (Mısır), Ehl-i Sünnet inancından zerre kadar taviz vermemiş, dinde reformistler ve selefilerle sürekli mücâdele içinde olmuştur. Mısır’daki reformistlerle sürekli mücadele­sinden dolayı sınır dışı edilmek istenmiştir.

Muhammed Zahid el-Kevserî, Mısır’da Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi’yle birlikte sünni inancın savunulmasında büyük feda­kârlıklar yaparak, Ehl-i Sünnet inancını taşıyanların kalblerinde silin­mez yer edinmişlerdir. Muhammed Zahidel-Kevserî gibi bir âlimin Türkiye’de pek tanınmaması ne kadar hazin ve düşündürücüdür. C.Afgani, R.Rıza ve M.Abduh gibi mezhepsizler bir takım dinde re­formistler tarafından tanıtılmakta,Şeyhülislam Mustafa Sabri ve Mu­hammed Zahid el-Kevserî gibi gerçek ulemâ görmezlikten gelin­mektedir.

Eserleri:

Son derece üretken bir âlim olan Şeyh Muhammed Zâhid El-Kevserî, 21’ini İstanbul’da, 35’ini Mısır’da olmak üzere 56 telif eser yazmıştır. Bunların dışında 10 kitaba ta’likât yazmış, 57 esere mu­kaddime yazmıştır. Bu 57 eserin 23’ünü tahkik etmiştir.

Arapça gramerine ve Şer’î ilimlere vukufiyeti sayesinde çok derin dinî mes’eleleri tahlîl etmiş, başta Fıkıh olmak üzere, Hadis ve Kelam alanında önemli eserler vermiştir. Kevserî’nin Fıkıh, Hadis, Kelam, Tasavvuf ve Arapça gramerine dâir 56 eserinden Türkçe’ye tercüme edilen eserlerinin birkaçı geçmemiş olması da Ehl-i Sünnet Müslü­manlığını savunanların (hepimizin) ayıbıdır.

Kevserî’nin talebeleri arasında, Şeyh Abdülfettah Ebu Gudde, Abdullah El-Ğumarî ve Ahmed Hayri gibi tanınmış kimseler bulun­maktadır. Arap âleminde siyasal selefîliğin yaygınlaşması dolayısıyle uzun süre unutulmaya yüz tutan Zâhidu’l-Kevseri’nin tüm eserleri 2000 ve 2001-2002 yıllarında, Mektebetu Câmiati’l-Ezher tarafından “Min Turâsi’l-Kevserî” dizisi olarak yeniden neşredilmiştir. Türkiye’de ise, gerek Arap diline vakıf olanların fıkdanı, gerekse İlahiyatçı kesi­min çoğunlukla Modernist-Selefî çizgide olanlardan oluşması ve 80’li yıllardaki Radikal İslamcı akımlar dolayısıyle Şeyh Kevserî pek tanın­madığı gibi eserleride Türkçeye kazandırılmamıştır (M.Yüksel,a.g.m.).

Kevserî, eserlerinin büyük çoğunluğunu Arapça, bir kısmını Farsça yazmıştır. Nazmü avâmili’l-î’râb” adlı eseri Kevserî’nin ilk eseri olup, Farsça’dır. Kevserî, sadece “er-Ravdu ‘n-nâdıri ‘l-verdî fî tercemeti ‘l-îmâmi’r-Rabbaniyyi’s-Serhendî” adlı eserini Türkçe ka­leme almıştır. Eserlerinin hemen hepsinin (er-Ravdu ‘n-nâdıri ‘l-verdî fî tercemeti ‘l-îmâmi’r-Rabbaniyyi’s-Serhendî hariç) Arapça ve Farsça olması Kevserî’nin bu dillere vukufiyetini göstermektedir.

Zahid el-Kevserî’nin en önemli eserlerinden birisi “Makâlât”tır. Değişik konularda yazdığı makalelerini ihtivâ eden Makâlât’ın ya­nında “Mezhepsizlik Dinsizliğe Köprüdür” adlı risalesi, mezhepsizlere verilen çok güzel bir cevap niteliğinitaşır. Bu eser, Mehmet Şevket Eygi’nin sahibi olduğu “Bedir Yayınevi” tarafından yayınlanmıştır. İrgâmü’l-merîd adlı eseri Altın Silsile ismiyle, yine Fıkhu ehli’l-Irakve hadîsühüm isimli eseri Hanefî Fıkhının Esasları ismiyle, Abdülkadir Şener ve M. Cemal Sofuoğlu tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiş­tir.

Basılmış eserleri:

İrğâmü’l-merîd fî şerhi’n-nazmi’l-atîdli tevessüli’l-mürîd, en-Nüketü’t-tarîfe fi’t-tâhaddüs an rudûdi İbn Ebî Şeybealâ Ebî Hanîfe, İhkâku’l-hak bi ibtâli’l-bâtıl fî mugîsi’l-halk, Te’nîbü’l-Hatîbalâ mâ sâkahü fî tercemeti Ebî Hanîfe mine’l-ekâzîb, Minibretil’t-târih, et-Terhîb bi nakdi’t-Te’nîb, el-İşfâk alâ ahkâmi’t-talâk,et-Tahrîrü’l-vecîz fîmâ yebteğîhi’l-müstecîz,Mahku’t-takavvül fîmes’eleti’t-teves­sül,Nazratünâbira fî mezâimi men yünkiru nüzûle Isâ (a.s) kable’l-âhire, Safahâtü’l-bürhân alâ safahâti’l-’udvân,Raf’u’l-iştibâh an hukmi keşfi’r-ra’si ve lübsi’n-niâl fi’s-salâh, Ta’tîru’l-enfâsbi zikri senedi İbn Erikmas, Hanînü’l-mütefeccî’ ve enînü’l-müteveccî’, el-Fevâidü’l-vâfiye fîilmeyi’l-arûdi ve’l-kâfiye, el-İfsâh an hukmi’l-ikrâh fi’t-talâk ve’n-nikâh,Tezhîbü’t-tâci’l-lüceynîfitercemeti’l-Bedri’l-Aynî, el-İstibsâr fi’t-tehaddüsi ani’l-haberi ve’l-ihtiyâr,Lemehâtü’n-nazar fî siyeri’l-İmâm ez-Züfer, Bülûğu’l-emânîfî sîreti’l-İmâm Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî, el-İmtâ’ bi sîreti’l-İmâmeyniel-Hasan b.Ziyâd ve sâhibühû Muhammed b. Şüca’, el-Hâdîfî sîreti’l-İmâm Ebî Ca’feret-Tahâvî, Nibrâsü’l-mühtedî fî ictilâi enbâi’l-ârif ve Demirdâşi’l-Muhammedî, Hüsnü’t-tekâdî fî sîreti’l-İmâmEbî Yusuf el-Kâdî, Ekvemü’l-mesâlik fî bahsirivâyeti Mâlik an Ebî Hanîfe ve rivâyeti Ebî Hanîfe an Mâlik, el-Buhûsü’s-seniyyean ba’dı ricâli esânîdi’t-Tarîkati’l-Halvetiyye, Leftü’l-lahz ilâ mâ fi’l-ihtilâfifi’l-lafz, Tebdîdü’z-zalâmi’l-muhayyim min nûniyyeti İbn Kayyim, Makâlâtü’l-Kevserî,Mukaddimâtü’l-Kevserî, el-Fıkh ve usûlü’l-fıkh min ‘âmâli’l-İmâmMuhammed Zâhid el-Kevserî.

BasılmamışEserleri:

Nazmü avâmili’l-î’râb, İzâhatüşubheti’l-muammem an ibârâti’l-Muharrem, el-Cevâbü’l-vefî fî’r-reddi ala’l-Vâizi’l-Ûfî, es-Suhufü’l-müneşşerafî şerhi usûli’l-aşere, Tervîdu’l-karîha bi mevâzîni’l-fikri’s-sahîhafi’l-mantık, Tedrîbü’l-vasîf alâ kavâi’di’t-tasrîf, el-Fevâidü ‘l-vâfiye fi’l-arûdi ve’l-kâfiye, Tedrîbu’t-tullâbalâ kavâidi’l-İ’râb, İbdâü vücûhi’t-te’addî fî Kâmil İbn Adî, Nakdu Kitâbi’d-duâfâli’l-Ukaylî, et-Taakkubü’l-hasîs limâyenfîhi İbn Teymiyye mine’l-hadîs, el-Buhûsü’l-vefiyyefîmüfredâti İbn Teymiyye, er-Ravdu’n-nâdıri’l-verdî fî tercemeti’l-İmâmi’r-Rabbaniyyi’s-Serhendî,el-Medhalü’l-âmm li ‘ulûmi’l-Kur’ân,Raf’u’r-raybe an tahabbütâti İbn Kuteybe, Katarâtü’l-gaysmin hayâti’l-Leys, ‘Atbü’l-muğterrîn bi decâcileti’l-muammerîn, el-İhtimâm bitercemeti İbn’l-Hümâm, Faslü’l-makâl fî temhîsi uhdûseti’l-ev’âl, Tahzîrü’l-halefmin mehâzîed’ıyâi’s-selef, Tercemetü’l-AllâmeMuhammed Münîb el-Antâbî, en-Nazmü’l-atîd li tevessüli’l-mürîd, Tefrîhu’l-bâlibihalli târîhi İbn Kemal, en-Nakdu’t-tâmî ala’l-akdi’n-nâmî ala şerhi’l-câmî.


Kaynaklar:

Albayrak, Sadık, Son Devir Osmanlı Uleması,İstanbul 1996.

Avvame, Muhammed, “İmam ZâhidKevserî ile Alakalı Her Türlü Soruyu Cevaplamaya Hazırım”, Mülakat: İ.Şenocak, İnkişafDergisi, sayı: 9, 32-41.

Aydın, Süleyman, elCedelu’l İlmî Beyne’l Allameti M. Zahid el Kevserî ve Muasıruhu el Hafız Ahmedb. es Sıddık el Ğumarî el-Mağribî (Kevserîve Muasırı Ahmed b. es Sıddık el Ğumârî Arasındaki İlmî Tartışmalar) bildirisinin müzakeresi, UluslararasıDüzceli M. Zâhid Kevserî Sempozyumu, 24-25 Kasım 2007Düzce.

Coşan, Es’ad, “Muhammed Zâhidel-Kevserî Hazretleri”, Muhammed Zâhid el-Kevserî Hayatı Eserler Tesirleri, hzl. Necdet Yılmaz,İstanbul 1996.

Çayıroğlu,Yüksel, “Zâhid el-Kevserî ve Fıkıh Düşüncesi”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2008.

Çiçek, Yakup, “Muhammed Zâhid Kevserî’nin Tasavvufî Görüşleri”, Muhammed Zâhidel-Kevserî Hayatı Eserleri Tesirleri, hzl. NecdetYılmaz, İstanbul 1996.

Haliloğlu, Ahmet, “İmam Muhammed Zâhid el-Kevserî (k.s)”, Burhan dergisi, yıl: 8,sayı: 89, Şubat 2013.

Sifil, Ebubekir, “Muhammed Zâhid b.Hasan El-Kevserî”, Ehl-i Sünnet’i Müdâfaa ve Bid’atleri Tenkid, BedirYayınevi, İstanbul 2005.

Tekineş, Ayhan, “Zâhid el-Kevserî’nin Ebû Hanîfe ile İlgili Polemiklerinin Tahlili”, Uluslar arası Düzceli Muhammed Zâhid KevserîSempozyumu, 24-25 Kasım 2007.

Verim, Osman, Muhammed Zâhid el-Kevserî’ninHayatı, Eserleri ve Kelamî Görüşleri, Yüksek Li­sans Tezi, 2006.

Yüksel, Müfid, “20.Yüzyılda Bir Ehl-i Sünnet Âlimi: Muhammed Zâhid el-Kevseri”,Darulhikme.

Tarih: 14.07.2014 16:25
Yorum Bırak