Aslında bu yazımın konusu Cemaat değil


ASLINDA BU YAZIMIZIN KONUSU CEMAAT DEĞİL

Sağduyu Haber’e gönderdiğim bundan önceki yazı, üç yıl yaşlanmış görünüyor. Zaman nasıl da su misali akıp geçmiş. Daha fazla Sağduyudan ayrı kalmamak için can-u gönülden “merhaba” diyorum. Merhaba...

Yaşananlara baktığımızda: Zamanın nabzını tutan, tutmaya çalışan oyun kurucular gibi; biz sade vatandaşlar da, gayretkeş medyanın, gündemi inşa ederken olayları sağından-solundan nasıl çekiştirdiğine tanık olduk.

Gezi parkı olayları ve 30 Mart Yerel Yönetim seçimleri öncesinde gündeme düşen birkaç konu, kamuoyunda canlılığını sürdürmüştü. Ve bunun da muhalefeti bir nebze ümitlendirdiğini görmüştük. Tabi, ümitleriyle baş başa kalacaklardı, kaldılar da…

Sahne-i siyasette hiç bir şey tesadüfen meydana gelmez ve birilerinin kâr hanesine yazılmaz. Olan; sistemli ve planlı bir gayretin gerçek bir “hak edişi” olarak veya bir kesimin “fahiş hata”sının ikramı olarak, karşı tarafa altın tepsi içinde takdim edilir… 12 Haziran 2011 Genel ve 30 Mart 2014 Mahalli İdareler seçimindeki durum da bundan ibarettir. Ancak bu son seçimde seçmenin MHP’ye gönderdiği olumlu sinyali ayrıca değerlendirmek lazım diye düşünüyorum.

Geçen yılın son ayında cereyan eden ve “Cemaatin operasyonu” olarak takdim edilen konu üzerinde durmak istiyorum. Cemaat operasyon mu yaptı? Cemaate ve iktidara operasyon mu yapıldı?

Cemaat operasyon yapar mı? Niçin olmasın? Ancak iktidara,“güçlü bir iktidara” karşı tutumu ne olur derseniz? Orada durmak gerekir. Cemaatin yurt içinde ve dışında ulaştığı seviye; birilerine özellikle iktidara meydan okumayı, karşısına almayı değil desteğini, yardımını daim yanında hissetmeyi gerektirir. Onsuz iktidarsız olmaz, olamaz. Zaten bu kesimin belirgin davranışı; yükü bölmek için, himmet için, destek için artık ne derseniz, bir “Hayrullah” bulmaktır. Kapışma, cenkleşme görünümünün “Hayrullah’ları” cemaatten uzaklaştıracağını en iyi onlar bilmektedir. Peki, olanlar neyin nesiydi?

Dışarıya bakmamız lazım. Mesela geçen yıl “on bir nisan” tarihinde ABD Kongresinde gündeme getirilen konu medyada yer aldı. Süper devlet refleksini anlamlı buluyorum.

Bu da gösteriyor ki; ülkemize giren sıcak para birilerinin yakın takibindedir. Ekonomistlerimiz “Net Hata Noksan Kalemi” veya “payı” olarak isimlendirdikleri döviz fazlasını izah ederken; Bu fazla, kur yükselmesi nedeniyle, yastık altındaki dövizlerin bozdurulması; ithalatçıların, ödemelerini yurt dışı gelirleri ile yapmaları; Turizm gelirlerinin ve bavul ticaretinin tahmini yazılmasından kaynaklanabileceğini ifade ederken, “sıcak paranın” paydaşlarına da işaret etmek suretiyle “abartmayın” mı demek istiyorlardı? Ancak bu konuya dışarıdan bakanların, farklı bir ilgi duyduğu kesin…  

Komşu devletlerin yaşadığı olaylar ve ambargo türü sıkıntılar, ülkemize kredi olarak yansımaktadır. Bu yansımada, istikametin ülkemiz olmasını temin eden olayın, “Finans Krizinde” ABD’de batan kurumdaki hesaba Sam Amcanın “çöktüğü” tarzındaki kanaatin bir nebze payı vardır diye düşünüyorum. Demek ki, para sahipleri paracıkları için daha güvenilir yerler arayışında. Biz de, güven telkin etmişiz. Ve bu nakit akışı devam etme istidadında. Hatta Kırım’daki gelişmelerden kaynaklanan Rusya ve Ukrayna gerginliğine, ABD’nin yaklaşım tarzının, benzer bir “yeni kapı” açacağı beklentisi, haklı çıkacak mahiyettedir.

17 ve 25 Aralıkta kamuoyuna intikal eden olay değerlendirilirken; bu süreç içinde yer alan görevlilerin dünya görüşlerine ve hassasiyetlerine bakılarak operasyonun adresi gösterilemez. Olay ne zaman vuku buluyor? Yerel yönetim seçimleri öncesinde, hiç anlamlı değil.  Üst üste hatalar yaparak ülke yönetimine hazır olmadığını gösteren bu muhalefete böyle bir ikramda bulunmak Cemaate bir başka tabirle “hizmet hareketine” nasıl bir fayda sağlayacak? Ya nasıl olsaydı bu işte Cemaatin çıkarı var ve ya çok anlamlı denebilirdi? Mesela bir genel seçim öncesi, yetmez; ikinci şart, iktidarın el değiştireceği kuvvetle muhtemel olacak, böylece yeni iktidarla da uyum içinde olmanın jestine işaret ederek ve de ihtiyatı elden bırakmadan “belki” deme şansımız olurdu, diye düşünüyorum. Bu kadar mı? Hayır.

En önemlisi de şu: Tek ayağının üstünde doksan yalan söyleme rekorunu kıran taşra politikacısı üsluplu siyasi şahsiyetlerle Hoca efendiyi karıştırmamak lazım. Hoca Efendi “bu işte bizim dahlimiz yoktur” diyorsa öyledir. Peki, Hoca Efendinin haberi olmadan Cemaatin böyle bir operasyonu mümkün mü? O da uzak ihtimal.

Evet, geriye kalan bellidir. Bu operasyon bizim uşakların operasyonu olamaz. Birileri “Cemaat” bunu da yaptı, şunu da yaptı diyerek yaramazlıkları sayıp dursa da; kırk kez tekrar etsek de, olanlar yerli olamaz. Sağlık sıhhat dileklerimle, gerçek bir demokrat olarak ismini anmak istediğim Doğan Güreş paşanın bir sohbetinde; “Arkadaşlar içerdeki olayları doğru yorumlamak istiyorsanız, dışarıda olup bitenleri iyi takip etmeniz gerekir” cümlesiyle ifade ettiği sözlerini konumuzla alakasına binaen, sizlerle paylaşmak istedim. Bu hüküm cümlesinin yanında “burada kimin çıkarı var” sorusunun da yorumcu için doğru bir anahtar olduğunu söylemek istiyorum.

Beceriksiz bir muhalefete kredi açarcasına sivil toplum kuruluşunun iktidara operasyon yapması evvela kendine sonra millete ve devlete nasıl bir fayda sağlar? Ben bu üç kesimin de kazançlı olduğunu söyleyemiyorum. Olan şu: Olan ve olacaklardan iktidar da, hizmet hareketi de ve devlet de yara almıştır ve bu süreç daha bir süre sıkıntılarla devam edecektir. Peki, bu kimin işine yarar. Eski politikacılardan Kamuran İnan’ın bir sözünü hatırlıyorum. “Batılıların gözünde Türkiye; sararmaya başlayınca sulanacak, uzayınca budanacak bir ağaçtır.”  Ve bu memlekette işler iyiye gittiğinde hep bir şeyler olduğunu görmüşüzdür. Darbeler, muhtıralar ve komplolar diyerek listeyi uzatmamız mümkündür.

28 Şubatı hatırlamak lazım. Başarılı bir iktidara karşı ne numaralar çekilmişti. Orkestra şeflerinin yönetiminde; Yağma, talan ve hortumlama tekniğiyle ülke iyi budandı. Bin yıl değil birkaç sene süren bu “post modern darbe” ve talan sonunda; 2001 GSMH’nın rekor düzeyde taban yaparak 146,1 Milyar $’a düştüğünü gördük. Geçen yılın GSMH’sı 820,1 Milyar $’dır. Varın hesap edin…

Yukarda da ifade ettiğim gibi, ülkemize bir nakit akışı var. Uluslararası finans kuruluşlarından “libor + faiz” maliyetli para kullanma yerine, ülke insanımız para sahiplerine, yatırımcılara danışmanlık yaparak, para transferine yardımcı olarak para da kazanıyor. Kısaca geçen yılın son ayındaki krizde manşete taşınan paralar; ne devletin, ne milletin ve ne de bankanın parasıydı. Yurt dışındaki bazı mahfillere hain planlar kurduracak bu “para” konusunu propaganda malzemesi olarak kullanırken muhalefet ne yaptı? Mutadı olduğu üzere, olayı yanlış ucundan yakaladı. “Para sayma makineleri” ve “ayakkabı kutularına” takıldı ve tuttuğu elinde kaldı…

Arapların bir atasözü vardır. Der ki: “Para akıl da verir.” İşte insanımız bu nakit akışıyla zihni performansını özgürce kullanacağı bir fırsatı da yakalamış oldu. Bunun Ülkemiz ekonomisindeki, müspet yansımaları mutlaka görülecektir. Batılı dostları kıskançlık krizine düşüren de budur. Zira Ülkemiz malum dostların bilgileri dışında, yanı; inceleyip onaylamadıkları projeler için para kullanıyor. Kıskançlık ve her türlü yansımaları için yeterli sebep.

Ülkemize giren sıcak para ile ilgili böylesine bir hassasiyet sergileyenlerin Hizmet Hareketini sevimli görmeleri mümkün mü?

“Allahın arzını kendilerine daraltmayan” Hizmet Hareketinin inanç erleri Dünyanın muhtelif ülkelerindeki Türk Okullarındaki çalışmalarının yanında, yurt dışında gayret gösteren tüccar, sanayici ve iş adamlarımıza velhasıl Türk insanına devletimizin memurlarının yapmadığı yardımı sağlayarak bir sivil örgütlenmenin mucize başarısına da imza atmışlardır.

Yazı fazla uzadı, ancak rahmetli Barış Manço’nun televizyonda anlatmış olduğu bir olaya yer vermezsem eksik olacak.

Barış televizyona hazırladığı program için, uzak doğuda bir ülkeye gittiğinde “Türk Hamamı” diye bir şey olduğunu öğrenir. Kültürümüz buralara kadar gelmiş diyerek sevinir ve çekim yapmak ister.   Farklı bir batakhane olan buradaki yöneticilerin tavrı ve Barışın televizyoncu gayreti karşılaşır ve gerginlik neticesinde Barış tutuklanır. Elçimizi arar. Monşer tabiri mi kullanılıyordu? Durduk yere hak edilmiyor demek ki. Elçimiz: “Barış sana hiçbir şey yapamam. Senin bulunduğun yerle benim bulunduğum yer adeta dünyanın bir ucu. Bulunduğunuz ülke mevzuatına ve insanlarına saygılı olacaksınız” anlamında sözler sarf eder. Netice olarak Hoca efendinin talebeleri meseleye muttali olur ve Barışı kurtarırlar. Ve Barış Manço’nun gençlere hitaben söylediğini ifade ettiği şu sözü çok anlamlıdır: “Yahu gençler nerden çıktınız. Devletin dışında, Devlet gibisiniz.”

Kısaca takipte olanlar ve takibe takılanlar vardır.

Aralıkta olanlar devlete ve devlet dışındaki devlete karşı yapılmıştır diye düşünüyorum. İşte operasyon böyle yapılır. Elin oğlu, “bir taşla iki kuş” vuruyor. Şahit olduklarımız onu gösteriyor ki; Uzak ve yakın vadede, iki kesimin de zarar göreceği kesin. “İnlerine gireceğiz”, “haşhaşi” tabirleri bana biraz: “meseleyi gördüm, zararı bölmek lazım” düşüncesinden hareketle “semere vurma” gibi geliyor.

06.06.2014

Abdullah Ş. Bedirhan

Tarih: 06.06.2014 17:32