Bir Eski Bir Yeni İki İstifa



BİR ESKİ BİR YENİ İKİ İSTİFA

Abdullah Ş. BEDİRHAN yazdı

Siyasetten bahsetmek, siyaset konuşmak insanlarımızı geriyor mu, rahatlatıyor mu? Lehte veya aleyhte fikir serdedenlere gönül rahatlığıyla “haklısın” dememiz mümkün. Ancak, nihai raporu psikologlarımızın vermesi gerekiyor.

Görülen odur ki, ülke yönetimiyle alakalı fikir beyanında bulunmak insanımızın vazgeçemediği iki konudan biridir. Diğeri de tabii “din” mevzusudur. Ve din bahsinde: “aman ha, yarım yamalak bilginle uzman edasıyla ahkâm kesme” veya “yarım hoca olma” gibi bir hatırlatma varsa da, siyaset için benzer bir ikaz olduğunu hatırlamıyorum. “İşte bu sınırları çizilmemiş alan” cazibeyi arttırıyor. Çünkü atış serbest!... Bu serbestidir ki insanımıza “çam devirme özgürlüğünü” bahşediyor. Ve o da bu özgürlüğü “şifa niyetine” doyasıya kullanıyor. Ne fark eder? Zaten “çamlar” devrilmek için değil mi? Hemen belirteyim. Burada “çam devirme” deyimini olumsuz anlamda kullanmadım. Nasıl mı? Bir sanat dalında “oymacılıkta” ifade edilen bir cümle vardır. Ahşap malzemenin yaş çizgileri veya bir budak, iskarpelanın bir darbesine istenmeyen bir yonga düşürdüğünde, sanatçımız çoğu zaman kendinden de kaynaklanmayan bu durumu, yanlışı özgün bir çalışmayla telafi eder. Sanki Milletimizin yaptığı da bu: oyunları, tertipleri bozarak yoluna devam ediyor. İşte ben de malum cümleyi hatırlatarak; “her yanlış, yeni bir nakış” deyip geçmek istiyorum…

Bir bakıma sade vatandaşlar da, bir kısım kalemşorlar de haksız değil. Kararlar onların ulaşamayacağı, “fildişi kulelerde” alınıyor ve su dahi sızmıyorsa “ahkâm keserken” bildiklerini veya başka bir tabirle “sadırdan” (yürekten) okumalarından daha doğal ne olabilir. Meşhur sözdür: “İlmi sadrında olur insanın.” Sonra bu işin uzmanı geçinenler; vatandaşın dediklerine “kulak assa” ve “yüreğindeki - beynindeki fırtınayı” anlamaya çalışsa kendilerine iş bulmuş olacakları gibi, çetin siyaset lâbirentinden ülkesine ve kendine en uygun yolun nasıl bulunduğunu da görmüş olacaklardır. Milleti küçümsemek yerine, şaşkınlıklarının takdir hissini getirmesini ümit ediyorum. Örnek mi isteniyor? İşte “yedi haziran” labirentinden bu millet böyle bir yol buldu.
*  *
Şimdi üzeri “sırlanmış” gibi görünen, bir eski bir yeni ana muhalefet partisi gurubundan ayrılan iki parlamenter istifasına yer vermek istiyorum.

Yıl 2010. Parlamenterimizin istifa ederken neler söylediğine bakalım. Sanki usturuplu (derli toplu) konuşmuş, nezaketi de elden bırakmamış. Peki, ne demişti: “CHP`de şimdi yeni bir yönetim ve yeni bir siyasi anlayış dönemi başlamış bulunmaktadır. Yeni yönetime ve CHP`ye tekrar yüksek başarılar diliyorum. Yeni parti yönetimi ve yeni siyaset anlayışına, başta fikri temelde olmak üzere etkili bir katkı sunabileceğim bir durum bulunmadığını hissediyorum. Bu münasebetle, özgür bir siyasi söylem ve tavır içinde olmak gerektiği düşüncesine ulaşmış bulunuyorum.”

Bu sözlerde olabildiğince nezaket, zarafet ve incelik varsa da, netice itibariyle tepkinin zirvesi olan bir “istifadır” söz konusu olan. Gerçi, siyaset sahnesi aktörlerinin sergiledikleri bu tepkili kopuşlarda, nelere şahit olunmamıştır ki? Küskün, kırgın, buruk veya duygusal, tamamen duygusal bir üslup hemen akla gelenlerdendir.

Ancak yukarıdaki sözleri hatırlatmaktaki amacım farklıdır. 2010 yılında bir genel seçime çeyrek kala partisinden “…fikri temelde olmak üzere etkili bir katkı sunabileceğim bir durum bulunmadığını hissediyorum” diyerek “özgür bir siyasi söylem” için istifa eden bu allameye sormak lazım: CHP’de bir şeyler değişti de, bizim mi haberimiz olmadı? Yani tepki gösterdiğin “CHP’deki yeni yönetim” dediğin kadro sırra kadem mi bastı.

Bir ihtimal daha olabilir mi? Yoksa okuduklarımız bir orkestra şefinin marifeti mi? Sözün özü: Dün malum şahsa istifa rolündeki sözlerini hatırlatan ve “özgür bir siyasi söylem”i fısıldayan bir suflör mü vardı? Peki, yedi haziran seçimlerinde bu partinin listesini tanzim edenlere de mi, bir şeyler fısıldandı? Zira parlamenterimizi ayrıldığı partisinde tekrar milletvekili olarak gördük. Cevabını bulamayacağımız soruları üst üste sorup mevzuu kör düğün yapmanın âlemi yok. Belki de kurumsal hafızanın “nisyan ile malul (unutma ile sakat)” olduğu bir ana denk gelmiştir…

Bunu geçtik, yenisine bakalım.

Yedi haziran seçimlerinde aday olarak koşuşturanların yorgunluğunu atacak kadar zaman geçmeden gelen bir istifadır bu. Parlamenterimizin istifasını açıklarken yaptığı konuşmadan “beylik bir cümle çekip” devam edelim. Ne demişti? “… Dağınık ve herkesin ayrı telden çaldığı, kimi kişisel çıkarların parti ve ülke çıkarlarının önüne geçebildiği bir ortamı solumaktan…” belli ki çok yorulmuş, belki de ciğerleri kavrulmuş. “Vatan sevgisi kavi” eski müftümüzü gazetelerden öğrendiğimiz kadarıyla Genel Başkan da ikna edememiş.

Müftümüz 2002 yılında bürokrasideki günlerinde, bu kurumsal yapıda siyaset yapmak için “azmi cezmi kast eylemiş” biridir. On yılı aşan bir kıdem görülüyor. Siyasi “Öz Geçmişi” olabildiğince zengin: Yerel yönetim ve milletvekili adaylığı; milletvekilliği ve idari kadrolarda görev vs. Bu duruma bakarak: Müftümüz camilerdeki vaaz ve nasihatlerinde “gıkını çıkartmadan” dinleyen cemaatini arıyor, denebilir mi? Anlaşılan o ki, her saf tutulan yerin “cami” olmadığı kavranmış. Sonra ana muhalefet partisi “kurultaylar partisi” şöhretine bu gün mü ulaştı? O yapı dün neyse bugün de odur. Meşrep ve üslup farklılıkları ve klikler mevzu siyasetse hep olagelmiştir. Alıntı yaptığımız istifa gerekçesindeki “herkesin ayrı telden çalması” ve “kişisel çıkarın parti ve ülke çıkarının önüne geçmesi” tamamen olumsuz anlam yüklenecek sözler de değildir. İlkine “fikri” zenginlik denebileceği gibi, diğeri “kişisel, parti ve ülke çıkarı” öyle bir sarmaldır ki “ihanet” boyutunda olmadığı müddetçe yekparedir ve “ayrılmaz üçüzler” de denebilir. Ne mi diyorum? Zaman; partisinin ve ülkesinin menfaatini gözeten birinin, partisinin ve ülkesinin menfaatini gözetmeyenlere partisini bırakarak, partinin ve ülkesinin menfaati için “istifa” eden bir parlamentere tanıklık ediyor. Biz de izlemeye devam edeceğiz.

Artık burada, siyaseti dizayn eden karanlık bir elden, “suflörden” bahsetmeyeceğim. En melodik ifadeyle şunu söylemeliyim ki, ülke olarak geçmişte yaşanan milletvekili istifaları nedeniyle siyasi hayatımızın “yüzünde hareler (dalgalı çizgiler) var.”

Evet, geçmişi bıraktık mazide kaldı. Günümüzde ise TBMM’nin 25. Dönemi için merak edilen iki husus: Bir, uzun ömürlü olacak mı; iki, istifalar mevzusunda ne kadar hareketli olacak? Seçim sonrasının 46. gününde ilk istifa geldi. Bakalım devran ne gösterecek?


Tarih: 06.08.2015 11:25