Matbuatta İnsan Hayatı


Dokuz günlük tatiliyle birlikte bir Kurban Bayramını daha gerilerde bıraktık. Sağduyu Haberin okurlarına, ulusal basının manşetlerini takip etme imkânı, güzel bir hizmet. Kutluyorum. Her şey orada. Cevap satır aralarında gizli. Gerçek veya suni, gündemin nasıl oluştuğunun takibi için güzel bir imkân.

Uzun yıllar önce, bir televizyon kanalının “asparagas haber” konusundaki açık oturumuna katılmış olan çok satan gazetenin baş yazarının, olmayan bir basın toplantısını: “Başbakan yurtdışından gelir gelmez ayağının tozuyla basın toplantısı yaptı. Yeni bir şey yok. Eski tas, eski hamam” şeklinde veren, kendi gazetesini n “basın ahlâkına” aykırı yayını konusunda, lafı dolaştırmasına tanık olmuştum. Bu tutum üzerine, tavrın; “almıyorum ve okumuyorum” olmuştu. Bugün ülkemizdeki gazetelerin toplam tirajından hareketle bir şeyler söylemek mümkünse de, beklide en doğrusu;  çok sattığı halde okunmayan, ancak az sattığı halde her satırının okuyucunun nazarıyla buluştuğu itibarı yüksek gazetelerin olduğundan bahsetmektir, diye düşünüyorum.

Gazetelerin bu ilk sayfaları, basınımızın misyonuna göre haberleri nasıl filtrelediğini göstermektedir.

Bayram ertesinde, bir haber medyada geniş yer buldu. Bir haber ise sıradan işlem gördü. Teğet geçildi de diyebiliriz. İşte gazete manşetlerindeki dikkatinize sunacağım iki haber.

Medyada, ”füze rampaları” ile ilgili haber ve yorumlar geniş yer buldu. İbretle takip edilmesi gerekir.  Daha bir süre, bu ”hizaya gelmiş” üslûbun bir kısım medyada devam edeceğini düşünüyorum.

En azından gelecek kuşaklara kötü bir miras, tarihimizde kara bir leke bırakılmaması için, misyonumuza mütenasip bir tavır, bir duruşun sergilenmesi, tarihi mirasımızın ve bulunduğumuz coğrafyanın bizden beklediği bir sorumluluktur. Ne diyelim, tarih bu konuya hizmetkâr olanları da, karşı duranları da kaydediyor… “Gâvurun kalkanından hayır gelmez.” Hak bir söz… “Çekiç güç”ünden hayır gelmiş miydi?

Gazete sütunlarında birkaç satırla geçiştirilen haber ise; trafik kazaları ile ilgili ayrıntılı rapordur.

Dokuz günlük bayram tatili sonrasında, son beş yılın en büyük can kaybı verildiği haberini öğrendik. Ünlü bir gazetecimizin, “Matbuatta insan hayatının tek sütuna düşmesi” diye işaret ettiği felaket. Zira kaçan kurbanlıklarla kasaplar arasındaki mücadele kadar dahi, gazete sütunlarında yer bulmadı. Yol yapımı konusunda iddialı olan bir iktidara karşı, karayollarındaki bu can pazarı ile ilgili yorum ve değerlendirmelerin, ciddi muhalefet üslûbuna kaçacağı endişesi midir? Bilinmez. Haberi ilk sayfada veren bazı gazeteler de konuyu tek sütun ve birkaç satırla geçiştirdi. İnsanın, bari “21 Kasım Dünya Trafik Kazası Kurbanlarını Anma Günü”  vesilesiyle gazetecilik mesleğinizin gereğini yapsaydınız diyesi geliyor. Demek ki, yol yapmak yetmiyor. Yanlışlardan biri de “blöfle” ve “tehditle” sistemi, düzeni sağlama gayret keşliğidir. Karayolu kenarlarına, trafik otosuyla birebir ebatta, sacdan kontroldeki trafik otosu görünümü veren levha dikmekle; yol kenarında yana yatmış ve kirlenmiş,  sonunda kuru bir tehdit olduğu anlaşılan “radar kontrol” İkaz levhaları koymakla; kamyonların bayram tatili süresinde trafikten men edilmesi ile beklenen fayda sağlanamıyor.

Netice itibariyle: “Kenarı Dicle’de bir kurt bir koyunu kapmıyor.” Övgüyle bahsedilen o yollarda, toplumumuzun en aktif ve çevresine faydalı, hareket halindeki nüfusu arasından, trafik canavarı yurdumun insanını kapıyor. Sonuç mu? İşte, dokuz günlük tatilin bilançosu: 246 trafik kazası, 165 ölüm ve 794 yaralanma… Yaralılardan acaba ne kadarı, ömür boyu bakıma muhtaç kalacak ve ömrünün bakiyesinde ”keşke”leri olacak. İktidar , “yan gelip yatma yeri değil.” Adli İlahi kuzunun hesabını da sorar, trafik kazalarında canavarın kaptıklarının hesabını da, çarpmaların hesabını da. Zira O “seri-ül hesaptır” ve de “şedid-ül igabdır…” Zira üç yılda bir, Kurtuluş Savaşımızda verdiğimiz şehit sayısı kadar trafik kazalarında kaybımız var.

Önceki yazımda da yer verdiğim konuda birkaç cümle yazmak istiyorum. Kısaca, birkaç cümlelik sabır rica ediyorum. Lütfen komşu kapısına gitmeyin.

Eski Kurban Bayramlarında post kavgası olurdu. Bir süredir kurban derileri ile ilgili bir gerginlik olmuyor.  Şimdilerde kurban bağışı ve vekâleten kurban kesme konusunda hizmet yarışı var. Şeytan kovmakla da gitmez. “Acabalar” ne kadar da çoğalıyor. Rekabet lop et konusunda…

Yarış çok daha büyük bir pazardan pay kapma yarışıdır.

Dernek ve vakıflarımız bu yarışta; çağdaş iletişim araçlarında, özenle seçilmiş reklam cümleleri ile müşterileri ikna etmeye çalıştılar. Ve bu vesileyle, sektöre yeni giren vakıfların isimlerini de öğrenmiş olduk. Bu yıl bu pazarda ulaşılan kurban sayısı: geçen yıldan %41 daha az olmak üzere 221.157’dir. Size hesap yaptırmayım, geçen yılın rakamı 374.012’dir. Bir önceki yıla oranla pazarın küçülmesi ile ilgili olarak ekonomik kriz ve sektöre karşı duyulan güven bunalımı olduğu söylene bilir. Hatırlanacağı gibi, önceki yıl kurban kesme taahhüdünü yerine getirmedikleri iddiasıyla yargıya intikal eden vakıf ve dernekler vardı… Bu konuda söylene bilecek bir başka söz de:  mezkûr hizmete talip olan bu sivil toplum kuruluşlarının, geçen yıl 374.012, bu yıl 221.157 kurbanı üç gün içinde ne kadarı yurt dışında ne kadarı yurt içinde bilinmez ama bu müthiş organizasyon için kesim ve dağıtım teşkilâtını oluşturmuş olmalılar.

 Velhasıl, hizmeti sunanlar işini biliyor. Vebali boyunlarına, demesek de o vebal boyunlarındadır…

                                                             26.11.2010

Tarih: 26.05.2014 08:43