Oniki Haziran


ONİKİ HAZİRAN

Seçim yasaklarının başlamasıyla beraber, sandıkla randevu için, son dönemece de girilmiş oldu. Milletimizin dilinden düşürmediği o güzel duayı bir de ben tekrar edeyim.

“Hayırlısı ne ise o olsun.”

Seçimlerle ilgili olarak, söylenmesi gereken çok şeyin söylendiğini düşünüyorum.

Seçmenin sandıkla buluşma öncesinde, tüm bu yaşananların; satış yapanlar için de, müşteriler için de sabrı zorladığı kanaatindeyim. Aslında bu tablo, bir hengâmenin resmidir. Propaganda için özel olarak dizayn edilmiş araçlardan duyulan yüksek volümlü, arş-u zemini titreten o sesler… Şarkılar, türküler ve seçime özel marşlar… Mitingler, konvoylar; bayraklar, pankartlar, afişler ve buruşturulup atılmış, rüzgârın önünde kuru yaprak misali kaderine koşan el ilanları…

 Tekrar da olsa ifade etmek istediğim husus şudur: bu haliyle bizdeki seçimler bir zulümdür. Kime mi?  Partili partisiz ayırımı yapmadan tüm vatandaşlara bir zulümdür. Parti teşkilatlarında koşuşturan insanlarımıza bir zulümdür.

Ve adaylar, onların da tabii ki zulümden yeterince nasipleri var.

Bu zulüm propaganda süresinin uzunluğundan kaynaklanmaktadır.

İletişim araçlarındaki baş döndürücü seviye ve ulaşım imkânlarında çağı yakaladığı iddiasında olduğumuz bir Türkiye’de, propaganda süresi ve de usulü zulme uğrayanlar adına be-heme-hâl yeniden gözden geçirilmelidir. Dedikten sonra. Daha gerilere bırakmadan ifade etmem gereken bir cümleye yer vereyim…

Evet, iddiam şu ki; bu seçimde Meclisteki muhalefet partileri seçmenden hak etmedikleri oyları alacaklar.

Şartlar muhalefetin lehine görünmesine karşın, fırsatları değerlendirmeyen ve bu haliyle yanlış hesap yaptığına inandığım muhalefet iktidarın çarkına su taşımıştır. Bence bu yanlış hesap; “Ergenekon Davası” yorumunda ve “Anayasa Referandumu” konusunda “hayır” kampanyası yürüterek yapılmıştır. Yanlışlarla ilgili olarak liste yapmaya da hiç gerek yok. Herhangi bir ülkede “Habur” ve “Mavi Marmara” benzeri olaylar olsa iktidar zor anlar yaşardı. Peki, bizde muhalefet bu iki konuda ne yaptı? Yapılanlar; meydanlara inilip halkla buluşarak, iktidarı sarsmak yerine, olayların ağırlığına mütenasip olmayan cılız diyebileceğimiz tepkilerdi.  İşte bunlara sebep, basireti bağlananların alacakları “oy”a hak edilmemiş demekten daha doğal ne olabilir.

Yargının bağımsız olduğuna inanırsınız-inanmazsınız, paşa gönlünüz bilir. Ancak yargı Anayasa muvacehesinde üç “erk”ten biridir. Yargı erkinin; 28 Şubat sürecinde camiasına “birifink” veren “durumdan vazife çıkaran” askeri bürokrasinin yasal hudutları aşan çalışmalarıyla ilgili olarak bilgi ve belgelere ulaştıktan sonra başlattığı süreci, iktidarın yönlendirmesi gibi değerlendirmek, yargıya büyük bir bühtan olduğu gibi, muhalefet üslubu olarak da siyaseten büyük bir yanlıştı. Bir başka tabirle muhalefetin yaptığı bindiği dalı kesmesi ile eş anlamlıydı. İşte muhalefet bunu başarmıştır.

Anayasa referandumu da netice itibariyle aynı sonucu doğurmuştur. İktidarı ve muhalefetiyle yıllarca sivil anayasanın niçin gerekli olduğu konusu işlendikten ve milletimiz nezdinde de bu düşünceler kabul görmüşken yaşandı tüm bu yaşananlar. Evet, muhalefet bu konuda da bindiği dalı kesmiştir… Kısaca Anayasa Referandumunun zamanlaması bile muhalefeti uyandırmamıştır. Ve iktidar referandumda aldığı sürpriz olmayan bir netice ile alternatifsizlik imajı ile “12 Haziran”da seçmenle buluşma başarısını göstermiştir.

Sonuç ortada, iktidar partisi üçüncü kez kabineyi oluşturmak için seçmenin onayını alacak. Yüzde onluk seçim barajından dolayı adeta hormonlu oy oranlarına girmeden;  Görelim bakalım devran ne gösterecek.  (…)

                          Tercihle bir şeylerin feda edildiği, bazen seçişin bir kaybediş olduğu da görülmüştür. Ancak, hulusi kalp ile “hayırlısı ne ise o olsun” ve “olan hayırlı olsun” diyerek sözü bağlıyorum…

06.06.2011

Tarih: 26.05.2014 08:48