Rakamların Dansı veya Bir Koalisyon Yazısı


RAKAMLARIN DANSI Veya BİR KOALİSYON YAZISI

07 Haziran akşamı ilk oy sandığın açılmasıyla beraber rakamların dansı başlamış; pasta ve çubuk diyagramların eşlik ettiği bu gösteri, siyasete az veya çok ilgi duyan herkesi tv ekranlarına bağlamıştı. Zaman mutadı üzere aktı. Seçilen milletvekilleri yemin merasimini de tamamladı. Şimdi, koalisyonu oluşturmak için, daha renkli ve heyecanlı bir etabın kapıları açılıyor.

Durum onu gösteriyor ki; rakamlar gündemdeki yerini daha bir süre muhafaza edecek.

07 Haziran seçim sonuçlarıyla, vatan coğrafyamızın en büyük şansı olan bu Büyük Millet, hünerini bir kez daha göstermiş ve dosta düşmana karşı, yarışa giren siyasi partilere bir ders vermiştir. Sanki “ben sizi normalleştirmesini bilirim” diyerek. Evet, verilen dersin konusu budur: “Normalleşme.” Dört partinin aldığı oy oranlarına bakar mısınız? Seçim pastasından; birinci 40.87, ikinci 24.95, üçüncü 16.29, dördüncü 13.12 ve beşinci de 2.1’lik bir parçayı koparmış oldu. Seçim barajını aşanlar içinde tek başına hükümeti kuracak çoğunluk sağlayan olmadı. Ancak ağızları kulaklarında, samimi veya değil mutluluk resimleri verip duruyorlar.

Birinci en yüksek oy oranı bende, seçimin galibi benim diyerek; ikinci ve üçüncünün tavrı biraz ilginç, birincinin tek başına hükümeti kurmama konusuna sanki ikircikli yaklaşılıyor; dördüncü barajı aşmış olmanın mutluluğu içinde seviniyor. Ben yine de bu resimlere farklı bir nazarla bakın diyeceğim. İkinci ve üçüncü kimseyle paylaşamadıkları bir sırrın sinyalini veriyor sanki. İkircikli dedik ya, çizilen sevinç tablosu yoruma muhtaç.  Sırrı ifşa ederler mi? İhtimal vermiyorum. Hani derler ya: “Cevap satır aralarında gizlidir” diye. Yapılan açıklamalardaki satır aralarına bakıp bir kafa sesi bulmaya çalışalım. Karşımıza çıkan mırıltılar: “Birinci 276’yı bulmalıydı. Bizi sıkıntıya soktu. Ağzımızın tadını kaçırdı” şeklinde deşifre etmeye çok yakındır.

Seçim akşamı geç bir vakitte üçüncünün Genel Başkanının yaptığı açıklamaları hatırlayın. Biraz daha geriye gidip seçimin beşincisiyle niçin ittifak yapılmadığını irdeleyin. Veya topluca muhalefette olanların birinci hakkında söylediklerini düşünün. Sözde birincinin karşısında olanlar: “Sen kenarda dur. Şimdi hesap zamanıdır. Hakkında söylediğimiz hiçbir sözü yemeyeceğiz. Sayımız yeterli, biz geliyoruz” diyebiliyorlar mı?

Diyebilirler mi? Gelebilirler mi?Bekleyip göreceğiz.

Belki de bildikleri bir şeyler var. Korkuları ve endişeleri; ürkek tavır sergilemelerine neden oluyordur. Guruba hâkim olamayıp büyüleyici özelliği buharlaştırmak da var. Haklı olabilirler. Siyasi hayatımızda utançla hatırlanacak tablolar da yok değil. Onbirler, Güneş Motel veya 28 Şubat sürecinde yaşananlar. Eski yazılarımın birinde de anlatmıştım. O günlerde Türk siyasetini yakinen takip eden ülkemizde misafir olarak bulunan Prof. B.TİBU “Boğazın İki Yakası” isimli, korsan baskıları da yapılan kitabında: “28 Şubat sürecinde elliye yakın Milletvekili parti değiştirdi. O günlerde parti değiştirmenin rayici bir milyon dolardı. Her istifa edenin bu parayı aldığını söyleyemesek de, rayiç buydu”  der. Söz konusu kitap ve yazarı hakkında dava açıldığını duymadık. Dün vatanı kurtaran Şaban rolünde arzı endam eden bu elliye yakın milletvekilinin isimlerini hatırlayan var mı? Sanmıyorum.


Bu güne gelelim. Anayasamızın süresi içinde hükümetin kurulmaması durumunda getirdiği düzenleme, iki yanı keskin kılıç gibi parlamenterlerimizin başının üzerinde salınmaktadır. Ülkemizde siyaset zor bir süreç ve olabildiğince de pahalı. Yenilenen bir seçim için yeniden yollara düşmek az bir çile mi? Düşülen yollar “sanki kervan yolu, artık otobanlarımız var” diyebilirsiniz. Olmaya görsün, otoban kazaları zincirleme olur ve daha da fecidir. Kısaca herkes bir dertle cenkleşme sürecine girecek. Yeniler iki yılı doldurmadık, milletvekili emekliliğini hak edemeyeceğiz derken, geneldeki müşterek dert: yol, liste ve seçim kazaları şeklinde uzayıp gidecek.

Şayet seçimin yenilenmesine karar verilir ve seçim hükümeti kurulursa, Parlamentodaki partiler güçleri nispetinde bakanlıkları bölüşecektir. Bu durumda koalisyona yanaşmamış olan ikinci ve üçüncünün dördüncüyü iktidara taşıdığı şeklinde bir söylemi gündeme taşıyacaktır.

Sözün özü, iktidar nimetini uzun yıllat elinde tutan birinci, gördüğünden geri kalmamak için büyük avantaj sahibidir. Büyük oyun kurucu olarak diğer aktörleri hizaya sokacak güç fazlasıyla ondadır. Zira mahrum kalacağı şeyin değerini en iyi o bilmektedir. İstediğiyle koalisyon veya yenilenen bir seçim…

Bu hengâmede Büyük Milletimizin payına düşecekler var. 2013 den itibaren Dünyada görülen ekonomik daralmanın getirecekleri ve içerdeki her türlü usulsüzlük savurganlığın yükü onun sırtına binecektir.

Bir koalisyon yazısında rakamların dansı; havada pır pır uçuşanı -uçuşmayanı, yan cenahta görüneni- görünmeyeniyle böyle olsa gerek…

Abdullah Ş. BEDİRHAN

Tarih: 26.06.2015 09:55