Senenin En Uzun Gecesini Müneccim Ne Bilir


Senenin en uzun gecesi, 21 Aralık gününün gecesidir. Yani “şeb-i yelda”dır. Bu durumu gaipten haber verdiğini sanan birinin onaylamış olması da bir anlam ifade etmez. Şair şöyle der: O gün, senenin hangi günüdür ve o gece kaç saattir; müneccim de bilmez, gün hesabında uzman olan da. Doğru cevabın alınacağı kişi, dert ehlidir. Ancak o bilir; şeb-i yeldayı ve o gecenin kaç saat olduğunu…

Bu yazıda eski edebiyatımızdan bahis açacaktım. Kararımda bir değişiklik yok.  Ancak havada uçuşan belgeler var. Hepten bigâne kalmanın da gereği yok. Bir miktar dokundurmak gerekir.                                                                                                                        

Malûm olduğu üzere; bu günlerde, havada uçuşan ve de üzerinde konuşulan WikiLeaks belgeleridir. ABD’li diplomatların rapor ve kriptolarındaki,  kabine üyeleri ve bir kısım politikacılarımızla ilgili görüşleri, medyamızdaki haber akışına ve siyaset sahnesindeki söylemlere bir hareketlilik getirmiş gibi görünüyor. Ancak, bu konuya; hani nasıl derler? “Mal bulmuş mağribi” gibi sarılanlardan bazılarının tavrı dikkat çekici. Bu müthiş gerçekle, birden karşılaşma anı ve rolün canlandırılmasında, son derece başarısızlar. Başarısızlığın nedeni de belli.  Şimdi, “eğri oturup, doğru konuşun” dedikten sonra sormak lazım; belgelerde yer verilen iddialardan ne kadarını ilk defa duyuyorsunuz?.. Banka hesabı, yetersizlik, bilgisizlik, cahillik ve yolsuzluğa bulaşmış olma iddiaları Atlantik ötesinden gelince mi, kıymete bindi? Yoksa gösterilen iltifatın geri planında sağlık nedenleri mi var? Malum ya, bu bilgiler Atlantik Okyanusunu iki kez aştı. Gitti ve geldi. Böylece okyanus havası aldı ve bol iyot yüklendi. Evet, iyodun guatra iyi geldiği rivayet olunur. Ha, dildeki şişliğe de şifa olabilir…

Bir kısım ülkelerin gündeminde, şimdilik bir miktar hareketlenmeye sebep olan bu durum; ABD Dışişleri Bakanlığının “hurda kâğıt satışı” ihalesini kazanan(!) bir internet sitesinin ufak çaplı hizmeti. Durum onu gösteriyor ki, mezkûr bakanlık satmış olduğu hurda kâğıt balyalarından bazılarının fotokopisini çekip arşive yerleştirmek için ayırmış… N’olur, n’olmaz? Yalnız bize mi özgü? Lütfen, kendimizi komik aynalar karşısında görmeyelim. Fotokopi işlemi bittikten sonra yapılacak teslimatla beraber havanın bir hayli soğuyacağını sanıyorum. Tabi sizler ”ısınacağını” diyeceğimi sandınız değil mi? Hayır soğuyacak.. soğuyacak. Buz kesecek, tedbirde kusur etmeyin. Nerden mi biliyorum? Eski hesap söylüyor. Ecdadımız senenin en soğuk kırk gününe de “erbain” demiş. Erbain başlayacak. Erbain, şeb-i yeldanın, sabahıyla başlar. Şunun şurasında 21 Aralığa ne kaldı. Hey gidi günler. Eskiden uzun kış gecelerinde kahraman Türk evladına nineleri masal anlatırdı. Kader utansın. Durum onu gösteriyor ki “kripto” çözeceğiz.

Konumuzla da alakalı bir güzel beyti ile Baki’yi analım.

Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir,                                                               Müptelâyı gâma sor kim geceler kaç saat.

Gündeme düşenlerden gocunanlar, yarası olanlar ve dert sahibi de olanlar vardır. Dert sahibi olmak zordur. Geceler uzun, karanlık ve uğursuz olarak da tanımlana bilir. Hal bu ki, insanımız ne kadar gani gönüllüdür. Üç günlük dünya der, kefenin cebinden bahseder, servet ve saadetle ilgili kallavi bir cümle patlatır. Der, der de birilerini ikna edemez. Ve netice itibariyle Yunus’a da; “Bir avuç toprağa bunca kil-ü kaâl” dedirtir. Yeri burası olabilir Muhteşem Süleyman’dan da, o meşhur gazelinin ikinci beytini alalım ve Muhibbi’yi, sultanımızı da yâd edelim. Sultanın fermanıdır der ki: “Sonu yokluktur; şu yeme, içme, eğlence ve hortumlamayı bırak, ebedi mutluluk istiyorsan Yaradan’ın emsine uymandan başka çıkar yol yoktur.” Hoş görün, biraz serbest bir tercüme oldu. İmam Hatipli olmamanın eksikliğini hissetmişimdir. Biraz Arapça, Farsça bilgisi hiç değilse rahat “gazel okumamı” sağlardı, diye düşünmüşümdür.

Ko bu ayş-u işreti çünkim fenadır akıbet,                                                      Yar-ı bâkî ister isen olmaya tâ’at gibi.

Ta’at gibisi var mı? Hele ulu dergâha yönelip hulus-u kalp ile yapılırsa. Mevlâ, herkese nasip etsin bu ahsen-i takvim üzere, münafıklıktan uzak ahvali… Âmin…

Bu “edebiyat” konusunu üstadına bırakmak lazım diyerek Ziya Paşa’dan bir cümle ilave edeceğim.

Mısra-ı berceste bu olsa gerek:

“Asiyab-ı devleti bir har da olsa döndürür” mısrasını alalım. Şüphem yok, Paşamız bu mısrasını kahırla yazmıştır. Kim bilir devlet çarkında (asiyabı devlette) neler gördü. Hiç devlet çakı eşeğe emanet edilebilir mi? Edilirse ne olur anlatmaya dahi gerek yok. Ama yine de, bir sendikamızın hazırladığı güzel bir kitabı raftan çekip orta yerinden açmam gerekiyor. “Tanrı Dağlarından Malazgirt’e” isimli eserde yer alan bir bilgiyi birlikte değerlendirelim. Bu kitapta milletimizin kurmuş olduğu ve artık tarih olan devletler yer almaktadır. 72 küçük devlet, ikisi özerk bölge olarak devam ediyor ( Tunus Hüseyni Hanedanlığı ve Haydarabat Nizamlığı). Diğer 70 devleti yıktık. 14 tane orta büyüklükte devlet kurduk ve yıktık. Ve 16 cihan imparatorluğunu da tarihe havale ettik, bu devletleri temsilen 16 yıldızı Cumhurbaşkanlığımızın forsuna nişane olarak yerleştirdik. Sayı neye bâliğ oldu. Evet, 100 devlet kurduk ve yıktık veya yıkıldı… Sakın “devlet kurmakta usta bir milletiz” gibi bir hüküm cümlesi çıkarmayın. Madalyonun öbür yüzü de var…

Eğer “Devlet ebed müddet” deniyorsa; devlet adamlığı ciddiyetine sahip, milli bir duruş sahibi, millete hizmeti hakka hizmet bilen ve gözü ve gönlü tok insanların mesaisine ihtiyaç vardır. “Ayakların baş olması” insanoğluna hep kıyameti yaşatmıştır.

Başka ne söyleyeyim; havalar soğuyacak “erbainde” tedbirde kusur etmeyin…                                                                                                                                                   

                                                               04.12.2010                                                                                                                                        
Tarih: 26.05.2014 08:44