Siyasi Parti ve Finansman


Siyasi partiler için; “hürriyetçi, demokratik parlamenter sistemin vazgeçilmez unsuru” tabiri uygun görülür.

Demokrasimize de, bir siyasi partimize de yakışmadığını düşündüğüm yakışmadığını düşündüğüm bir başka konuya geçeyim.

Gazi Hazretleri (bu hitabın Ata’yı mutlu ettiği ifade olunur) 1933 yılında özel bir kanunla mal varlığından CHP’ye bağışta bulunur. Bu pakette İş Bankası hisseleri ve uzun bir gayrimenkul listesi yer almaktadır.

1951 yılında CHP’nin özel kanunla iktisap ettiği mal varlığı hazineye devredilir. 1945 yılında çok partili hayata geçen bir Türkiye’de 1951 yılında yapılan tasarrufun isabetli olmadığı iddia edilemez. Zira hukukun “haksız rekabet” ve “eşitlik” ilkelerinizdeki hükmünün gereği yapılmıştır.

CHP, 1961 Anayasası ile 22 Nisan 1962 tarihinde kurulup faaliyete geçen Anayasa Mahkemesi’nde açtığı dava neticesinde 1963 yılında mezkûr mal varlığına tekrar kavuşur. Burada, şöyle bir soru sormaktan da kendimi alamıyorum. Acaba, 27 Mayıs 1960 Hükümet Darbesi CHP’nin servetini kurtarmak için mi yapıldı?(!)

12 Eylül 1980 Hükümet Darbesi’nden sonra kapatılan CHP’nin malvarlığı ikinci kez Hazine’ye devredildi.”Hizipçilik” ve “kurultaylar partisi” olarak ünlemmiş bir parti, daha geri planda kalmış bir özelliğine vurgu yaparak; “Atatürk’ün partisi” sloganıyla yürüttüğü çabalar neticesinde hasretine, yani 1990’larda malvarlığına tekrar kavuşur.

İş Bankası hissesinin ne kadarı CHP’dedir? 28,1 mi? 28,5 mi? Ya gayrimenkuller. Ancak şu kesin ki; 18,5 Milyar $ piyasa değerine sahip olan bir bankanın 11 kişilik yönetim kurulu üyesinin 4’ü CHP tarafından atanmaktadır. Burada banka karından pay almamak önemli değildir. Söz konusu bankanın yüzlerce şirketi ve iştiraki vardır. Kısaca Anayasamıza. Siyasal Partiler Kanunu’na sair meri mevzuatın ilgili maddelerine rağmen bu “gasp” devam etmektedir. CHP’nin milletimiz nezdinde itibar kazanmasının bir yolu varsa o da: çok partili hayata geçtiğimiz 1945 den günümüze kadar bu servetin getirisini doğru bir şekilde hesaplattırarak ve gayrimenkuller için de “ecri misil davası açılmadan” söz konusu servetle birlikte biriken kira borcunun Hazineye; yani, milletimize teslim etmesidir.

İşte size; hukukumuzun “eşitlik” ve “haksız rekabet” konularındaki hassasiyetine rağmen sürüp gelen ve yılan hikâyesine dönen bir konu. Yoksa fakirleştirilmiş bir lisanı konuşan ülke insanlarının arasındaki uçurum, böyle bir şey mi?

Siyasi partilere yapılan Devlet yardımı da Cennet mekân Üstadın bir mısraını hatırlatır mahiyettedir.

“Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa…”

Kurt taksimini biraz daha netleştirelim: Genel Bütçenin, 5 binde 2’si oranında bir payı devlet yardımı olarak alan siyasi partiler, bu paylarının 2 katını mahalli seçimlerde, 3 katını genel seçimlerde almaktadır. Takriben 2011 yılında devlet yardımı alan 3 siyasi parti: 334,7 milyon TL’yi aralarında paylaşacaktır.

Demokrasimizin finansmanı konusundaki değerlendirmeyi size bırakırken; ben de: “temiz bir siyaset diye yola çıkanlara Mevla’m yardımcı olsun” diyerek sözü bağlıyorum.

                                                              25.10.2010

Tarih: 26.05.2014 08:40