TÜRKİYE`DE ATATÜRK DÜŞMANLIĞI VAR MI?-III





ATATÜRK DÜŞMANLIĞI VEYA YILAN HİKÂYESİ (3)

ABDULLAH Ş. BEDİRHAN


Evet çok çalıştılar. Ama bu gayret kime yaradı?


Sözün burasında, uzun yıllar önce okuduğum bir kitaptan bir kaç satır sanki bana da yer ver diyor.
Şöyle:


İkinci Dünya Savaşı sonrası hayalet ve harabe şehirlerini imara çalışan Almanlar yapılan konutların dış cephelerini sıvamazlar. Durumu görüp sebebini soran yabancıya Alman der ki: "Acil ihtiyacımız insanlarımızın çalışacağı fabrikalar kurmaktır. Paramızı sıva, badana için çarçur etmemiz doğru değil". İşte o Almanya savaştan 15 sene sonra fabrikalarında çalışacak işçi ihtiyacını bizim gibi "az gelişmiş"ülkelerden temin etmeye başladı. İktisadi zaferler "kör kuruşun"hesabı yapılmadan kazanılamazdı. Onlar bunu hesaba kattı ve kazandı... Biz hesap bilmezliğimiz yüzünden kaybettik.


Ne mi yaptık? Aslında yapılanlar belli.Yine hafızam beni yıllar öncesine götürüyor.


1970`li yıllar; cinayetlerle devam eden sağ-sol çatışmalarının yaşandığı yıllardı. Mülkiye`de talebeyim. Alman Musevisi olan bir hanımefendi yabancı dil hocamızdı. Yaşadığı ülkeye vefalı olduğunu da hissettirirdi. Bir gün sınıfa geldiğinde, mutadı olan davranışını yaparken birkaç cümlelik ikazda bulunmuştu: "Niçin bu lambaların hepsi yanıyor".Bir yandan da prizlere vurarak lambaları söndürüp: "Dışarıdan gelen ışık yeterli, ülkede enerji sıkıntısı olduğunu bilmiyor musunuz? Sizi anlamıyorum. İmkânlarınızı israf edip dünyaya avuç açıyorsunuz `para ver, para ver` diyerek. Aldığınız parayla da park, bahçe tanzim edip, altından karyola satın alıyorsunuz. Sonrada işte böyle bir birinizi yiyorsunuz. Afiyet olsuuun..." Hocamız lisanımızı kendine has bir vurguyla konuşurdu. Onun bu "Afiyet olsuuun" cümlesi uzun süre beynimde yankılandı. Tabi olanlar afiyet olmadı, hep boğazımızda düğümlendi...
Mustafa Kemâl ne demişti? "Askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun iktisadi zaferlerle taçlandırılmadıkça sonuçsuz kalır”. Peki, şu bizim Çülükçülerimiz bu cümleyi anlayıp gereğini yaptı mı?Hayır... Milletin "azim ve kararını, öz güvenini" tahrip ettikten sonra kalkınma adına yapılanlar ne kadar anlamlı olabilirdi. Aslında buradaki anlamı tasvir eden bir sözümüz var: "Saman alevi". Parladı ve kayboldu. Sürdürülemedi...


Fakat bizim az gelişmişler farklı bir övünç bulmakta gecikmediler."Hiçbir devlet adamına ona dikilen heykel kadar heykel dikilmemiştir" bu bir gazete manşetidir. Manşete taşınan:Büst, heykel ve anıt konusunun ne kadar abartıldığının ifşası olsa da, yapılan harcamalar Çülükçülerin programları gereği olduğu için normaldi. Milli ibadet için milletin toplandığı mekânda, milletin yüzünü döneceği bir figür olmasın mı?Oldu... Milli ibadetin çeşitleri artırılarak, yeni dinin tabilerinin"takvada" derinleşmesi de düşünüldü. Millet bir kalabalık olarak kuruluş, kurtuluş, açılış, kapanış, ilk geliş, son gidiş, anma ve yıl dönümleri gibi programlarda hazır bulundu. Törenden törene; etkinlikten etkinliğe döndü durdu. Artık, kadim dinin boş kalarak ihtiyaç fazlası durumuna düşen mabetleriyle ilgili tasarruflar da normal sayılırdı...Tabi milli ibadetin ritüellerle ilgili kurallarına da, harfiyen uyması sağlandı. Ancak şu vardı,bizim Çülükçüler "ti" sesini de, Kral George`un ülkesinde yasa çıkararak uyguladığı şu "saygı duruşunu" da fazla abarttı. Ayağa kalk, şapkanı çıkar, esas duruşa geç, kendi sınırlarına çekil ve "arpacı kumrusu"gibi düşünme pozisyonu al; belirlenen süre içinde kımıldama. Bu ayakta dikilme,anma toplantıları başta olmak üzere; dernek, vakıf ve kooperatif genel kurullarına;konferans, panel ve açık oturum düzenlenen salonlara kadar uzayan bir abartı haline dönüştürüldü...


Ne demişti cennet mekân M. Akif: "Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz". Daha kötüsü oldu. Bu Millet"siren" öttü "düdük" çaldı, "komut" verildi yolun üstünde durduruldu. Dünya koşuyordu, çarptılar düştü; kolu, bacağı kırıldı;kafası yarıldı; ezildi. Hep geride kaldı. Niçin olmasın? O sınırlı sermayemizden ne kadarını alçıya, taşa, bronza ve tunça harcadık; kaç milyon mesai saatini üretimden uzak "dinlenerek" geçirdik; kaç milyon insanı kalıba sokmak için hırpaladık?


Sözün özü: Zamanın, paranın ve insanın kıymetini bilmezlerin elinde insanımız tek tipleştirilmeye çalışıldı. Netice itibariyle,olması gerekenler oldu.


Hâyâl bu ya; biri çıkıp da, şu bizim Çülükçülere vaktiyle Ralph Waldo Emerson`un bir sözünü hatırlatsaydı; hatta hatırlatmanın ötesinde, -eski hocalar gibi "falakayı" da göstererek- talimettirseydi diye düşünmüşümdür.


Hatırlatılacak söz mü? O da şu:


Ey, Çülükçüler "Kimseyi kendinize benzetmeye çalışmayın bir çeşit olarak siz yetersiniz..."
Hebâ edilenlere, harcananlara bakınca insan kuşkulanmadan edemiyor. Çülükçüler gayretlerini milli bir proje gibi taktim etse de, görüş açısı değiştikçe yeniden başlayan, karanlık dehlizleri olan bir hikâye gibi. Darbeler, muhtıralar, ekonomik krizler ve terör; bir türlü istikrara kavuşamadık... Yoksa; yendiğimiz şu "yedi düvel" rövanşı almak için, programını bizim Çülükçülerin eline mi tutuşturdu?...

(Devam edecek)


Tarih: 04.12.2019 10:43