TÜRKİYE`DE ATATÜRK DÜŞMANLIĞI VAR MI?-IV


ATATÜRK DÜŞMANLIĞI VEYA YILAN HİKÂYESİ (4)

ABDULLAH Ş. BEDİRHAN


Bizim Çülükçülerin dillerine peleseng ettikleri bir söz vardır.

Ancak sözün müellifi konusu, biraz sıkıntılıdır. İngiliz başbakanlarından ikisinin ismi geçer. "Şimdi bu olacak iş mi?" demenin gereği yok. İmâ edilen: David Lloyd George`da bulamadıysan, Winston Churchill`e bak,deme kurnazlığıdır. Bu sözün farklı istiflerinin yanında, yutması kolay olsun diye "draje" haline getirilmiş olanı da vardır. Şöyle der: "Yüzyıllar nadir olarak dâhi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki 20. yüzyılın dâhisi Türklere nasip oldu ve kader onu bizim karşımıza çıkardı."

Bence bu iki cümle çok önemli.

Hem basit ve hem de önemlidir . Evet, düz ve basit bir söz olmasının yanında,  işin içinde İngiliz`in olması da bence diğer önemli bir husustur. Çünkü onlar hayıra konuşmazlar. Bakın şu da var. Bir yönü itibariyle de, hani nasıl deriz: "Üstü kaval, altı şişhane (veya şeşhane)." Metaryalist bir üslûpla başlayıp, fatalist (kaderci) bir hassasiyetle bitiyor. Arabesk sevdamızı iyi biliyorlar. Bu olabilir mi?

Sorulara şöyle de devam edebiliriz. Bir İngiliz`in sözü bu boyutlarda niçin manşete taşınır? Bu millet kahramanını İngiliz`in sözüyle mi tanıyacak, taktir edecek?

Büyük bilge İmam-ı Gazali ve entüisyonizm (sezgicilik)in üstadı Bergson`un işaret ettiği"kalp" ve "sezgi" bahsini bilselerdi endişeye mahal yoktu."Bilmediler" demeye dilim varmıyor. Her şeyi bilerek ve isteyerek yaptılar. Tam karşılığı: Teammüdendir. Burada felsefi alıntılar yerine hatırlayıp geçmenin daha uygun olacağını düşündüm. Yani bu büyük millet kahramanını kalbiyle de, sezgileriyle de,aklıyla da tanıyor, biliyor ve kıymetlendiriyordu.

Şimdi meşhur cümlelerimize dönelim.

Basit üslûbun gerisinde şuuraltına gönderme olmasaydı, dert değildi. Daha nice projelere muhatap olduk kim bilir?Şuuraltı neler neler biriktirdi? Bu çok önemliydi. Çünkü, inandığı gerçeğe sadakat açısından; şuuraltının şuuru, şuurdan daha şuurluydu... Beşerdi şaşıyordu. Akıldı yanılıyordu. Ne demişti Cennet mekân Üstad: "Akıl, akıl olsaydı ismi gönül olurdu."  

Sevmek ve nefret etme duygusu; akıl, zekâ ve şuur gibi zihni faaliyetlerle ulaşılıp içselleştirildiği gibi; kalp ve sezgide gerçeğe ulaştırıyordu. Milletimiz, yönetenlerin basiretsizliğine sebep şuuraltında -kötü enerji olarak- neler biriktirdi ki, bir türlü düze çıkamadık.Öğretilen "çaresizlik" miydi? Yoksa mütemâdÎ "yerinde say"komutuna mı muhataptık? Toplumun şuuraltı kodlarıyla oynamak ayrı bir ilim oldu. Psikoloji`nin "savaş" kavramıyla birlikte "Psikolojik Savaş" olarak anılması artık sıradanlaştı. Her şey bir sözle başlıyor ve bitiyor da...

Üzerinde durduğumuz sözle neler söylendi veya ima edildi? Şimdi, ona bakalım: "Yüzyılların nadiren yetiştirdiği insan, geçen yüzyıl size geldi ve büyük işler başardınız. Bir daha böyle bir tâlihiniz olmayacak. Büyük işlere heveslenmeyin, günlük problemlerinizle debelenip durun. Direnç göstermeden durun. Kısaca; Mesih`i bekleyin, Mehdi`yi bekleyin, Necati`yi bekleyin durun." diyorlardı.  Halbuki ustalar, liderler sevilir sayılır,taklit edilir; ama, aşılmaya da çalışılırdı. Birileri aşılması gereken çıtayı öyle bir yükseğe çekmişti ki, o kadar olur. İşte pedegojik açıdan sakatlık burada başlıyor. Zira bu söz, genç dimağların burnunun ucuna kadar yaklaştırılarak okullara sokuldu, duvarlara asıldı. Ve Mustafa Kemal`in ne kadar büyük olduğunu anlatmak isteyen az gelişmişler, hemen bu söze sarıldılar...

Ezber bozan bir ses de şöyle diyordu:"Ustada kalırsa bu öksüz yapı / Onu sürdürmeyen çırak utansın."

Çok bilmişlerin bilmediği şuydu. Asalet gibi, gerçeğin de kendini belli etme, gün yüzüne çıkma huyu vardı.

Bu ara başka bir şey oldu. Bakın ne oldu?

Olan şu. Malûm sözün altından Çapanoğlu çıktı. Bizim Çülükçüler bunu "dert" eder mi, bilmiyorum? İlber Ortaylı Hoca geçen yıl yayınlanan "Gazi Mustafa Kemal Atatürk" isimli kitabında, malûm söz hakkında şu satırlara yer verir: "...Hâlâ belgelendirilememiştir. Bu isimlerin ikisi de başbakan olduklarından konuşmaları toplanmıştır. Bunu araştırmak o kadar da zor değil."

Tabi bunun üzerine biri çarşaf gibi bir belge çıkarıp: "Bu söz söylendi işte kanıtı" dese dahi; yukarıda bahsettiğimiz şuuraltı operasyonu nedeniyle iki satırlık söz söyleme hakkımız hep olacak.

Sözün özü: Demek ki, şu bizim Çülükçüler yalana sıkıştıkları zaman, dışarılardan birilerinin ağzından "yalan beyan" takviyesinde de bulunuyorlardı. Veya gafletle veya başka bir nedenle birilerinin projesinin taşeronluğunu da yapıyorlardı. En mühimi,yalanlarına inanmayanları; bu yalanları avuçları kabarana kadar alkışlamayanları, yaftalamakta tereddüt etmediler. Onlar artık Atatürk düşmanıdır...

İşte yol ayrımının başladığı yer.

Şu bizim Çülükçüler bu millete çok yalan söylediler. Çok...

Sahiplerinin projeleri gereği de, kendi projelerinin gereği de, bu "Büyük Millet"i çok hırpaladılar. Yassıadalar, Mamaklar,  Zincirbozanlar... Zulmetmek için onlara mekan darlığı hiç yoktu ki...Bu millet onlara inanmıyor, güvenmiyorsa "yerden göğe kadar"haklı...  Çünkü zalimler başta ölmek üzere; yalancıya inanılmaz, yalancıya güvenilmez...

(Devam edecek)

Tarih: 20.02.2020 15:22