Vakıf Medeniyetinden Malı Götürme Medeniyetsizliğine


Bayram arifesindeyiz.

Evvelen sizi, borcum olan  Allah’ın selâmıyla selâmlıyorum; saniyen, Cenab-ı Hak’tan sağlık, mutluluk içinde nice Kurban Bayramları diliyorum.

Yaşlı bir teyze sık sık; “Hangi yıldayız?” diye sorarmış. Cevabı aldıktan sonra da; “Vah… Vah… Ne de çabuk geçti. Ne de çabuk.. Yavrum artık yılların da bereketi kalmadı.” diyerek pamuk ellerini dizlerine vururmuş.

Yılların bereketi konusunda teyzeye hak veririz – vermeyiz, o ayrı bir konu. Ancak, hâlâ lisanımızda “bereket” kelimesinin işlerliği var. Buna şükretmemiz lazım. Şükürler olsun…Şunu da kabul etmemiz gerekir ki, yaşlandıkça zamanın akış hızı artarmış gibi olur. Evet, nede çabuk geçti zaman. Bakın yine bir Kurban bayramı arifesindeyiz.

Geçen yılki Kurban Bayramı sonrası, fevkalade üzücü bir olayı konuştuk günlerce. Aslında “üzücü” tabiri yavan kalır. Hani, derler ya: “Şüyu-u vukuundan beter.” Beterin beteri idi, hakikaten konuşulan. Vekâleten kurban kesme taahhüdüyle sorumluluk üstlenen; kurum ve vakıflar, taahhütlerini yerine getirmedikleri iddiasıyla mahkemelik olmuşlardı.

Hani ecdadı anlatırken; “Bir vakıf medeniyeti inşa etmişlerdi” deriz ya… İşte o medeniyette, bir servet ve akarı vakıf hükmi şahsiyetiyle bir hizmete tahsis edilirdi. Beklenen fayda ise ukbada amel defterinin açık olmasıydı. Bazı vakıf örnekleri duymuşsunuzdur; falanca kurum, feşmekanca kurum çalışanları adına kurulan. Vatandaşın yaptırdığı işlemler sırasında zorunlu bağış da toplayarak güçlenen. Ve bu imkândan üyelerini yararlandıran…

Vakıflar Genel Müdürlüğünün gerekli hassasiyeti göstererek bu konuya bir disiplin getirme gayretinde olduğunu sanıyorum. Ancak, şunu söyleyebiliriz ki;  Amel defterinin açık olmasındansa, banka hesaplarının kârlı işlemler için açık olması daha önemli bir hale gelmiştir. Zira iş kurban kesmeye kadar vardı.

Uzun yıllardır hep yolsuzlukları konuşuruz. Cilt cilt kitaplar da yazılmıştır. Hep söyledim ve aynı minval üzere devam edeceğim. Tehlike algılamasında yanlışlık yapmayalım. En büyük tehlike bölücülük değildir. Sefil terörist ne kadar zarar verebilir. Düştüğü terör çukurunda debelenirken etrafa sıçrattığı pislik kadardır yaptığı zarar. Önünde sonunda o çukurda debelenirken boğulup gidecektir.

Asıl tehlike rüşvet, talan ve yalandır. Ne garip ülkeyiz. Birileri milletimizi balık hafızalı sanmasın. Bankalar hortumlanırken, ihalelere fesat ve daha nelerin karıştığı ayyuka çıkmışken kuzu kuzu koltuğuna yapışanlar, sureti haktan hiç görünmesin. Devlet ve devlet adamlığı imajının erozyona uğratılmasından büyük tehlike olamaz. Bürokrasi ve siyaset müessesesinin zenginleşme için kullanılması işte böyle bir şeydir.

Şu bayram arifesinde hırsızlara dikkat çekmek için üst perdeden bir şeyler söylemek gerekir. O perdeyi henüz ben bulamadım. Bakın, sanki yıllar önce bir şairimiz o perdeden söylüyor.

Şair Eşref’ten bahsediyorum. Bilmiyorum, Manisa Kırkağaç’taki mezarının başındaki taş duruyor mu?

“Gözlerim ebna-yı âdemden o rütbe yıldı kim,

             İstemem ben Fatiha, çalmasınlar taşımı…”

                                                              10.11.2010

 

Tarih: 26.05.2014 08:42