Yalandan ve Ertelenmiş Beladan Korkmayan Cesur Bir Millet


İnsanoğlu hiçbir şeyden çekmemiştir yalandan çektiği kadar.

Nereden çıktı bu yalan konusu? Çok mu yaygın? Diyebilirsiniz… Evet, insanlığı içten içe kemiren,  sinsi bir virüs olan yalan, çok yaygınlaştı. Bir bir saymaya ne hacet; medyada, çarşıda, pazarda, sanatta ve siyasette… Velhasıl her yerde.

Muhatapta gerçek olmayan bir kanaat oluşturma gayreti, yalancının yeteneğiyle alakalı olarak semeresini veren bir şeydir. Bir uçta yalancı, karşısında muhatabı veya muhatapları; bu tertip netice itibariyle hedef kitleye, insana ulaşır. Aldananlar ve aldanmayanlar bir müddet sonra mutlaka hakikati öğrenecektir. Sözün özü “yalan” ne kadar başarılı bir şekilde takdim edilse de, sonuç değişmeyecektir. Zira yalancılar, dünya kuruldu kurulalı “yatsı”dan sonra da yanmaya devam eden bir mum imal edememişlerdir. Yatsıdan sonrası zifiri karanlık ve sıkıntıdır…

Evet, yalana aldanmanın bir faturası vardır. En hafifi “nasıl aldandım, nasıl da kandım” sözleri eşliğinde iç burkulması ve ruhun daralmasıdır. Hani, “beterin beteri de var” deriz ya. Yalanına göre, aldanmanın bedeli tahminlerin ötesinde ağır da olabilmektedir. İşte insanın yeryüzü sürgününü başlatan böyle bir yalandır. Aldanmanın bedeli insanoğlu tarafından nesiller boyu ödenmiş ve daha da ödeme devam etmektedir. “Şu an Cennette olmak vardı, azizim.” Cümlesi durumun vahametini sergiler. Şeytana ve yalancıya ne kadar lanet okusak az.

 O büyük yalan hep anlatılır da, bu kıssadan hisseyab olduğumuzun emarelerini pek göremeyiz.

Malum olduğu üzere; yalanın atası ve mucidi lanetlenmiş İblis’tir. Henüz zaman sayacı insan için yeryüzünde çalışmaya başlamadığı bir anda; ilk insan, ilk peygamber Hz. Âdem ve eşi muhatap olmuşlardı ilk yalana. Ve aldanmışlardı. İşte o gündür, bugündür İblis ve İblis’in uşakları akla hayale gelmeyen tertiplerle insanoğlunu aldatmaya çalışmaktadır. Yalanlarında başarılı oldukça da semirmektedir İblis ve ordusu. Hemi de nasıl. Ancak, onlarında bir telaşı ve bir sıkıntısı vardır. Yalan dolanla perdelenen “hakikat” ve yalan dolanla yığmış oldukları dünyalıklarını gözden uzak bir mekânda muhafaza etme telaşı ve sıkıntısıdır. Ya öğrenilirse, sıkıntısı az bir sıkıntı mıdır?.. Zira züğürtlerin “çene yorma “ gibi bir marazi halleri var. Ya aldananlar! Aldananın hal-i pür melâlini tasvire ne hacet...

Mütefekkir şairimiz Ferit Kam bu “aldanma”yı insanoğlunun bir ihtiyacı olarak görür. Ve şöyle der; “Akil geçinen güzide nevin / Aldanmaya ihtiyacı vardır / İnsanla doğan bu eski derdin / Zannetmeyiniz ki ilacı vardır.”

Yalana kanan insanoğlundaki bu “aldanma ihtiyacı” gibi yorumlanabilecek davranışın geri planında ne var dediğimizde, varacağımız sonuç bence: Yaratan’ın halifesi olma onuruna sahip insanın İblis’çe bir tavrı “İNSANLIKLA” bağdaştıramamasıdır diyebiliriz.  Ancak bir hakikatte şudur ki; bu dünya, imtihan dünyasıdır. Doğal olarak imtihanda kazananlar ve kaybedenler vardır. Süfli menfaatleri için İblisleri kıskandıracak tertip içerisinde hilkat garibesi olarak arzdı endam edenler olduğu gibi; yalana, dolana ve talana itibar etmemiş dürüstlük timsali abide şahsiyetleri de taşımaktadır bu koca dünya…

                                                                   28.12.2010

Tarih: 26.05.2014 08:44