Yanlış Çıkışlar, Parti Politikaları ve Politikacılar


Bir hayli yaklaştığımız 2015 Milletvekili Genel Seçimleri, çok partili hayata geçildikten sonra 25. Dönem TBMM üyelerinin belirleneceği seçim olacak.  Eğer öne çekilmezse, seçim tarihi 7 Haziran 2015’dir.

 2002 Genel Seçimleri ile başlayan Ak Parti iktidarında yapılan seçimlerin hiçbirinde muhalefet partileri umduğunu bulamadı. Ve bu durumu ifade etmek için belirlenen hüküm cümlesi de: “muhalefet yokluğu veya boşluğu” şeklinde siyasetten bahsedenlerin dillerinden düşürmedikleri kallavi laflar arasında yerini aldı.

İşte bu günlerde malum boşluğun tetiklemesine sebep; parti kurma şeklinde birtakım kıpırdanmalara şahit olmaktayız.

Prof. Dr. Abdürrahim KARSLI’nın Merkez Partisi ile başlayalım. Sonra, Ak Partiden ayrılan Prof. Dr. İdris BAL’ın da hazırlıkları tamamlama yolunda olduğunu ve sonunda Demokratik Gelişim Partisi’ni kurduğunu öğrendik. Adaşı gibi partisinden istifa eden İdris Naim ŞAHİN’in de aynı kervanın yolcusu olduğu, parti kuracağı haberi medyada yer aldı ve fazla bekletmeden Millet ve Adalet Partisi’ni kurduğu duyuldu. Bir haber de CHP’den ayrılan Emine Ülker TARHAN cenahından geldi. O da Anadolu Partisi’ni kurdu. Ve beraberinde de,  partisi için seçilen isimin SPK’ya uygun olmadığı tartışmasını getirerek, parti propagandasını başlatmış oldu. Malum reklamın kötüsü olmaz. Yola çıkan bu partiler kervanındaki bir başka isim de: Ahmet Kaya’nın Milli Mücadele Partisi’dir. Yol uzun ve meşakkatli. Umut bu, mutlaka kervana yeni katılımlar da olacaktır…

Meseleye farklı bir boyuttan bakıldığında, söylenecek söz şu dur: Boyunun ölçüsünü merak eden ne kadar da çok insan var…

Bakın şimdi boyunun ölçüsünden haberdar olan bir sese kulak verelim, ne diyor?    

“Hiçbir zaman parti kurma mülahazamız olmadı. Partimiz yok, partiyle patırtıyla hiç alakamız yok, hiçbir zaman olmadı.” Tahmin edileceği gibi bu ses okyanus ötesinden gelen bir sestir.

Tabi sizler, kurulan ve kurulacak bazı parti cenahından “Cemaatin de desteği var” sinyali kamuoyuna üfürülürse, konunun önemine binaen lüzumlu bir açıklama da diyebilirsiniz, yukarıdaki sözlere. Tamam, hak veriyorum.

Ancak, bu cümlede üzerinde durmak istediğim husus şudur. Türkçeyi mükemmel kullanan birinin üslubunda, nezaket sınırını zorlayan ve doğru olmayan bir şeyler var. Dikkat buyurun, altını çiziyorum. “Partiyle patırtıyla hiç alakamız yok, hiçbir zaman olmadı.”  Patırtı: Akortsuz rahatsızlık veren ses,  gürültü, çatışma, arbede gibi anlamları “parti” içerisine dolduruyormuş gibi yaparak, partisel eylem içinde olan insanlarımızın küçümsenmesi hoş değildir. Zira birileri alınabilir. Bu bir. İkincisi: Partiye ilgi ve alaka vardı – yoktu mevzusu, yılan hikâyesine dönebilir. Kısa yoldan ifade edecek olursak, cemaatin partiye ilgisi de, parti kontenjanından milletvekilleri de oldu. Cemaat gazetesi genel yayın yönetmeninin “Bizim dostluğumuz kaybedilince anlaşılır” sözü de, Türkçe Olimpiyatlarında siyasi kimliği olan politikacıya ödül verilmesi de çok şeyler anlatır. Neyse, cemaati günahıyla, sevabıyla baş başa bırakalım.

Şu anda kesin olmamakla beraber ülkemizdeki siyasi parti sayısının 90’ı bulduğunu kabul edebiliriz. “Ne olacak bu memleketin hali” diyen herkes parti kuruyor.

İktidarsa doludizgin yoluna devam etmekte.

 Yukarıda yaygın kanaatin “muhalefet boşluğu” olduğunu söylemiştik. Muhalefet yapmak amacıyla siyasete soyunmanın makul görülmesi mümkün mü? Hesabın bir yerlerde yanıldığı veya yamulduğu kesin.

Ülkemizin siyaset sahnesindeki görünümüne bakalım. Ak Parti: girdiği üç genel seçim ve üç yerel yönetim seçimlerinin yanı sıra; anayasa referandumu ve Cumhurbaşkanlığı seçimini de ilave ederek Türk siyasi hayatında görülmedik bir başarıya imza atmış oldu. Burada Komşum Aydın Beyin adeta kitabın orta yerinden aktardığı hasbi değerlendirmesini sizlerle paylaşmak istiyorum.  Sohbetlerde hakkı teslim etme sadedinde ve birazda kahırla ama gümbür gümbür söylediği şudur: “Komşum, bizimkiler devrim diye diye devrildi gittiler. İşte devrim böyle yapılır.” Komşumun, bir yönü itibariyle özeleştiri noktasındaki sözleri çarpıcıdır. Muhatabını gaza da getirebilir. Ancak ben bu neticenin, hani nasıl derler “irili ufaklı” birçok nedeni olduğunu düşünüyorum. Mahiyeti bilinenler ve bilinmeyenler, hepsi bir arada. Bu izah biraz “mahiyeti bilinmeyen uçan cisim” (UFO) çağrışımı yaptırmış olabilir. Kastım o değil; ancak, bu işe “uzaylıların” dâhil edilmesi yaşanan olağan üstülüklere, esprili bir izah getireceği de kesin. O halde mülahazat hanesini açık bırakalım…

Serüven, parti üyesi olmaya mani hale rağmen,” kurucu üye” olarak adli sicil kayıtlarıyla devrin ANAP’lı İçişleri Bakanı Rüştü Kazım’ın bakanlığına evrakların teslim edilmesiyle başlar. Evrakı alan bakanlık süresi içinde teslim tutanağıyla beraber tüm belgelerin birer nüshasını Cumhuriyet Başsavcılığına ve Anayasa Mahkemesine gönderir. Kurucu Genel başkandır da. İşte muhalefetin dillendirmediği hikâye böyle başlar. Bir varmış, bir yokmuş Allah’ın kulu çokmuş…

Sonra yeni kurulmuş bir parti ilk seçimde iktidar olur. Ancak resmin tamamını bu cümle izah etmez.

O günlerde bu partiyi örgütleyenlerin iyi bildiği bir şeyler vardır. Ve yaklaşık olarak ifade edilen de: “Milli Görüşten şu kadar (..) milletvekilini saflarımıza dâhil etmezsek kimsenin karizması veya say-u gayreti bu partiyi iktidar yapmaya yetmez.” Zira Türk siyasi tarihinin abide şahsiyeti Rahmetli Erbakan Hocamızın bu büyük milletten yana asil bir duruşu ve bu duruşun bin bir meşakkatlerle oluşturduğu güven duygusunun tabi neticesi  “sosyal sermayesi” vardır. İşte “Miri Malı” gibi iştah kabartan, göz dikilen de budur…  Seçim öncesinde plan çerçevesindeki çalışmalar ikmal edilir. Bu iş kolay olacak dedirten alt yapı da bir el tarafından zaten hazırlanır. Özet olarak; RP kapatılır ve Genel Başkanı ve parti kurmaylarına beşer yıl siyasi yasak gelir. Yetmez. 6 Mart 2002 tarihinde Genel Başkana iki yıl dört ay mahkûmiyet kararı verilir. Hukukun vermiş olduğu bu kararda yeni bir uygulama dikkatleri çeker. Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olan siyasi partinin hesaplarının incelenmesiyle ilgili olarak, mevzuatın çizdiği çerçevenin dışına da çıkılır. Netice olarak, dava kamuoyuna çarpıcı bir etiketle takdim edilir. “Kayıp trilyon.” Netice itibarıyla, haksızlığa uğrayan ve zulmedilerek yolu kesilen bu lider hakkında verilen mahkeme kararını, kamu vicdanı onaylamamış ve 2002 seçiminde Milletimiz “Milli Görüşün” genç kuşağının önderliğinde kurulan yeni partiyi iktidara taşıyarak “temyiz kararının” ne olduğunu meraklılarına göstermiştir.

Sonra, yenilenen Siirt seçimleri ve muhalefet partisi CHP’nin şaşırtan anlayışlı katkılarıyla, iktidar partisi Genel Başkanının önce parlamenter ve akabinde de başbakanlığa geldiğini görürüz.

İşin içine uzaylıları dâhil etmeden yoğun bir özet sundum. UFO’ların görünüp görünmesi aslında o kadar önemli de değil.  Ne derler? İş olacağına varıyor…

Sözü kurulan yeni partilere getireceğim. Geçmişte yeni kurulan bir parti ilk seçimde iktidar olmuştu, “tarih tekerrürden ibarettir” diye düşünüyorlarsa, yanılıyorlar. Tarihi doğru okumak, kıyası doğru yapmak gerekir.

Siz tabansızlar alayınız kaybetti.

Pekii, yeniler kaybetti de eskiler mi kazandı? Böyle bir şey de yok. Bunların milletimiz nezdinde kredileri; ”beş aşağı, üç yukarı” (resme uygun düşmesi için rakamların yeri değiştirilmiştir) bugün temsil ettikleri oy oranı civarındadır. Büyük hatalar yapma konusunda ısrarlı olan muhalefetin, lisanı hal ile söylediği: “Bizler iktidar olmak istemiyoruz” şeklinde ifade edilmeye müsaittir. Yersiz bir cümle kullandığım kanaatinde değilim. Başka türlü nasıl izah edilebilir akıllara zarar tutumlarını mütemadi sürdürülmeleri. Bakın bu muhalefete göre, İktidarın başarısının geri planındaki en önemli saiklerden biri, seçmenin ayni ve nakdi yardımlarla elinin – kolunun bağlanmasıdır. Bence bu teşhis de, söz konusu tekrarlanan hatalardan biridir. Böylece “oy satanlar” şeklinde ifade edilen sitemin dozu, hakarete varıncaya kadar ağırlaşır. Tabi bu millet “balık hafızalı” ya bir sonraki seçime kadar söyleneni unutacak. Ama onlar bu milletin unutmadığını unutuyorlar. Balık hafızalılar… Şimdi buraya muhalefet açısından durumun ne kadar vahim olduğunu ifade eden, tablo gibi bir cümle sıkıştırmamız gerekiyor. O da şu dur.

Önümüzdeki ilk genel seçimde MHP, sonraki genel seçimde CHP baraj altındadır.

Bu sözlerimin AKP fanatiği olduğum şeklinde yorumlamaması için, hemen söyleyim. Ben AKP ve siyasetine sempatiyle bakanlardan değilim. Ancak muhalefetin yalancı pehlivanlar gibi “peşrev” çekmesi de, dedi kodu mesabesindeki sözleri de beni ziyadesiyle illet ediyor.

Peki, reel siyasetin çizdiği bu resim nedir?

Bu sıkıntılı coğrafyanın en büyük, şansı basiret ve şahsiyet sahibi bu büyük millettir. Bu millet, vatan dediğimiz bu sıkıntılı coğrafyada tutunmaya çalışıyor. Ortadoğu’da başlayan ve genişleme istidadı gösteren yangının endişesi; hakeza, yaklaşan büyük bir ekonomik krizin doğurabileceği felaketin maddi ve manevi boyutlarını hissedişi, onun büyük parçada çoğalmasını sağlıyor. İşte olan budur. Kimse herkesten (milletten) daha fazla şey bildiği iddiasında bulunmasın. Olanlara bakın: bir partiyi iktidardan edecek, baraj altında bırakacak her türlü malzeme varmış gibi görünüyor. Ancak oy oranları sandıkta 34’le başlıyor, referandumda 58’i buluyor, sonra 47 oluyor, sonra 50’ye ve Cumhurbaşkanlığında 52’ye ulaşıyor. Bu Tablo, bu Büyük Milleti anlamayan, ona aşina olmayanlara, onun cevap değil de nedir. Osmanlı tokadı “akıllı ol, akıllı ol” diyerek bir bir iniyor. Ancak ümitsiz vaka.  

Bakın “saray” mevzusunda da yanlış laflar ediliyor. Farklı şey umut edenler, bu konuda da umutsuzluğa düşecek. Şimdilik kalsın. Belki bir yazımızın konusu olur…

25.11.2014

Abdullah Ş. BEDİRHAN

Tarih: 10.02.2015 11:59