YALNIZLIĞIN ŞAİRİ













İnsanla beraber başlar yalnızlık, hayatta yalnızlık sürüp gider. Doğarken yalnız.. Yaşarken yalnız..Ölürken yalnız..Yalnız..Yalnız..Yalnız..

Ruhta yalnız..Gönülde yalnız..Düşüncede yalnız..

Kimi anlaşılmadığı için yalnız kalmış, kimi kavuşamadığı için,kimi bir dost bulamadığı için gün akşam olmuş, kimi  çile ve ızdırabın acısıyla dünyaya veda etmiştir.

Yüreğimizin yankılarını engin nameleriyle terennüm eden Derviş Yunus hep gariptir, hep yalnızdır.

Söyler dilim ağlar gözüm 

Gariplere göynür özüm

Meğer ki gökte yalnızım

Ola garip bencileyin

Coşkun yürekli Fuzuli de dile getir sürekli yalnızlığını.

Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayri.

Büyük düşünürler de yaşadığı toplumlarda hepten yalnız kalmışlar, anlaşılamamışlardır. Ve bu ıztıraplarını dile getirmişlerdir.

Büyük mütefekkir Necip Fazıl’da yaşadığı toplumda yalnız kalanlardan biri, ruh yalnızlığını çeken anlaşılamayan bir çilekeş. Kalabalıklar içinde yalnızlık.

Necip Fazıl yalnızlığını ilk olarak üflenen manevi soluğun ilhamıyla haykırır;

Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan

Kime ne, aşılmaz duvar bendedir

Süslenmiş gemiler geçse de açıktan

Sanırım gittiği diyar bendedir.

Yaram var,havanlar dövemez merhem;

Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem

Ne çıkar bir yola düşmemiş gölgem

Yollar ki Allah’a çıkar, bendedir.

Necip Fazıl’ı seri malı insanlar anlayamazlar. Yaşadığı ortam yabancıdır ona, Şehir kalabalığı onu yalnızlığa itmiştir hep. Üstad şehirlerden kaçarak dağ başlarına sığınmayı, yalnızlığını kaval sesleriyle terennüm etmeyi ister.

Sazını kafaya çal

Ver bana kavalımı.

Necip Fazıl her yerde, her zaman yalnız olduğunu, garip yaşadığını söyler hiç çekinmeden.

“Garibiz her yerde, her şeyin içinde ve herkesin ortasında garibiz. Ve gurbet Allah hasretinden başka bir şey değil…” 

Zehirle pişmiş aşı yemeğe davet ettiği zaman onu takip edenler fırsat buldukça yalnız bırakırlar Üstad’ı. Hayal kırıklığı ve yalnızlık…

Mertçe ve dostça konuştuğu için anlayamazlar onu. Tahammül edemez kalabalıklar. O hep gerçeği arar durur.

Ben, ben haritada deniz görmüş, boğulmuş

Dokuz köyün sahibi dokuz köyden koğulmuş.

Mutlak hakikatin çilekeş Üstad’ı Necip Fazıl anlaşılamadı, anlaşılamadan gitti. Çeşitli hücumlara maruz kalarak. Ve anlaşılamadığı gerçeğini haykırarak…

“Bizi ne bizden olduğunu sananlar, ne de bizden olmayanlar anlayabiliyor. Bizi anlayabilmek istidadı ancak Allah ve Resulünün  sırları yolunda kafasını berhava etmiş, yüksek çile ehli Müslümanlardandır. Onlarında bu devirde sayısını tespit etmek lazım. Korkarız ki, “kaç kişisiniz” sorusuna “milyonları aşkınız”  diye cevap vereceklerdir. Sonra buyurun zehirle pişmiş aşı yemeğe der demez, tıpkı Hacı Bayram-ı Veli’nin müritleri gibi bir buçuk kişiye inmesinler.” 

Necip Fazıl “Izdırabımı görmeyen körün yüzüne tükürmek istiyorum!” diyen Fransız şairi ne kadar haklı görür.

Herkesin kendi içinde, kendi hücresinde yapayalnız kaldığı hakikatini alev alev içen Necip Fazıl “Ne kadar yalnızız,ne kadar yalnızız” diye seslenir.

Pascal’ın “yapayalnız ölürüz” sözü çok duygulandırır onu.

Yapayalnız yaşar ve yapayalnız ölürüz.

Tarih: 20.06.2018 10:59