Dolmuş Demokrasisi

“Demokrasilerde Dolmuş Olmaz, OlursaDemokrasi Olmaz” hüküm cümlesini ifade ettikten sonra en genel anlamları iletanımları ve bu tanımlar çerçevesinde ülkemizin idaresinde egemen olan yerel vegenel yönetim erkini elinde bulunduranların davranışlarından ort

“Demokrasilerde Dolmuş Olmaz, OlursaDemokrasi Olmaz” hüküm cümlesini ifade ettikten sonra en genel anlamları iletanımları ve bu tanımlar çerçevesinde ülkemizin idaresinde egemen olan yerel vegenel yönetim erkini elinde bulunduranların davranışlarından ortaya çıkanyapının yeni tanımını yapacağız.

Demokrasi:Halkın kendi kendiniyönetimi; halk idaresi kökü eski Yunan kültürüne kadar uzanan demokrasikavramı, o çağlardan günümüze çeşitli mâna ve muhteva değişikliklerineuğrayarak gelmiştir.

Eski Yunan kültüründe “tek adam”idaresi olan diktatörlük ve tiranlığa karşı, halkın kendi işlerine yönverebileceği bir idare şekli olarak demokrasi düşünülmüştür. Fakat Yunanşehirlerinde farklı şekillerde demokrasi uygulamaları görülmüştür.

Aristo’nun ifadesiyle, demokrasi kısazamanda “demogoji”ye dönüşmüştür. Ona göre demogoji, bir toplumun duygularınıçelerek kendi çıkarlarını yürütme yolu idi. Demokrasi eski Yunan kültüründensonra uzun yıllar unutulmuş, yerini “krallık” tarzındaki idarelere bırakmıştır.Bu uzun unutuluş döneminden sonra demokrasinin tekrar canlanışını, Rodosadalarında 1641 yılında yazılan ilk siyasi anayasada (esas teşkilat kanunu)görmek mümkündür. Çünkü bu anayasa ilk defa, kanunları hazırlayacak birmeclisten ve bu kanunları uygulayacak bir “hükümet heyeti”nden bahsetmiştir. Butarihten sonra kavram devamlı olarak siyasi gündeme girmiş ve yavaş yavaşbugünkü muhtevasını kazanıp yaygın bir idare tarzı sayılmaya başlamıştır.

Türkiye`deDemokrasi : Bugün çok partili bir sistem içindedevam ede gelen demokrasi hareketi, aşağıda kısadeğerlendirmeler ışığında anlatıldığı gibiTürkiye`de bu günegelinceye kadar birçok safhalardan geçmiştir.

Osmanlı împaratorluğu`nun eskikudretini kaybettiği devirlerden başlayan ve Tanzimat`ınilânında (1838) “hükümdarın” kimseyi bir mahkeme hükmü olmadan öldürmeyeceğini, kimsenin malını elindenalmayacağını,bütün vatandaşları aynı haklardan istifade ettireceğini siyasî bir belge iletaahhüt etmesi,bizde demokrasi hareketinin şartları değişikolmakla beraber başlangıcınabir işarettir. Bu hareket, 1876 tarihinde ilânedilen Birinci Meşrutiyet ile ilk “Kanunî Esasi” ile devametmiş, ancakMeclisin kısa bir süre sonra Abdülhamit tarafından feshedilmesi ile sonbulmuştur.

1908 yılına kadar devam eden tek eldenidare, bu yılda, ikinci Meşrutiyet`inilân edilmesi ile yeni bir hareketin doğması sonucunu yaratmıştır. Mebusan Meclisi`ninyeniden açılması,partilerin kurulması,“Kanunu Esasi”nin ilân edilmesi ile,bu hareketbiraz daha sağlam görünüşlü olmuş,ancak Birinci Dünya Savaşı`nın çıkması İle, asıl amacınıkaybetmiştir.

Birinci DünyaSavaşı`ndan yenilgi ile çıkan Osmanlı İmparatorluğu, devletolarak son bulunca,Anadolu`da meydana gelen Türkiye Büyük Millet Meclisi doğrudan doğruya halkegemenliğine dayanan bir rejim şeklinde başlamış ve Cumhuriyetin, ilân edilmesinden sonrada aynı hüviyet içinde devam etmiştir.

Demokratik bir yönetim şekli kabuledilerek bu yolda bir teşkilâtlanma olduğu halde, bu yeni devletön plâna,Batılılaşmamız için gerekli olan devrim hareketlerinin gerçekleşmesinialdığı için 1924 ve 1930 yılında yapılan iki tecrübenin dışında, fiilen tek parti yönetimi esasına dayanan bir hükümet idaresi ile idare edilmiştir.

Ancak, îkinci DünyaSavaşı`nın sona ermesi üzerine,bu savaştan başarı ile çıkmış olan Batı devletlerinin Birleşmiş MilletlerTeşkilâtını kurmaları ve Türkiye`nin bu teşkilâta üye olması ile ,devam ede gelen tek parti sistemine karşı bir tepki uyanmayabaşlamıştır. Bununsonucu olarak,tek partilitotaliter rejimden çok partili demokratik hayata dönmek zorunluluğu berilmiş ve1946 yılında Demokrat Parti`nin kurulması, ile Türkiye`de çok partili olan ve Batıdemokrasileri ölçüsünde bir demokrasi hayatıbaşlamıştır.

Aynı yıl yenilenmiş olan seçim kanununda oyların gizli verilmesi, açık olarak tasnifedilmesi seçimlerin,hâkimlerin kontrolü altında bulunması gibi şartlar içinde ve hür olarak yapılangenel seçimlerde,Büyük Millet Meclisi`ne, Cumhuriyet Halk Parti`sinin yanında Demokrat Parti ve Millet Partisi de temsilci sokabilmiş, 1950 yılında yapılangenel seçimlerde de,1923 yılından bu tarihe kadar ilk defa,iktidar, ikincibir partiye devredilmiştir.

Fakat Demokrat Parti,on yıllık iktidarı sırasında,demokratik gidişten ayrılmış; bunun sonucu olarak da Türk Silâhlı Kuvvetleri 27 Mayıs 1960 da İdareye el koymuştur. Bir buçuk yıllık geçicibir devreden sonra,15 Ekim 1961 de genel seçimler yapılmış ve dört parti milletvekillerinden meydana gelmişT.B.M. Meclisiaçılmıştır.Böylece, yenidençok partili demokratik devreye girilmiştir.

Demokrasi kavramı çağlar ilerledikçeyeni tanımlar geliştirmeye, kendi içinde farklı bakış açılarına göreisimlendirilmeye başlanmıştır. Bunları aşağıda ifade etmeye çalışacağız.

1-AtinaDemokrasisi (Klasik Demokrasi):

Atina demokrasisi (Klasik demokrasi),Eski Yunan şehir devletlerinde uygulanmış olan demokrasi çeşididir. Atinadevlet yönetimi, antik çağın bilinen ilk demokrasisi ve belki de enönemlisidir. Diğer Yunan şehirleri de demokrasi yönetimi kurmalarına rağmen yaAtina modelini seçmemişler ya da istikrarı sağlayamamışlardır. Bilinen ilkdoğrudan demokrasi denemesidir. Doğrudan demokrasi ile Atina’da yaşayanherkesin devlet yönetimine katılma hakkı olduğu anlamına gelmez. Fakat, kararalıcı sistemin içinde yer alanlar için ekonomik düzey gibi herhangi bir ölçütde yoktur. Atinalı vatandaşlar temsilci seçmezler onun yerine yasaları ve vergiicralarını oylayarak karar verirlerdi.

Atina demokrasisinin genel olarakKlistenis`in reformlarıyla kurulduğu kabul edilir. Diğer taraftan, VII. yüzyıldaPisistratus’un yönetimi ele geçirmesiyle tiranlık rejimi ortaya çıkmış,Solon`un reform çalışmalarına rağmen Atina`da da tiranlık dönemi yaşanmıştır.

2-ÇoğulcuDemokrasi (Nisbi Demokrasi):

Çoğulcu demokrasi (nisbî demokrasi),çoğunluğun mutlak hakimiyetini reddeden, azınlıktakilerin siyasal ve kültürelhaklarının kabul edilmesi gerektiğini ve azınlığın da bir gün çoğunluk olabilmehakkının verilmesini savunan demokrasi anlayışıdır.

Demokrasinin gelişim sürecinde,çoğunluğun devlet yönetimindeki kararlarının mutlak olması, azınlık haklarınıkısıtlayabileceği kaygısı çoğulcu demokrasiyi ortaya çıkarmıştır. Azınlıktaveya muhalefette olanların korunması, düşüncelerin serbestçe hiçbir baskıylakarşılaşmadan söylenebilmesi çoğulcu demokrasi için şarttır. Çoğulcu teorideotoritenin dağıtılması devletin aceleyle ve düşünmeden hareket etmesiniengeller, aynı zamanda önemli güç merkezlerinin uyuşmaması durumunda daherhangi bir adımın atılmasını önler.

Özellikleri

Yürütme gücünün kuvvetli ve genişpartiler koalisyonu tarafından yapılması

Kuvvetler ayrılığı ilkesi

İktidarın bölüşülmesi ilkesi,

Çok partili sistem

Yarı-temsîli sistem

Yazılı anayasa ile hükümet yetkilerinikesin olarak sınırlama

İki meclisli parlamento modeli

3-Çoğunlukçudemokrasi veya mutlak demokrasi:

Çoğunlukçu demokrasi veya mutlakdemokrasi (démoc-ratie absolue)çoğunluğun kararlarının uygulandığı ve bu kararların mutlak olduğu demokrasiçeşididir. Yasalar, azınlık hakları, kuvvetler ayrılığı gibi etmenler çoğulcudemokraside alınan kararları sınırlandırırken çoğunlukçu demokraside,çoğunluğun aldığı kararlar sınırsız ve mutlaktır.

4-Doğrudandemokrasi:

Doğrudan demokrasi, halkın egemenliğini bizzat ve doğrudan doğruya kullandığıdemokrasi türüdür. Doğrudan demokrasi, halkın halk tarafından yönetilmesiniöngörmektedir. Dolayısıyla doğrudan demokrasi dizgesi, demokrasinin ülküselanlamına en yakın olan hâlidir. Genellikle nüfûsu az olan ülkelerde yapılır.

5-Liberaldemokrasi:

Liberal demokrasi toplumca kabul gören her türlü siyasi görüşün bir çatı altındauzlaşarak genel anlamda ulusun menfaatleri için gereken her türlü yöndeesneyebilen bir yönetim politikası modelidir.

Liberal demokrasinin, tüm dünyadagörülen ortak uygulamalarına göre, temel nitelikleri şöyle sıralanabilir:

Demokrasinin temsili ve dolaylı birbiçimidir. Siyasi eşitlik prensibine uygun olarak yapılan düzenli seçimlerleiktidarın belirlendiği bir sistemi ifadeetmektedir.

Liberal demokrasi rekabete dayananseçimlerle sürdürülür. Rekabet siyasi çoğulculuk, hoşgörü ve çatışan fikirlerinözgür bir biçimde var olabilmesi için gerçekleştirilir.

Liberal demokraside, devlet ile ilgilisivil toplum arasında açık bir ayrım vardır. Bu ayrım ekonomik hayatın piyasakurallarına göre organizasyon ve özerk grup ve çıkarların meşru kabul edilmesişartına dayanır.

6-Marksistdemokrasi:

Marksist demokrasi için özgürlük araç değil sadece bir amaçtır. Marksist demokrasi buamaca varmak için özgürlüğü araç olarak kullanmaktan kaçınır; çünkü özgürlük,tam komünist bir bilinçlenme içinde olmayan bir topluluk için sakıncalı vetehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Marksist demokraside bütün sorun,öncelikle insanların arasındaki maddi ve manevi (düşünce, çıkar, v.s.) her türayrılığı ve eşitsizliği ortadan kaldırmaktır. Çünkü ancak bütün bu ayrılıklarortadan kalktığı zaman insanlar için topluluk halinde karar almak mümkün olabilecektir. Pür komünist topluma geçiş yolu toplum içinde bireye özgürlük tanımakdeğil, diyalektik ve tarihsel materyalizmin gereğine uygun olarak işçi sınıfınındiktateryasını sağlamaktır.

Marksist Demokrasi`de de rejimintemelinin özgürlük olduğu ve bireyin birtakım hak ve özgürlüklere sahip olduğukabul edilir. Ama buradaki özgürlük toplumun birliğinin, dayanışmasını vebütünlüğünü anlatır; bu birlik ve dayanışma varolduğu sürece özgürlük de vardemektir; birey de bu ortam içinde hak ve özgürlüklerini geliştirme imkanıbulmuş olur.

7-Oybirliğidemokrasisi:

Oybirliği demokrasisi, devlet yönetiminde alınan kararların,oy çokluğuna göre değil oybirliğine göre alındığı bir sistemdir. Belçika veİsviçre demokrasi sistemleri oybirliği demokrasi sistemine yakındır. Politikkültürlerinde en önemli özellikleri; politik sistemde tek bir baskın gurubunoluşmasının engellenmiş olduğudur.`Kişilerin yanı sıra grupların varlığınıonaylayan, kişilerin yanı sıra dini, etnik veya coğrafi vb. gibi temelleresahip belirgin farklı kimlikteki grupların kişilerle eşit öneme sahip olduğunukabul eden bir demokrasidir.

8-Plebisitçidemokrasi:

Plebisitçi demokrasi bir doğrudan demokrasi türüdür.Yöneten ile yönetilenler arasındaki ilişki plebisitler veya referandumlar ilegerçekleşir. Bu demokrasi çeşidinin sıklıkla aldığı eleştiri; liderlerin,kitlelerin önyargılarını ve hassasiyetlerini kullanarak yönlendirme çabasınaaçık olduğudur.

Plebisit (İng, Fr: plebiscite),herhangi bir siyasi konuda karar almak üzere halkoyuna başvurulması demektir.Genel kullanımda referandum ile eş anlamlıdır. Ancak tarihi literatürdeplebisit sözcüğü, özellikle Birinci Dünya Savaşı ertesinde bazı bölge veülkelerin kaderini belirlemek için yapılan halk oylamalarını ifade eder.

Günümüzde plebisit kavramı özellikleAvustralya ve Kanada anayasalarında önemli bir yer tutmaktadır.

Latince plebiscita ("halkbildirimi"), eski Roma cumhuriyetinde halk tabakalarının genel meclisiolan Concilium Plebis`in kararlarına verilen addı.

9-Referandum:

Referandum (Latince referendum) genelde anayasa değişikliği, yasalarınkabulu ve ya çok önemli meselelerde halkın iradesini belirlemek amacıylayapılan oylamadır. Referandumda halkın iradesi idareye doğrudan doğruyayansımakta olup doğrudan demokrasi`nin güzel bir örneğidir. Temsili demokrasideise, halkın seçtiği insanlar, halkın iradesini yansıtmaya çalışmaktadır.Türkiye`de çok az uygulanan referandum, gelişmiş ülkelerde sık sık uygulanır.Referandum kelimesi genelde plebisit kelimesiyle beraber anılır.

Doğrudan demokrasinin fiilen uygulanmasındaki güçlüksebebiyle temsili demokrasi sistemine gidilmiştir. Bu sistemin de mahzurlarınıgidermek ve doğrudan demokrasi sistemine yaklaşmak için, yarı doğrudandemokrasi sistemine gidilmiştir. Referandum bunlardan birisidir. Yarı doğrudandemokrasi denilen, halkın yönetime katılmasının bu şeklinde ise; seçmenleringörevi, sadece temsilciler seçmek değildir. Seçmenler, gerek anayasa yapma vegerekse yasama yetkisine oylarıyla katılırlar.

Hazırlanmakta olan bir kanununkabulüne veya bir kanun teklifine halkın katılması iki şekilde olur:

Yetkili makamın bir kanun tasarısı,veya teklifinin esaslı kısımları hakkında, halkoyuna başvurmak.

Yasama organı (parlamento)nunhazırladığı kanun hakkında halkın reyine müracaat etmek.

Meclisin hazırlamış olduğu kanun,yürürlüğe girmeden önce halka sunulur. Seçmenler, hazırladıkları bir dilekçeile kanunun karşısında yeterli sayıda imza toplayabilirse, kanunun tasdiki veyayürürlükten kaldırılması hususunda halkın reyine başvurulur. Karşı oylaryetersiz kalırsa kanun, referandumla tasdiklenmiş sayılır. Karşı oylar fazlagelirse, kanun yürürlükten kalkmış olur. 1789 Fransız ihtilali sonucu

Fransa`da uygulanan bu sistem, bugünbazı Amerikan eyalet anayasalarında yer alır. Buna halkın tasdiki veya halkvetosu denir. Bazan da, Alman Weimar Anayasasında olduğu gibi; devlet başkanıdilerse, her hangi bir kanunu tasdik etmeden önce, bir defa da halkın oyunagerek duyabilir.

Anayasaların, yeni hazırlanmalarındansonra veya önemli değişikliklerde referandumla halkın oyuna başvurulur.Türkiye`de, Fransa`da ve İsviçre`de yeni anayasaların kabulü bu şekildeolmuştur. Buna Anayasa Referandumu denir.

Türkiye`de ilk defa referanduma, 1960Anayasasının kabulü sırasında başvurulmuştur. Katılan seçmenlerin % 62`sievet, % 38`i hayır şeklinde oy kullanarak; Kurucu Meclis`in hazırladığıAnayasayı kabul etmiş oldu. 1982 yılındaki, Danışma Meclisi tarafından hazırlananAnayasanın referandumunda ise, kabul oyları % 91`i geçti. Red ise % 9idi. Yeni anayasa ittifaka yakın bir çoğunlukla kabul edilmiş ve seçmenlerintasvibini almıştır.

Kanunların halkın referandumunasunulması usulü ABD ve İsviçre`de temel bir prensip olarak kabul edilmiştir.Bugüne kadar referanduma sunulmuş dünya anayasaları içinde sadece 1946 FransızAnayasası halk tarafından birinci oylamada reddedilmiştir. Bu anayasa ikincireferandumda kabul edilmiştir.

10-SosyalDemokrasi

Sosyal Demokrasi, kapitalizmin yarattığı eşitsizlik ve adaletsizlikleri demokratiksistem içinde kabul edilebilir düzeye indirmeyi amaçlayan siyasi ideoloji.

Sosyal demokrasi olgusu, 19. yüzyılınikinci yarısından beri emekçi sınıfların yürüttüğü sosyal ve siyasal mücadelelerile egemen sınıfların verdikleri ödünler sonunda varılan uzlaşmanın ürünüdür.

Bu süreçte klasik liberal demokrasinintemellerini oluşturan değerler sistemi (kapitalizm, siyasal demokrasi,çoğulculuk vb) korunmuş, ama sosyal adalet, sosyal devlet, sosyal haklar gibiyeni değerlerle beslenmiştir

Sosyal Demokrasi hareketi önceleriVladimir Lenin gibi devrimci sosyalistleri de kapsıyordu. Daha sonra evrimciyaklaşım baskın çıktı ve sosyal demokrasi proleter devrime karşı bir ideolojihalini aldı. Sosyal demokrasinin bu evrimci yaklaşımının en önemli temsilcisi,Eduard Bernstein`dır.

Sosyal demokrasi anlayışının devletesosyal ödevler yükleyip ekonomik yaşama halk kitleleri yararına müdahaleolanakları sağlaması sınıflararası farklılık ve gerginlikleri yumuşatıcı birrol oynamış, kapitalizmi ve Batı tipi demokrasiyi aşmayı amaçlayan radikaldevrimci akımlara karşı da bir set oluşturmuştur.

Bu açıdan, bir olgu ve anlayış olaraksosyal demokrasi, sosyal demokrat akım ve hareketlerin 20. yüzyıldaki felsefeve programlarına denk düşer.

Devrimci sosyalistler, sosyaldemokrasiyi kapitalizmle işbirliği yapmakla suçlar, "reformizm" adınıverir. "Reformist", sol ideoloji taraftarları arasında aşağılayıcıbir tanımdır.

11-TemsiliDemokrasi:

Temsili Demokrasi, demokratik ülkelerde milletin egemenlik hakkını doğrudan değil de,seçtiği temsilciler (milletvekilleri) aracılığıyla kullandığı bir demokrasiuygulamasıdır. Genellikle nüfusu yüksek ülkelerde kullanılır.

12-Demarşi:

Demarşi, etimolojik köken bakımından Latince demarchia sözcüğüne dayalıdır.Demarchia, eski Yunan medeniyetinde bir şehirin yönetimi anlamına gelmektedir.Bu yönetimin başında bulunan kişiye ise Demarchus denilmektedir.

Dünyadasosyal demokrasi:

Sosyal demokrasi bir üçüncü yoldur,eski solla yeni sağ arasında refah devletine yakın, sanayileşmeci bir BatıAvrupa siyasal akımıdır. Genel oy, özgürlükler ve hakların savunulması amacıylaİkinci Enternasyonal`de güçlü bir akım olmuştur. Almanya`da SPD`nin ortaya çıkışı,İskandinav ülkelerindeki hareketler, Avusturya demokrasisi bu akıma yönvermiştir.

Sosyal demokratlar giderek Marksizm`denkoptular. 1929 ekonomik krizinden sonra Keynes’çilik ve plancılık kuramlarısosyal demokrasiyi daha çok etkiledi.

İskandinav sosyal demokratları üretimaraçlarının mülkiyeti yerine üretilen eşyanın adil bölüşümünü savunmayabaşladı. 60`lardan 80`lere kadar sosyal demokrat iktidarlar Avrupa`da hükümetoldu. Ancak, refah devleti politikalarının sona ermesiyle Yeni Sağ`ınyükselişine karşı yeni kuramlar üretildi. İktisadi kuramlar öne çıktı ve Friedmancılık tesirinde kalan sağiktidarlara, Reagan ve Thatcher’e karşı Tony Blair`in küreselciliği,ulusaşırıcılığı işçi sınıfından rağbet gördü.

İsveç, 2007`ye kadar sosyaldemokrasinin kalesi olarak gözüküyordu.Ancak neoliberal akım orada da etkilioldu ve İsveç`teki bütün sosyal eşitlik kuralları,liberallerin müdahalesi ileyerlerini serbest bir ekonomiye bıraktı.

Türkiye`desosyal demokrasi:

Türkiye`de sosyal demokrasi,1970`liyıllarda Bülent Ecevit`in CHP’nin başına geçmesi ile hayat bulmuştur.

Bülent Ecevit, uygulamada Amerikanambargoları ve ülkedeki nakit sıkıntıları yüzünden başarılı olamamıştır. Bunarağmen sendikalaşma ve hakların korunması konusunda verdiği destek ile sosyaldemokrasinin ülkede tutulmasını sağlamıştır.

1980`deki darbeden sonra sosyaldemokrasi duraklama noktasına gelmiştir. Ancak kısa sürede toparlanmagösterilmiştir.Bu kez sahneye SODEP çıkmış ve HP ile birleşerek SHP`yikurmuştur. İsmet İnönü`nün oğlu olan Erdal İnönü liderliğindeki parti yinebaşarılı olmuş ve hükümete kadar yükselmişti. Diğer taraftan siyasi yasağısüren Bülent Ecevit liderliğinde 1985`te kurulan DSP de sosyal demokratpartiler arasına katıldı. 1992`de ise CHP yeniden açıldı ve Deniz Baykalbaşkanlığındaki parti, Erdal İnönü`nün istifa etmesiyle zayıflayan SHP`yi debünyesine katarak siyasi yaşamına devam etti.

1994`te SHP, CHP ve DSP`nin ayrı ayrıseçimlere girmesi, partilerin zayıf kalmasına yol açtı. 1995`te CHP ve DSP ikiayrı parti olarak yola devam etti. Bülent Ecevit ve Deniz Baykal arasındakikavgalar, partilerin birleşmesini engelliyordu. Bu olay sürekli olarak solcuçevreleri alternatif arayışlarına ve büyük tepkiler göstermeye itti. Ancak 2partinin birleşmesi olası gözükmedi.

1999 yılındaki seçimlerde sosyaldemokrasi yeniden iktidara geldi. DSP %22 oy alarak hükümetin liderpartisi oldu. Bu dönemde yine başarısızlıklar ve ulaşılamayan hedefler meydanageldi ve 1999 depremi ile 2001 krizi DSP`nin zora girmesine neden olan ikihareket oldu. 2002`deki seçimlerde yine 3 sosyal demokrat parti vardı. Bu kezİsmail Cem`in YTP`si de seçimlere katıldı.

Ancak DSP ve YTP %1`er oyalabilirken, CHP %19 oy alarak ana muhalefete geçti. Bu sonuç, Türksolunun birleşmesindeki ilk adım oldu.

2007 yılındaki seçimlerde ise DSPseçimlere girmeyip, CHP listelerinden seçimlere dahil olmayı kabul etti. Bundaçoğunluğunu sosyal demokratların oluşturduğu cumhuriyet mitinglerinin büyükpayı vardı. SHP de seçimlere bu partilerin hakları doğrultusunda girmeyince,sosyal demokratlar 30 yıl sonra tek parti ile girdi seçimlere.CHP bu seçimlere büyükumutlarla girmesine rağmen,oy sayısını çok fazla arttıramamış ve AKP`ninardından yine 2. parti olmuştu.

DOLMUŞ

İçinde arabesk parçalarınyankılandığı, süslü aynalar, kumaşlarla örtülmüş torpido, birbirinden renkliboncuklarla donatılmış vites kolu ve direksiyonla hafızalara kazınan, Yeşilçamfilmlerine konu olan, ``Çiçek Abbas``ın sevgilisine kavuşmasını sağlayan``ekmek teknesi``, torpido ve bagaj kapaklarına yazılan yazılarla bir döneminsimgesi dolmuşlar, “dolmuşculuk” ilk olarak Nişantaşı-Eminönü arasında başlayanve giderek yaygınlaşmasına karşın 24 yıl boyunca ``gizlice`` devam eden, 1954yılı sonunda ise İstanbul Belediyesi tarafından ilk tarifesi verilendolmuşçuluk, ülkemizde 1929 yılına uzanıyor.

ABD`de başlayan ve tüm dünyadaetkisini hissettiren 1929 yılındaki ekonomik krizde, İstanbul`da lokantacılıkyapan ve daimi müşterilerini taksi fiyatlarının yüksekliği sonucunda kaybetmeyebaşlayan Aşçı Halit`in tanıdığı bir iş adamına ``Aracınla, aynı yöne giden dörtmüşteriyi toplayıp, saatin yazdığı ücreti bu müşteriler arasındapaylaştıralım`` teklifiyle başlayan ``dolmuşçuluk`` böylece ilk seferlerinebaşladı.

Şehirlerde dolmuşçuluğun simgesihaline gelen Desotolar, Fordlar, Fiatlar, Chevroletler, Pleymouthlar, Dodgelar1960-1970’li yıllarda şehir içi insan taşımacılığın efendisiydiler. 1980’liyıllara gelindiğinde “dolmuşculuk” ismini yenileyip hacmini büyüterek“minibüscülük” adını aldı. 1990’lara gelindiğinde ise “dolmuşculuk”,minibüs-midibüs adını alarak günümüzde de faaliyetini yoğun trafik ve gürültüeşliğinde devam ettirmektedir. Aynı zamanda şehir taşımacılığında önemli birrant merkezi olarak servet değerindeki plaka sahipliğini devamettirmektedirler.

DemokrasiKültürü ile Dolmuş Kültürü Karşılaştırılması

Demokrasi ve dolmuş tanımlarınıyukarıda mümkün olduğunca geniş açıklamıştık. Şimdi ise her iki tanımı dahaanlaşılır kılmak için kültür tanımı yapacağız. Kültür en geniş tanımıyla yaşamabiçimidir.

Kültür kavramını en başta sözlükanlamıyla tanımlayabiliriz: Bir toplumun duyuş düşünüş birliğini oluşturan,gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce, dil ve sanat varlıklarınıntamamı, belli bir konuda edinilmiş geniş ve sistemli bilgi. Bir başkatanımlaması ise şöyledir: Tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılanher türlü değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan,insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçlarıntümü. Üçüncü sözlük tanımı şu şekildedir: Akıl yürütme, eleştirme ve beğeniyeteneklerinin öğrenim, deney ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi.


Kültür latince kökenli bir kelime olup dilimize Amerikanca ve Fransızca`dangirmiştir. Latince cultura, toprağa birşeyler ekip ürün almak, üretmekanlamında kullanılıyordu. Voltaire Fransız Devrimi öncesinde Culture’ü insanzekasının oluşumunu ve gelişmesini belirleyen bir terim olarak kullanıncasözcük değişik bir anlam kazanmıştır. Fransızca’dan Almanca’ya cultur biçimindegeçen sözcük daha sonra tüm Avrupa dillerine yayılmıştır. Fransızca’da kültürünkarşılığı irfandır. İrfan kelimesinin sözlük anlamı ise; anlama, bilme, gerçeğeulaştırıcı güçlü seziştir. Daha çok tinsel ve manevi değerleri içermiştir.Amerikanca’da kültürün karşılığı medeniyettir. Medeniyet ise uygarlık yaniinsanların doğaya egemen olma, toplum olarak daha iyi bir yaşama ulaşmaçabalarından çıkan sonuçların, bilim, teknik, sanat ve kültürün tümünü kapsar.Sonuç olarak bilim ve tekniğin, sanat ve kültürün gelişmesi, ilerlemesiyleyaratılan yaşama koşullarının, yaşama biçiminin incelmesi, yetkinleşmesidurumudur. Dolayısıyla Amerikanca kültürün karşılığına maddi kültür daha denkdüşer.


Medeniyet, insanlığın çalışarak ortaya koyduğu teknik eserlerin bütünündenibarettir. Kültür ise, bir toplumun kendi tarihi içinde meydana getirdiği değerhükümlerinin bütünüdür. Bunlar ilim, sanat, ahlak ve dine ait değerlerdir.Medeniyet, kültür yaratan düzendir. Bu durumda kültür ve medeniyet kavramlarınıbirbirinden ayırdıktan sonra kültürün oluşumuna etken olan değerler, durumlarve vs. önem kazanır. Her toplumun kendi kültürü vardır ve kültürün yükselmesi,ilerlemesi ve gelişmesi medeniyetin doğuşunu sağlar. Sosyolojik çerçevede engeniş sınırlarına ulaşan kültür kavramı ‘bir yaşama biçimidir.’ Bu yaklaşımdabir toplumda bulunan ve bulunmayan bütün ifade ve etkileşim biçimleri önemkazanır. Bu anlamda kültür, insan olarak belli bir toplumda öğrendiklerimizle,davranış, düşünce sistemimizin toplamı sayılabilir. Bir bakıma ne yediğimiz, neiçtiğimiz, ne okuduğumuz, nelere sempati ile yaklaşırken, nelere tepkiduyduğumuz, ait olunan grup, küme ya da toplumu karakterize eder. Günümüzdeiletişimin son derece hızlı yapılabilmesi kültürel ve bilimsel gelişmelerin,anında yayılmasına olanak sağlamıştır. Bu durum kültürlerin birbirleriyle olanilişkilerinin ve etkileşimlerinin üzerine düşünülmesi gereğini çıkarmıştır.


Aslında sosyal bilimciler 166 farklı tanımı olan kültür kavramı için ‘birkavramın bu kadar çok tanımı varsa, onun tanımlanamayacağını kabul etmekgerekir’ diyebiliyorlar. Kültür tarihçileri insanoğlunun gelişme ve ilerlemegöstererek hayatta kalma ve varlığını sürdürme savaşındaki başarısını, kültürelbir varlık oluşuna yani öğrendiklerini birikiminde saklayıp yeni nesillereaktarma yeteneği ile becerisine bağlar.
Kültür gelişim sürecinde önce sözlü kültür doğmuş, daha sonra yazılı kültüroluşmuştur. Bugün yazılı kültür ile beraber sözlü kültür de devinim vegelişimine devam etmektedir. Sözlü kültürde yazar yoktur, anonimdir, doğaldır,metinsizdir, ezbere dayalıdır, çeşitlenebilir, sürekli akış, dolaşım vedolayısı ile değişim içindedir. Bu kültür de çözümleme ve inceleme yoktur.Yazılı kültür yazılıdır, metne bağlıdır, okuru değişebilse bile metin değişmez,üreten yalnızdır, anlatıya istenilen sıklıkta dönülebilir, çözümleme veinceleme yapılabilir.


Kültürün Özellikleri


1. Kültür, sosyal bir organizasyon olan topluma ait ortak yaşayışdüzeninin, zaman içinde değişme, gelişme ve yenilenme özellikleri taşıyan birbütünü olduğu için canlı ve tabiî bir varlık niteliğindedir. Durağan (statik)bir yapıya değil dinamik bir yapıya sahiptir. Bir toplumun yaşama düzeninebağlı olarak doğup gelişir. Onun için de hayatın dışında değil içindedir.Toplum varlığının akışına göre şekillenerek tıpkı coğrafya şartlarına göre biçimlenenve durmadan akıp giden bir ırmak gibi yol alır. Kültür tabiî bir sosyalvarlıktır. Çünkü kişilerin üstüne çıkarak topluma hükmeden kendine has birdüzeni, kendine has kuralları vardır. Bu kurallara bu düzene aykırı davranışlarve dış müdahaleler, onun sağlıklı yol alışını engeller; varlığını tehlikeyesokar. Bu gibi durumlarda kültür gereken tepkiyi de gösterir. Bu tepkikendisini, toplumda huzursuzluk ve kültür bunalımı şeklinde ortaya koyar.


2. Kültür, kişilerin üstüne taşan ve toplumu hükmü altına alan birsistem olduğu için toplumun ortak malıdır ve kapsamlıdır.


3. Kültür, her toplumun kendi özel davranışlarının ve yaratıcılığınıneseri olduğu için millî bir kişilik yapısına sahiptir. Bundan dolayı orijinalve millîdir. Orijinallik, kültürün kendi kaynaklarından beslenmesi ve özünesadık kalması ile sağlanabilir. Başka kültürlerin eserlerini taklit,yaratıcılık olmadığı için orijinal sayılmaz. Bu durum biraz sonra işaretedeceğimiz kültür değişmelerinde önemli bir rol oynar.


Kültürden ayrı ve kültürün üstünde bütün dünya milletlerini içine alan ortakbir kültür yoktur. Bir ortak dünya edebiyatından değil bir Fransız, bir ingilizedebiyatından, bir dünya mimarisinden değil bir Osmanlı veya italyanmimarisinden. Kore veya Çin san`atından söz edilebilir. Diller de öyledir.Ortak bir dünya dili yoktur. Bir Türk dili, bir Japon dili vardır. Görülüyorki, kültürler ayrı ayrı milletlerin eseridir. Bundan dolayı da millîdir. Asılkültür budur. Fakat kültür kelimesinin, karışıklığa yol açabilecek bazı farklıkullanılışlardan ayırt edilebilmesi için asıl kültür genellikle millî kültürdiye adlandırılmaktadır.


4. Kültür değişmelerinde, başka bir kültürün veya kültürlerin etkisialtında kalınabilir. Bu etki ne kadar kuvvetli olursa olsun, daha çok birkültür aşısı niteliğindedir. Ayrıca, kültürün öğeleri arasında birtakım derecefarkları vardır. Bunların bir kısmı asıl öğeler, bir kısmı da ikinci ve üçüncüderecede kalan ayrıntılarla ilgili öğelerdir. Kültürün ayrıntılara giren buikinci ve üçüncü derecedeki öğeleri arasında da değişmeler olabilir. Yalnız,bir kültürün özü asla değiştirilemez ve bütünü ile başka bir kültüredönüştürülemez. Böyle bir durumda, artık o toplumdan eser kalmaz ve bambaşkanitelikte bir toplum yapısı ortaya, çıkar. X. yüzyıla kadar bir Türk kavmi olanBulgarların, bu yüzyıldan sonra uğradıkları kültür değişimi ile bir İslavkavmine dönüşmüş olmaları, bu öz değişikliğinin tipik bir örneğidir.


5. Kültür, bir milletin tarihte var olduğu günden başlayarak bugünekadar uzanan ve yavaş yavaş gelişerek yol alan değerler bütünü olduğundantarihîdir ve süreklilik vasfı taşır.

6. İster gelişmemiş, ister az gelişmiş veya gelişmiş bir toplum olsun,her toplumun kendine göre bir kültürü vardır. İlkel toplumlarda kültürün bütünöğeleri bulunmayabilir. Fakat millet safhasına erişmiş olan toplumlarda, buöğelerin hepsi tamamlanmıştır ve birbirleri ile bağlantılıdır. Yalnız, buöğelerin işlevlerini tam olarak yerine getirebilmeleri için aralarında uyum vedengenin bulunması gerekir. Bunlardan bazılarında kendini gösteren aşırılık veyayetersizlik diğerlerine zarar verebilir. Bu da toplumda sarsıntı ve boşluklarasebep olur. Bu bakımdan, kültür, uyumlu ve dengeli bir bütünün ifadesidir.Ondaki bu dengeli bütünlük topluma sağlık verir; kişinin toplumlabütünleşmesine ve mutluluğuna hizmet eder.


7. Kültür kuşaktan kuşağa aktarılan bir sosyal mirastır. Varlığını vecanlılığını ancak bu yolla sürdürebilir. Aktarma vasıtaları eğitim-öğretim,gelenekler, din, dil, san`at, edebiyat, folklor gibi çeşitli kültür taşıyıcıöğe ve eserlerdir.


Kültürün İşlevleri

Birey davranışlarını yönlendirerektoplumsal düzeni sağlar

Topluma kimlik kazandırır. Toplumudiğer toplumlardan farklı kılar

Toplumsal dayanışma ve birlik duygusuverir. “Biz bilinci”

Toplumsal kişiliğin oluşmasını sağlar.“sosyalleşme”



Kültürün Kazanılması

İnsanların toplumları, ülkeleribirbirinden farklı da olsa biyolojik olarak birbirlerine benzerler, ama inanç,düşünce, tutum ve olayları algılayış tarzı bakımından farklıdırlar.

Bu farklılığı ortaya çıkaran etkenlerin başında içinde yetiştikleri kültürelyapıdır. Bireyler, kültürü sosyalleşme süreciyle kazanırlar.

Sosyalleşme (Toplumsallaşma),(Sosyalizasyon):

Birey, içine doğduğu kültürel ortamınözellikleri ana-babasından, yakınlarından, arkadaşlarından, okuldan, sokaktanve iş ortamından öğrenir. Ömür boyu süren bu öğrenme ve uyma sürecinesosyalleşme denir.

Birey sosyalleşme süreciyle içindeyaşadığı toplumun bir üyesi olur. Olayları algılayış tarzından giyim tarzına,düşünüş tarzından davranış biçimine kadar her konuda kültürden etkilenir.


Sosyalleşme süreci, aynı toplumdaki bireyleri genel olarak birbirine benzetir.Ancak aynı kültürel ortamda da yaşasa her insanın yaratılış özellikleri farklıolduğu için kişilikleri birbirinin aynısı değildir.



Kültürle İlgili Temel Kavramlar


1- Üst Kültür:
Birtoplumda geçerli olan genel kültür özellikleridir. Toplumun her kesimindebilinir ve benimsenir.

Örnek: Genel Türkiye kültürü, genel Çinkültürü, genel İtalyan kültürü gibi…


2- Alt kültür: Üst kültür içindeki din, dil, töre ve etnik kökenbakımından kendine özgü özelliklere sahip toplulukların kültürüdür.

Örnek: Türkiye’deki Kürt, Laz, Alevi, Yörükkültürü, Amerika’daki Kızılderili, Zenci, Göçmen kültürü gibi…


3- Kültürleme: Toplumun, kendi kültürel özelliklerini yeni kuşaklara sosyalleşmeyoluyla aktarmasıdır.


Örnek: Türk toplumunda yetişen bir kişi Türk gibi düşünür, davranır vegiyinir.


4- Kültürleşme: Farklı kültürlerin karşılıklı etkileşime girmesiylegerçekleşen kültür alış-verişidir. Kültürleşme süreci sonunda her iki toplum dayavaş ya da hızlı değişir.


Örnek: Aynı mahallede oturan Türk ve Kürt toplulukların zamanlabirbirini etkilemesi, Avrupa birliğine üye ülkelerin kültürel etkileşimegirmesi


5- Kültürel Yayılma: Bir kültürde ortaya çıkan maddi veya manevi kültüröğesinin dünyadaki başka kültürlere yayılmasıdır.


Örnek: Spagettinin İtalya’dan, ulusçuluk fikrinin Fransa’dan, tütününiçmenin Kuzey Amerika yerlilerinden, yoğurdun Türklerden dünyaya yayılmasıgibi…


6- Kültürel Gecikme: Bir toplumdaki maddi kültür öğelerinde meydanagelen değişim hızına, manevi kültür öğelerinin ayak uyduramaması oluşanuyumsuzluk ve görgüsüzlük durumudur.


Örnek: Cep telefonu (maddi kültür) hızla yaygınlaşmaktadır ancak onukullanma görgüsü (manevi kültür) aynı hızda gelişmemektedir. Bunun sonucuolarak toplu mekânlarda yüksek sesle konuşulmakta, tiyatro, cami gibi yerlerdekapatmaya özen gösterilmemektedir. Ayrıca, apartman, kredi kartı, belediyeotobüsü, sonradan görme zenginlik vb.


7- Kültürel Şok: Kendi kültür ortamından başka bir kültür ortamınakatılan bireylerin yaşadıkları bunalım ve uyumsuzluk durumudur.


Örnek: Almanya’ya giden ilk Türk işçilerin uyum sorunları, kentten köyegelin olan bir kızın uyum sorunu, Doğuda bir köye atanan yeni İzmirli öğretmenvb…


8- Kültür Emperyalizmi: Emperyalizm, bir ülkenin başka bir ülkeninkaynaklarını sömürmesi demektir. Kültür emperyalizmi, gelişmiş ülkelerin azgelişmiş diğer kültürleri özellikle kitle iletişim araçlarıyla etkilemesi vekendine benzetmesidir. Kültür emperyalizmi, sömürgeciliği kolaylaştırır.

Örnek: Batı kültürü, TV programları vefilmleriyle diğer kültürleri giyim, eğlence ve tüketim alışkanlıklarıbakımından kendine benzetmektedir. Böylece Batı, ürettiği ürünlere daha çokpazar bulacaktır.


9- Kültürel asimilasyon: Bir kültürün, kendi içindeki azınlık kültürüeritmesi ve kendine benzetmesidir. Asimilasyon normal bir süreçle olabildiğigibi devlet eliyle zorla da olabilir.


Örnek: Bulgar Türklerinin zamanla Slavlar içinde erimesi, Anadolu’dakiTürklerden önceki eski halkların Türk kültürü içinde erimesi, AzteklerinMeksika kültürü içinde erimesi vb…


10- Kültürel Yozlaşma:
Yabancı kültürlerin olumsuz etkisi ve toplumun kendi öz değerlerine yeterincesahip çıkmaması sonucu meydana gelen kültürel bozulmadır.

Kültürün tanımını yaptıktan sonra dademokrasi ve dolmuş ile ilgili en belirgin özellikleri ifade etmeyeçalışacağız.

Demokrasi; kurumlar ve kurallarrejimidir. Başta kişi hak ve özgürlükleri olmak üzere birey-birey; birey-devletarasındaki ilişkilerde tanımlıdır. Demokrasilerde sürprizlere yer yoktur. Güçdağıtılmıştır, yasama, yürütme yargı eşit şartlarda kanunda tanımlandığı gibigörev yapmaktadır. Demokrasilerde her şey ama her şey kayıt altında ve herbireyin bilgi edinmesine açık ve şeffaftır. Demokrasilerde en büyük hak bütçehakkıdır. Demokrasilerde tek adamlık yoktur. Demokrasilerde her şey planlıdırprogramlıdır, en yüksek makamdan başlayarak en alt makama kadar işleyiş, yetkive sorumluluk bellidir. Herkes kanun önünde eşittir. Dolmuş; güzergâhınınsadece başlangıç ve bitiş noktaları bellidir, tek kişinin yönetimindedir. Zamanla hiçbir ilişkisi yoktur dolduğunda kalkar ya da sürücüsünün ruh halinegöre hareket eder. Yolcuların oturma düzeni ile ilgili hiçbir kuralı yoktur.Yolculardan alınan ücretleri gösteren ne bir belge ya da kayıt mevcut değildir.Yolcunun hiçbir hakkı, yetkisi ve özgürlüğü yoktur. Her şeyi dolmuşçu belirler,heran her türlü sürprize açıktır. İnilecek ve binilecek yerler yolcu talebinindolmuşçunun nazarında talep sahibinin ifade ediş ve hitabeti ile doğruorantılıdır. İlişkiler anlıktır ve tek yetkili dolmuşçudur. Seyir halinde dekurallara uyup uymamak dolmuşçunun ruh haline bağlıdır.

DolmuşDemokrasisi

Ülkemizde 1929 krizi ile başlayandolmuşçuluk serüveni hemen hemen bir asrı tamamlamaya yol almaktadır. 1970’lerekadar yolcuların tamamının oturabildiği taksi dolmuşçuluğu yapılır iken1970’lerden sonra şehirlerimizin etrafında oluşan temelini iç göçün tetiklediği“gecekondu varoş ya da gettoların” oluşması ile çarpık kentleşme ve gündelikçi çözümbiçimlerinin dayattığı bir olgudur. 1980’lere geldiğimizde yarım asırdırülkemizde hüküm süren hesap vermeyen kuralları kendisi belirleyen tekadam dolmuşçu zihniyeti 12 Eylül 1980 ilebirlikte ülkemize yerleşmiş olup yönetim biçimi olarak da kök salmıştır. 12Eylül 1980’e gelene kadar nakıs demokrasimiz bütün eksiklerine rağmen siyasiyapıda en azından seçimlerde halkın beklentilerini karşılayacak ön seçimsistemini uyguluyordu (hakim teminatında). 1983 dahil ve sonrasında yapılanbütün seçimlerde hemen hemen bütün siyasi partiler dahil tekadam “dolmuşdemokrasisi” yaklaşımı ile tepeden inmeci dayatmacı ve tek merkez ve tekadamtarafından (lider) belirlenmektedir. Dolmuş kültürü ve dolmuş demokrasisi,hayatımızın hemen hemen her alanını kuşatmış durumdadır. Bütün ilişkilerimizanlık, kişisel, kayıtdışı, menfaatçi, tahammülsüz, nobran bir seyir izlemektedir.

Kültürün en geniş tanımı ile bir yaşambiçimi olduğunu biliyoruz. Dolmuş kültürünün demokrasi anlayışı üzerinde egemenolduğunu gözlemekteyiz. Ülkemiz yöneticilerinin ifade ettikleri sözlerdenbirkaçından alıntı yaparsak “ananı da al git”, “ya sev ya terk et”, “sevsinlerseni”, “yazıklar olsun”,”o gazeteyi almayın okumayın”, “mazot vardı da biz miiçtik”, “dün dündür bügün bügündür”, “verdimse ben verdim”, “vatan için kurşunatan da birdir, yiyen de birdir”, “kanlı mı olacak kansız mı olacak”, “küçükturgut’a anlatsınlar”, “tükürürüm böyle sanatın içine” gibi deyişler hepimizinmalumudur. Dolmuş kültürünün simgesi haline gelen yazılardan alıntı yapacakolur isek:

Kamyon çeker 10-20 ton, gönlüm çeker ParisHilton.

Sağdan git iktidar olursun.


Yol pesimist,dost pesimist, ben yine hümanist.

Kızın gülüşüne, kışıngüneşine aldanma.

Saltanat bitti serumlayaşıyorum.

Büyüme çocuk! Ortambozuk!

Gönlünde yer yoksa güzelim, fark etmez, ben ayaktada giderim.

Sendeki hava lastiğimde de var.

Bu araçta binlerce beygir ve bir eşekçalışıyor.

Hızlı git dedeni gör, yavaş gittorununu gör.

Bütün anlatılanların ve söyleyenlerinışığında “Demokrasilerde Dolmuş Olmaz,Olursa Demokrasi Olmaz”.

Tarih: 03.06.2014 13:14