"Hayat Mayat" Gözü mayatta olanlara selam olsun


“HAYAT MAYAT”

GÖZÜ MAYATTA OLANLARA SELAM OLSUN

 Yaşayıp yaşlanmak; Saygınlık meclisinde başköşeye doğru sefer etmekse de, bu bahsi açanların dilinde hüzünlü bir anlatım için kapı aralanır çoğu kez.

Geçen yıllar yalnız yüzde çizgiler, dizlerde sızı mıdır sanki?   İnsan evladı kendine bahşedilen ve ömür denen bu süreyi kullanırken, bir şeyler de biriktirir mütemadi. Zenginleşir. Anıları da birikir, maddi varlıkları da...

Fiziki görünüme, gönderme yaparak veya yapmadan “her yaşın ayrı güzelliği vardır” denir, ancak kafatasının içindeki beyni geliştirmeye çalışanlarla, cildini gerdirmeye uğraşanların rekabeti de izlenir bu koca dünyada.

 İşte tam da burada, bu sözler “beyaz perdenin” artık mazide kalmış bir ünlü simasının söylediklerini hatırlatarak farklı bir kapı aralar. Trafik kazasında suratı ciddi bir şekilde yaralanan ve estetik operasyon için ameliyathaneye alınan Sadri narkozdan önce doktorlarla konuşur ve der ki: “Doktor abiler sizlerden iki ricam var. Lütfen suratımdaki çizgilerime dokunmayın, ben onları kolay yapmadım. Bir ricam da n’olur yanlışlıkla ağzımı dikmeyin. Konuşmadan yapamam.” İşte kendiyle barışık ve kadir bilir bir hassasiyet. Kadir bilmezlerin kol gezdiği dünyada, ne kadar da ihtiyaç var onlara... Kadir bilmek için; mazide kalanları ve onların haldeki yansıması olan çizgileri de, kırışıklıkları da sevimli görmek bir başlangıç olabilir. Yaşanmışlığın coğrafyası, yol haritası ve anıların gizli şifresi o çizgiler sakladıklarıyla hayat için gerekli ve henüz ismi belirlenmemiş bir vitaminini de bahşederler sanki.

Ve bir gün telefonum çalıyor. Arayan bekletilmesin diye notanın en çirkin sesi olan “La” ile dikkat çeken cihazı hemen susturuyorum. “Alo. Ben Mehmet.” Mehmet’i hatırlamak uzun sürmüyor. İlk mektep arkadaşım. Arasız, fasılasız tam otuz yıl geçmiş. Hiç görüşmemişiz. Belli ki, henüz ismi konmamış o vitamine ihtiyaç hissetmiş. Meğerse benim de ne kadar ihtiyacım varmış da, gafil gezermişim. Neler mi konuştuk? Son durum raporu her ikimiz için de fazla uzun sürmedi. Müşterek tanıdıklar bir bir sıralandı. “Hadi ya o(ğ)lum sen hiç bir şeyi unutmamışsın” tarzı karşılıklı iltifatlarla devam eden görüşmede: Kemanacının Yunis, Ormancı Yusuf, âmâ sanatçıların verdiği Türk musikisi konserleri. Ve okula giderken bindiğimiz, içine ve dışına bindirdiği yolcularla kırk kişi taşıyabilen Hafız’ın gök renkli minibüsünü de konuştuk. Konuşma sonrası kâğıt ve kalemle buluşan satırlarsa aşağıda...     

  

 

11 Ocak 2014

 

Biliyor musun?

 

Birlikte, gençken hani...

Çocukluğumuzu

Elinden tutup getirdiğimizde

Hâlâ iğde kokusu gelirdi

Genzimize

Oysa şimdi

Hatta uzunca bir zamandır

Görmeden

Yaşlanıyoruz birbirimizi...

 

18.07.2014

Hüseyin FİDAN

Tarih: 21.07.2014 12:23