“İnsan evladı” olmak


“İnsan evladı” olmak

DEVLET dergisinde yer alan Prof.Dr.İbrahim Arslanoğlu’nun Kültür ve Medeniyet kavramları  yazısının bana ayrıca hatırlattıkları, yaşadığım çocukluğu ve kalan izlerini, sizlerle paylaşmak düşüncesindeyim.
“Kültür; insanın yaptığı ve yarattığı şeylerdir.Kültürü,maddi manevi olmak üzere ikiye ayırabiliriz.Maddi kültür; Bir toplumun kullandığı kap kacak,giyim eşyaları,her türlü alet,teknik araçlar,makineler ve fabrikalardır.Bu daha çok Ziya Gökalp’ın medeniyet dediği şeydir.
Manevi kültür ise bir toplumun en başta dili,edebiyatı,sanatı,bilimi,felsefesi,halk inançları ve halk kültürü,örf ve adetleri,ahlak kuralları,normları,düğün şekilleri,yemek yeme şekilleri vb.Bu da Ziya Gökalp’ın hars dediği şeylerdir.Bu iki kültür arasında da önemli ilişkiler mevcuttur.
Ayrıca dilini kaybeden bir toplum kendisini kaybeder.Kültür emperyalizminin üzerinde durduğu en önemli kültür unsuru dildir.Dil bozulduğu,zaman Konfüçyüs’ün deyimiyle töre de hukuk da düzen de her şey bozulur.
İrfan gerçek anlamda insan olmaktır.Bu insanın özelliği,Mevlana,Yunus ve Hacı Bektaşi Veli gibi olgun insanlardır.Bu insan alandan çok veren,kendisinden çok toplumu düşünen,kendisine kötülük yapan insana bile iyilikle karşılık verip onu sevebilen insan tipi olsa gerektir.(Bence Türk  budur)*
İnsan ilişkilerini gözden geçirdiğimizde irfan sahibi insana her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz.Çünkü toplumsal pek çok sorunun çözülmesinde,insanların birbirlerini sevmeleri  yeterli olabilir.Ülkemizde irfan sahibi insanlar sayesinde sevgiyle kazanılmış ve bugüne kadar sevgi ile korunmuştur.”diyen Prof Dr İbrahim Arslanoğlu’na teşekkür ederek kendi hayat hikayemden bir kesiti paylaşıyorum.
Mekanı Cennet olsun Rahmetli dedem,babama,anneme,birinin ya da birilerinin yaptığı çiğlik,kötülük karşısında Onların kızgınlığını öfkesini yatıştırmak için yüzyıllar ötesinden,atalarından öğrendiği Türk’ün “İnsanlığın vicdanı”davranışını kendi aile geleneğinde yaşayıp öğrendiği”kim ki,size bir kucak taş ile geliyorsa siz ona bir çanak aş ile gidiniz”bilgeliğini,insan sevgisini anlatıyormuş.Rahmetli annem zaman zaman kızarak yaşanmış şu olayı anlatırdı.Köyümüzde bizim tütün tarlasında çalışan kızlardan birini Çarıklar köyünden düdüğün Ahmet kaçırmış.Dedem bu davranışa çok kızmış ama kanun içinde kalarak ilgili karakola bildirmiş bunun üzerine delikanlıyı tutuklamışlar.Köyde kahvehanede ne zaman dedemi görse senin oğlanı bunlar vuracak diyen çakmak dede varmış.Dedem bir,iki,üç hep sabretmiş bir gün milletin içinde yine bunlar senin oğlanı vuracaklar deyince zaten öksüz büyüttüğü biricik oğlu’nun öldürülecek olmasına çıldırmış,çünkü,bir de kızı varmış,amma kızıda genç yaşta ölmüş.Dedem çakmak dedeye bir tokat çakmış.oda gidip dedemi şikayet etmiş.Bir zaman sonra Gördes ilçesinden mahkeme celbi gelmiş.Çakmak dede bizim avluya  gördes’e mahkemeye gitmek için, dedemden eşeğini  istemeye gelmiş,annem çok sinirlenmiş,dedem içeriden ne olduğunu sorunca annem anlatmış dedem ver kızım demiş ben de atla giderim.Neyse çakmak dede bizim eşekle dedem de atla mahkemeye gitmişler.Çakmak dede hakime tokadı yemekte haklıydım ben olsam daha kötüsünü yapardım haddimi çok aştım sabrını taşırdım, kendisini ölümle tehdit etsem bir şey demezdi ama öksüz büyüttüğü biricik oğlu olunca çaktı tokadı demiş ve davasından vazgeçmiş.
Çakmak dede,Dedemden önce köye dönmüş eşşeği eve getirmiş anneme seslenmiş kırgın bakışlarını görünce hatamı düzelttim ”topal ağa”böyük adam demiş.
Rahmetli annem bunları anlatırken halen kırgınlığını belli ederdi.Rahmetli babam da hep babasının söylediği “Kim ki size bir kucak taş ile geliyorsa siz ona bir çanak aş ile gidiniz” gibi bizi tenbihlerdi.Kimseyle kavga etmememizi söylerdi.Kinin ve kindarlığın insanlık suçu olduğunu bu dünyada herkese yetecek kadar herşey var derdi.
Kimseye hasetlenmeyin,en büyük mal alınteriyle kazandığınız derdi.Veren el olun, kötülükten uzak durun derdi.Hayatımda benim tanımımla “İnsan evladı”tanımını hak eden çok az sayıda insan oldu.Bunu en çok hak edenlerden biri de rahmetli babamdı.Nur içinde yatsın yavuklusuyla.
Ben onları birbirlerine karşı yüksek sesle konuşurken bile görmedim.Avlumuz büyüktü bir seferinde ve sadece o an.Annem turşu kurmak için cam kavanoz istemiş babam da alıp gelmiş hala gözümün önündedir.Babam elinde kocaman bir cam kavanoz annem merdivenlerde babam kavanozu iki eliyle tutup anneme gösterdi beğendin mi?annem beğenmedim dedi o an cam kavanoz  elleri arasından yere düşüp kırıldı.Babam anneme baktı,kavanoza baktı sonra  avlu kapının altındaki tahta sandalyeye oturdu.Annem üzgün üzgün baktı .Babam mırıldanırcasına iyisini kendin alırsın dedi.Babam bir daha hiç cam kavanoz almadı.Ne kendilerini ne de bizi hiç üzmediler nur içinde yatsınlar.Eskiden olduğu gibi,Salihli Asri mezarlığında yine koyun koyuna yatıyorlar.Bense aynı duyguları çocuklarıma yaşatıp yaşatmadığımı bilmiyorum bu onların takdirinde
Bütün inanan dostlarıma derim ki ;Dualar,mermerden de geçer, yeter ki “İnsan evladı”ol bu dünyada.
Özetle ;Bir birey olarak “İnsan evladı”,büyük Türk Milletinin Şerefli bir parçası olarak da, “İnsanlığın vicdanı” olma kararlılığı içinde seygiyle kalın.

Yrd .Doç.Dr. Hüseyin FİDAN


DEVLET İKİ AYLIK FİKİR VE KÜLTÜR DERGİSİ  YIL:12 SAYI : 460 TEMMUZ-AĞUSTOS 2015
H.FİDAN

Tarih: 07.09.2015 15:54