Dinleri Birleştirme ve Holistik Din Tehlikesi





Siyami Akyel / Milli Gazete

Kur’an-ı Kerim’in “Allah indinde din İslam’dır” ve “O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resulü’nü hidayet ve Hak din ile gönderendir” hükümlerinden rahatsız olan bozguncular, tarih boyunca mümkünse İslam’ı değiştirmek, buna güçleri yetmezse Müslümanların din anlayışını değiştirmek için uğraşmışlardır. Bu bozguncuları Kur’an şöyle tarif eder: “Onlara ‘Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!’ denildiği zaman ‘biz ancak düzelticileriz’ derler”.

Basra’da miladi 10’uncu asırda “İhvân-ı Safâ” adında Zeyd b. Rufaa liderliğinde teşekkül eden felsefi cemiyet, “mezhep taassubundan uzak durulmasını öğütlemiş, inancın bir seçim işi olduğunu, kişinin dine inanmaya mecbur tutulamayacağını” iddia ederek “dinlerin birliği” fikrini savunmuştur. Eski Yunan, İran ve Hint düşünürlerinden beslenerek risaleler yazan, Hermetizm ve Sabiîlerin öğretilerinden etkilenen “İhvân-ı Safâ Teşkilatı”, bu yolla yayılmayı denemiştir. Abbasi devlet yönetimince takibata uğrayan bu gizli ve sinsi hareket, önce Mısır’a, sonra Fas ve Endülüs’e kadar yayılmıştır.
Hindistan’ta Babür İmparatorluğu’nun kralı Ekber (Ekfer) Şah, 1582’de bütün eyalet valilerinin önünde “Dîn-i İlâhî”yi resmen ilan etti. İslâmiyet, Hıristiyanlık, Zerdüştîlik, Hinduizm, Sihlik, Caynizm ve Budizm’i, kendi kurduğu “Dîn-i İlâhî” çatısı altında birleştirdi. Bu fitne ancak İmam-ı Rabbani’nin gayretiyle önlenebildi.

Bu fikir, daha sonra 19’uncu yüzyılda İran’da Bahaullah tarafından tekrar gündeme getirildi. Bahailik üç ana temel üzerine bina edilmişti: “Tanrı’nın birliği, dinin birliği ve insanlığın birliği”. Ahmet Hamdi Akseki, Bahailik meselesini “İslâm Dini” adlı kitabında şöyle özetler: “Çeşitli inanç sistemlerini uzlaştırma girişimi olarak değerlendirilen Bahailik, İslâm’a karşı çevrilen tarihi entrikaların birini ve son merhalesini teşkil ettiği yıkıcı Batinilik ile başlayıp Siyonist ve Haçlı dünyasının/emperyalistlerin aleti olarak vazife görmüştür.”

Basra’da “İhvân-ı Safâ” ile başlayan, Endülüs’te Yahudi teolog ve feylesoflar tarafından sistemleştirilen, Hint ikliminde Ekber/Ekfer Şah tarafından tekrar gündeme getirilen; İran’da Bahailik’le tekrar gün yüzüne çıkan “Dinleri Birleştirme Fitnesi”, Cemaleddin Efgani ve Muhammed Abduh’la devam etmiştir.

Sultan II. Abdülhamid Han tarafından zararlı fikirlerinden dolayı hapse atılan Mason locasına kayıtlı Cemaleddin Efgani (İrani) “dinleri birleştirme” teşebbüsünde başarılı olamadı. Oryantalist Isaac Taylor’ın “İslam akaidiyle Hıristiyan inançları arasında temel noktalarda fark bulunmadığı” fikrinden etkilenen Efgani’nin tilmizi Muhammed Abduh’un gayretiyle “dinlerin birliği” projesi “Dinlerarası Diyalog”a evrilmiştir.

“İhvân-ı Safâ”nın, mezhep taassubundan uzak durulması öğüdü zaman içinde güçlenmiş ve günümüzde “mezhepsizlik fitnesine” dönüşmüştür. Mezheplerin devre dışı bırakılmasından sonra, sıra Sahabe efendilerimizin harîm-i ismetlerine dil uzatmaya kadar varmıştır. ABD’de Rand Corporatıon adına hazırlanan Civil Democratic Islam/Ilımlı İslam adlı raporda The Hadith Wars/Hadis Savaşları başlığıyla hadislerin ayıklanması gerektiği savunulmuştur.

Önce “İhvân-ı Safâ”nın “dinleri birleştirme” fikriyle başlayan, sonra bu başarılamayınca “dinlerararası diyalog”a evrilen, bu da başarılı olamayınca mezhep, Sahabe ve Hadis düşmanlığıyla beslenerek “Kur’an Müslümanlığı”na evrilerek nihayet “Peygambersiz bir İslam Projesi”ne dönüştürülen anlayış, aslında “Holistik İslam” düşüncesinin zemininden başka bir şey değildir.

Kur’an-ı Kerim’in açıklamasını Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in tasarrufundan alıp kendilerine layık gören oryantalist kafalılar, aslında bununla kendi din anlayışlarını ortaya koymak istemektedir. Herkesin kafasına göre Kur’an-ı Kerim’i yorumladığı, Hadislerin delil olmadığı bir kaos ortamı “Holistik din” anlayışının gelişmesi için en uygun zemindir.

Miladi 10’uncu asırda başlayan ve günümüzde tehlikeli bir boyuta taşınan, kuralsızlıklar dini oluşturma ve nihayet bu kuralsızlıklar içinde batıl dinlerle hak din çizgisinin birbirine karıştığı kaos ortamını oluşturmayı hedefleyen bozguncular, bu hedeflerine ulaştıktan sonra “holistik/bütünselci” bir din anlayışını başarmış olacaklardır.

Bize düşen, mezhepsiz, Sahabe ve Hadis düşmanı, Kur’an Müslümanlığı kisvesi altında Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i devreden çıkartıp kendi görüşünü mutlak doğru gibi sunmaya çalışanlar ile dinlerarası diyalog gibi oryantalist faaliyetlere karşı, ilmi reddiyeler yazmaktır. Böyle olunca da çalışmak bizden yardım Allah (c.c)’tandır.
Tarih: 05.12.2016 09:41