FETÖ Nerede Yanlış Yaptı?

Cemaatin Ak Parti`ye savaş açması en büyük yanlışı mı?

 

7 Şubat 2012 MİT kriziyle beliren AK Parti-Cemaat kavgası; paralel yapının 17 ve 25 Aralık 2013 sivil darbe girişimleriyle hassas bir noktaya gelmişti. Sonraki süreç yine FETÖ’nün aleyhinde cereyan etti ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ise FETÖ’nün sonunu hazırladı.

Zaman gazetesi eski yazarı Hüseyin Gülerce’nin dört büyük hatalarını anlatırken kullandığı: “Hizmet hep çoğunlukla hareket etti. Hep öyle yoluna devam etti. İlk defa çoğunluğun karşısına çıktı ve kaybetti” sözleri dikkatimi çekti. “Hep çoğunlukla hareket etti” sözü “hep güçlüyle beraber oldu” demektir.

FETÖ’nün her zaman çoğunluğun, her zaman gücün yanında yer aldığı doğrudur. İlk ortaya çıktığı yıllardan bugüne tüm evreleri incelendiğinde gücün yanında saf tutuşunu görürüz. Bu yapı, yıllarca Süleyman Demirel’i desteklemiştir. Bir süre sonra Turgut Özal’lı yıllar başlamıştır. Demirel ve Özal’a destekte cömert davranan söz konusu yapı, buna mukabil Necmettin Erbakan Hoca’nın Milli Görüş’üne hep mesafeli durmuştur. 28 Şubat’ta Erbakan’ın öncülüğündeki Refahyol hükümetine karşı darbecilerin ve kartel medyasının yanında yer almış, bu süreçte Süleyman Demirel ve Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’ya ödül vermiştir. Gülen, Hürriyet gazetesine verdiği demeçte dönemin Başbakan’ı Erbakan’a “Beceremediniz artık bırakın” demiştir. Refahyol hükümeti yıkılıp yerine Mesut Yılmaz hükümeti kurulunca aynı Zaman gazetesi “hayırlı olsun” manşetini atmıştır. Tüm bunlar, bu yapının 28 Şubat’taki tutumunun ve güçlünün yanında yer alışının bariz örnekleridir. Yine aynı sürecin devamında Bülent Ecevit’le ahbaplık kurulmuş; Fethullah Gülen “Ahirette şefaat hakkı verilse, ilk şefaatçi olacağım kişi Bülent Ecevit’tir” demiştir.

2002 yılından itibaren ise AK Parti’nin iktidar gücünü fark eden FETÖ, yine sırtını iktidara yaslamıştır. AK Parti iktidarını önüne siper ederek sağa sola ateş eden bu yapıya, o günlerde “Amerika’nın kucağında AK Parti’nin omuzundan ateş eden cemaat” dediğimi hatırlıyorum. FETÖ, bidayetinden bugüne “iktidara yakın ol, kadroları kap” siyasetini izlemiştir. Necmettin Erbakan hariç, tüm iktidarlara yakın durmuş, devlette kadrolaşmış; siyasetçiler de oy kaygısıyla buna ses çıkartmamıştır. Ta ki, 7 Şubat 2012 MİT krizi, 17 ve 25 Aralık 2013 operasyonlarına kadar. FETÖ artık kadrolaşmayı tamamladığını düşünmüş olmalı ki AK Parti hükümetine karşı “Saray Darbesi” planlamış ve ilk hatasını yapmıştır.

FETÖ, iktidarlara şirin görünerek, vesayetçi düzenle barışık; Yahudi ve Hıristiyanlara hoşgörülü, Müslümanlara karşı mesafeli duruşuyla yıllarca kendini tehlikelerden uzak tutmayı başarmıştır. Türkiye’deki vesayetçi yapı inançlı insanların önüne bazı engeller koymuş, bu yapı engelleri bir şekilde aşarak yoluna devam etmiştir.

Vesayetçi düzen siyasal İslam’ın önünü sürekli kesmiştir. Mesela: Necmettin Erbakan hocanın kurduğu partiler kapatılmış, halkın siyasal İslam’dan beklentisi kırılmaya çalışılmıştır. Erbakan’ın partilerini kapatan düzen, Fethullah Gülen cemaatinin yurtlarına ve dershanelerine dokunmamıştır. İmam Hatiplere kat sayı engeli konulmuştur. İslami cemaatler katsayı engeliyle boğuşurken, FETÖ bu engelin kaldırılmasına omuz vermek yerine; kitlesini diğer liselere kanalize ederek hem dershanelerini güçlendirmiş hem de katsayıdan etkilenmemiştir. Yine diğer cemaatler başörtüsü mücadelesi verirken, F.Gülen, “başörtüsünün teferruat” olduğu fetvasını vermek suretiyle bu mücadeleye destekten kaçınmıştır. Başörtüsü yasağına karşı diğer cemaatler Cuma günleri camii önlerinde protesto gösterileri düzenlerken, bunları provokatif hareketler olarak gören FETÖ medyası, bu olaylara hassasiyet göstermemiştir.

Tarih: 17.04.2014 13:26