Faiz Baskısı














DR.ZEYNEP CİRELİ yazdı

Doların gelip de 3,34`lere dayandığı bir ortamda faizleri emir komuta zinciri ile indirmek ne derece sağlıklıdır. Şimdi bu bir felsefe sorunudur ilk etapta. Yani serbest piyasaya ve ekonomideki fiyatların aşağı yukarı hareket ederek ekonominin kendini düzeltme mekanizması ile dengeye geleceğine inanıyorsanız, faizleri baskılamak, kendinizi yalanlamak  anlamına gelir. İkincisi, şayet pragmatik açıdan olaya yaklaşıyorsanız, "ben bu piyasa ekonomisini uygularım ancak benim modelim güdümlü piyasa ekonomisidir" diyorsanız, bu durumda, bir yerden baskıladığınız fiyatların bir başka yerden aşırı patlama ile düzeltme yapmasına da hazır olmak lazımdır.

1994 senesinde faizleri düşürmek adına ardı arkasına yapılan Hazine iç borçlanma ihale iptalleri ve sonrasında TL`den kaçışla dolar kurunun "overshoot" ederek gösterdiği aşırı hareket,  Türkiye`den sermaye çıkışları bu konudaolumsuz uygulama örneği olarak başımızda demoklesin kılıcı gibi sallanmaktadır.

Hükümet faizleri baskılayarak  yurtiçindenborçlanarak yatırım yapan sanayici ve yatırımcının fon maliyetini düşürmek ve ülke içinde yatırım ve büyümeyi canlandırmayı hesaplamaktadır. Neden mi? Çünkü 2008 finansal krizinin ardından yaşanan ekonomik sorunlar ve birçok ekonomide gerçekleşen resesyon ve/veya düşük büyüme ile işsizlik sorunları neticesinde Türkiyenin ihracat pazarlarında talep azalmış, bunun sonucunda da dış taleple büyüme potansiyeli önemli ölçüde düşmüştür. Nitekim 2016 ikinci çeyreğine ilişkin ekonomik verilerin bize gösterdiği, ekonominin fiilen nihai iç taleple büyüdüğü, buna karşın net ihracatın ekonomik büyümeye negatif katkı sağladığıdır. Hükümet iç pazarda kendisine büyüme potansiyeli yaratmaya, ekonomiyi canlandırmaya çalışmaktadır. Türkiye ekonomisi uzun zamandır tüketim ağırlıklı olarak büyümekte, yatırımlar ise cılız seyrini sürdürmektedir. Son dönemde zayıf yatırımlardan kurtulmanın çaresi faizleri düşürmekte aranmaktadır. Küresel olarak  zor zamanlardır, dış talepte dünyapiyasaları sıkışmış, içeride cılız harcamalarla büyümede zorlanma devametmektedir. Tüm dünya ekonomilerinin sorunu olan bu durumdan Türkiye ekonomisi payını fazlasıyla almaktadır.

Ancak faizleri baskılamanın ne gibi sonuçları olabilir? 1) Faizleri baskılamak reel faizi düşürerek zaten zayıf seyreden tasarrufların daha da azalmasına neden olacaktır. Bu ise bir sonraki aşamada yatırımları olumsuz etkiler. 2) Düşük faiz, tl`nin değerini daha da düşürecek, bu ise doları değerleyerek iki farklı etki yaratacaktır. I) İhracat ucuzlayacak ve ihracat talebi zamanla yükselecek;  II) İthalatın bize olan maliyeti artacaktır. Ancak bu durumda J eğrisi etkisi ile Türkiye`nin net ihracatının orta vadede fazla artmasını beklemek gerçekçi değildir. Çünkü dünya ekonomilerinde büyüme ve talep düşük seyretmektedir. Oysa Türkiye`nin imalat  üretim yapısı büyük ölçüde ithalara malı ve girdilere dayandığından anılan durum üretim yapısı üzerinde olumsuz maliyet etkisini yaratacaktır. Burada fiyat etkisinden kaçılarak ithalat azaltılırsa, bu kez de azalan ithalat miktarı ile sanayi üretimi düşecektir. 3) Tl`den kaçış, ülke içinde dolarizasyon başlayacak 4) Değerini yitiren tl ilebirlikte yurtiçine giren sermaye azalacak ve sermaye kaçısı yaşanacaktır, ki budurum zaten düşük olan yurtiçi tasarrufları tamamlayan yurtdışı tasarrufları da kaybetmektir. 4) Artan dolar kuru, enflasyondaki  yükselme olarak bize geri döndüğünde, budurum tl değer kaybını yeniden besleyerek bir tl değer kaybı, enflasyon sarmalına girilebilecektir.

Hükümetin karşısında iki muhtemel sonuç var: 1) Ekonomide tl aşırı değer kaybedecek, bir yıla kadar enflasyon artacak; ki böylelikle negatife inen reel faizle yatırımlar artarak ekonomi canlanacak, büyüme artacak (ki bu büyümenin imalat sanayi dışı yatırımlardan gelmesi beklenir); yine pahalılaşan ithalatazalıp, ihracatın da kur etkisi ile artması ile dış denge bir ölçüde kapatılabilecek; fakat aynı zamanda yurtdışına sermaye kaçışları yaşanacağından sermaye hesabı kötüleşecektir 2)  Kötü senaryoya göre ise değer kaybeden tl ve artan enflasyonla birlikte, ekonomide beklentiler bozularak düşük reel faize rağmen yatırım yapılmak istenmeyecek; ayrıca dış talep zayıf olduğundan ihracat artmayacak, ithalatın mecburen azalması da büyümeyi aşağı çekecek; sıcak para politikasından da vazgeçildiğinden giren sermaye akımları azalacaktır. Üstelik kur etkisi sebebiyle bilançolarda bozulma ve zarar yazılması da gündemdedir.

İkinci senaryo 1990`ların ikinci yarısında seçilen yüksek enflasyon, değersiz tl, düşük reel ücretlerle büyüme modeli ile aynı eksendedir. Tek fark,şimdilerde kamu açıklarının yüksek olmaması, iç borçlanma ihaleleri yapılmamasıdır. Ancak bu kez de ekonominin dış açık sorunu, bilançolardaki açık pozisyonlar ağırlık kazanmıştır ve ekonominin yumuşak karnıdır.

Tarih: 06.12.2016 08:37