İYİ PARTİ GENEL BAŞKANI MÜSAVAT DERVİŞOĞLU, 7 EKİM ÇARŞAMBA GÜNÜ TBMM GRUP TOPLANTISINDA KONUŞTU
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Ortada, Türk Milleti’nin sorduğu çok hayati sorular var” diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, “Her şeye gücü yeten; bakanını, valisini, bürokratını atayan; kurulların yönetimini belirleyen, devlet idaresinin en tepesinde bulunan Cumhurbaşkanı, bu büyüklükteki bir organizasyondan, on milyarlarca dolar kara paradan gerçekten habersiz midir?” diye sordu. “Bir an için diyelim ki, evet, habersizdir. Eğer öyleyse, bu başlı başına büyük bir yönetim zaafıdır” diyen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Siyasi hayatı boyunca hep daha fazla yetki isteyen, her fırsatta daha fazla yetki alan ve sonunda yürütme gücünü bir makamda toplayan Erdoğan, demek ki artık topladığı bu yetkilerin altından kalkamıyor demektir. Paslanma tehlikeli bir düzeye ulaşmış demektir” ifadelerini kullandı. Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Erdoğan olup biteni biliyor ama engelleyemiyor mu?” diye sorarak, “O zaman bu sistemin ‘hızlı karar’, ‘istikrar’ ve ‘koordinasyon’ diye anlatılan bütün gerekçeleri çökmüş demektir. Ve yine Erdoğan maalesef zaaf içindedir demektir” dedi. “Üçüncü soru ise çok daha vahimdir” diyen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Eğer Erdoğan olup bitenden haberdarsa bu saadet zincirinin büyümesine göz yummuş demektir. Siyasi nüfuzun sağladığı imkânların kullanılmasına ses çıkarmamış, Erdoğan bu suça iştirak etmiş demektir” ifadelerini kullandı. Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Başka bir ihtimal varsa gelsinler, buyursunlar anlatsınlar! Millet bunu duymak istiyor. AKPlisi, MHPlisi, Yeni Partilisi, CHPlisi ve İYİ Partili… Bütün vatandaşlarımız bunu duymak istiyor” diye ekledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, “Bu şüphe şunun bunun üzerinde değil, doğrudan doğruya sizin üzerinizdedir Sayın Erdoğan!” diye seslenen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “İşlenen suç da sizi üzme suçu değil, Türk Milleti’ni soymak suçudur. Bu suç alnınıza bir kara leke olarak yapışmış durumdadır” dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun konuşmasının tamamı:
Saygıdeğer Milletvekilleri,
Kıymetli misafirler,
Basınımızın değerli mensupları,
muhterem hanımefendiler, beyefendiler, sevgili gençler
Ve ekranları başında bizleri izleyen Aziz Türk Milleti,
Hepinizi en içten sevgilerimle, saygılarımla, muhabbetlerimle selamlıyorum.
Güne iki acı haberle uyandık.
Ankara Pursaklar’da güvenlik kontrolü yapan polis ekibimiz silahlı saldırıya uğradı.
Saldırıda polis memuru Ali Türkoğlu şehit düştü.
Kahraman polisimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine, Emniyet Teşkilatımıza ve milletimize başsağlığı diliyorum.
Kütahya’da da, Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü’nde görevli polis memuru Yasemin Bodur Karasu beylik silahıyla intihar etti.
Kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına, emniyet teşkilatımıza ve milletimize başsağlığı temenni ediyorum.
Aylardır polislerimizin çalışma şartları ile ilgili uyarılarda bulunuyor, önlem alınsın istiyoruz.
10 ayda 73 polisimiz intihar etti.
Artık buna seyirci kalamazsınız.
Cumhurbaşkanı’ndan İçişleri Bakanı’na, herkesi sorumlu davranmaya ve bu meselenin üzerine kararlılıkla gitmeye davet ediyorum.
Bugün yeni yasama yılının ilk grup toplantısında Gazi Meclisimizin çatısı altında yeniden bir aradayız.
Bu yasama yılı sıradan bir yasama yılı değildir.
Artık seçimlerin arifesindeyiz.
Sandık yüzünü göstermiştir.
Bu Meclis’te kim ne söylerse söylesin, hangi düğmeye basarsa bassın
Hangi haksızlığın karşısında durup,
Hangisinin önünden başını eğip geçerse geçsin
Milletimiz sandığa giderken hepsini hatırlayacaktır.
Biz de söyleyeceğimiz her sözü,
Vereceğimiz her oyu, takınacağımız her tavrı
Milletimizin hafızasına emanet edeceğiz.
Meclis kapanırken;
“Meclis tatile girer ama İYİ Parti tatile girmez” demiştik.
Sözümüzü tuttuk.
Anadolu’yu karış karış dolaştık 76 il ve ilçelerde, onların ilçelerinde programlar yaptık. Tandoğan’da açtığımız bayrağı
Balıkesir’de Kuvâ-yi Milliye meydanına taşıdık.
Aksaray’da gazilerimizle, şehit ailelerimizle ve milletimizle buluştuk.
Sokaklarda, kahvelerde, tarlalarda, camilerde, pazar yerlerinde
Her yerde milletimizi dinledik.
Şimdi meydanlardan aldığımız sesi, sözü ve emaneti yeniden Meclis kürsüsüne taşıyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye yeni yasama yılına Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunlarından biriyle girdi. Her şeyden önce adını doğru koyalım. Bu münferit bir olay değildir. Bu bir magazinel olay değildir.
Üç beş zenginin yatını, katını, arabasını, servetini sayma, onun muhasebesini yapma meselesi hiç değildir. Bu, iktidar gözetiminde hırsızlıktır.
İnsanların alın terinin, emeklinin kıdem tazminatının, çocuğuna iyi bir gelecek bırakmaya çalışan ailenin tasarrufunun, enflasyon karşısında üç kuruşunu korumaya çalışan vatandaşın birikiminin devletin gözü önünde bir saadet zincirine heba edilmesidir.
Üstelik bunlar bir gecede olmadı.
Tam bir sene önce bu kürsüden borsada, fonlarda
Küçük yatırımcının sırtından dönen işleri anlattık ve bu ülkeyi yönetenleri uyardık.
İlgili kurumlara seslendik.
Ardından 2 Aralık 2025 tarihinde,
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında
Finansal İstikrar Komitesi toplandı.
Fonlar konuşuldu.
Riskler konuşuldu.
SPK’nin alabileceği tedbirler konuşuldu.
Demek ki bugün hiç kimse çıkıp;
“Devlet bilmiyordu” diyemez.
Devlet bal gibi biliyordu…
Kurumlar biliyordu…
Uyarılar yapılıyordu…
Ve aylar boşa geçti.
Hepimiz biliyoruz ki bu çapta bir vurgun,
Siyasetten onay almadan, yargıdan zırh kuşanmadan,
Bürokrasiden yol bulmadan yapılamaz.
Bu devlet yıllardır bize bir şirket gibi yönetiliyor diye anlatıldı.
Ben artık bunun
Mevcut durumu açıklamaya yetmediği kanaatini taşıyorum.
Çünkü en alelade bir şirket dahi,
Bütün varlığı yağmalansın, içi boşaltılsın
Ve sonunda tasfiye edilsin diye yönetilmez.
Buradaki sorun artık devleti şirket gibi yönetmek değildir.
Bunun adı zimmete geçirmektir,
El koymaktır.
Devlet imkânlarını kamu emaneti olarak değil,
Üzerinde tasarruf edilecek bir mülk gibi gören
Zihniyet ile karşı karşıyayız.
Makam hizmet yeri olmaktan çıkıyor,
Ve imtiyaz kapısına dönüşüyor.
Liyakat yerini sadakate bırakıyor.
Sadakat kayırmayı,
Kayırma cezasızlığı,
Cezasızlık da bugünkü çürümeyi üretiyor.
Buradan söylüyorum:
Devlet şirket değildir.
Aile şirketi, hiç değildir.
Yönetenler de yönetilenler de bunu doğru anlamak mecburiyetindedir.
Kıymetli Arkadaşlarım,
Ortada, Türk Milletinin sorduğu çok hayati sorular var.
Birincisi:
Erdoğan bunlardan habersiz midir?
Her şeye gücü yeten;
bakanını, valisini, bürokratını atayan;
kurulların yönetimini belirleyen;
devlet idaresinin en tepesinde bulunan Cumhurbaşkanı,
bu büyüklükteki bir organizasyondan,
on milyarlarca dolar kara paradan gerçekten habersiz midir?
Bir an için diyelim ki, evet, habersizdir.
Eğer öyleyse, bu başlı başına büyük bir yönetim zaafıdır.
Siyasi hayatı boyunca hep daha fazla yetki isteyen,
her fırsatta daha fazla yetki alan ve
sonunda yürütme gücünü bir makamda toplayan Erdoğan,
demek ki artık topladığı bu yetkilerin altından kalkamıyor demektir.
Paslanma tehlikeli bir düzeye ulaşmış demektir.
İkinci soru,
“Erdoğan olup biteni biliyor ama engelleyemiyor mu?” sorusudur.
O zaman bu sistemin “hızlı karar”, “istikrar” ve “koordinasyon” diye
anlatılan bütün gerekçeleri çökmüş demektir.
Ve yine Erdoğan maalesef zaaf içindedir demektir.
Üçüncü soru ise çok daha vahimdir.
Eğer Erdoğan olup bitenden haberdarsa,
bu saadet zincirinin büyümesine göz yummuş demektir.
Siyasi nüfuzun sağladığı imkânların kullanılmasına ses çıkarmamış,
Erdoğan bu suça iştirak etmiş demektir.
Başka bir ihtimal varsa gelsinler, buyursunlar anlatsınlar!
Millet bunu duymak istiyor.
AKP’lisi, MHP’lisi, Yeni Parti’lisi, CHP’lisi ve İYİ Partili…
Bütün vatandaşlarımız bunu duymak istiyor.
Bu şüphe şunun bunun üzerinde değil,
doğrudan doğruya sizin üzerinizdedir Sayın Erdoğan!
İşlenen suç da sizi üzme suçu değil,
Türk Milletini soymak suçudur.
Bu suç alnınıza bir kara leke olarak yapışmış durumdadır.
Sayın Erdoğan,
Siyasi hayatınız boyunca milletten yetki istediniz.
“Yapacağız.” dediniz.
Millet yetkiyi verdi.
Siz daha fazlasını istediniz.
Millet yine tamam dedi.
Başbakan oldunuz.
Cumhurbaşkanı oldunuz.
Parlamenter sistemi kaldırdınız.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini kurdunuz.
Bakanı siz atıyorsunuz.
Valiyi siz atıyorsunuz.
Kurulları siz belirliyorsunuz.
Üst düzey bürokrasiyi siz tanzim ve tayin ediyorsunuz.
Şimdi de çevrenizden,
“Reis her şeye yetişemez.”
“Bu kadar iş bir kişiye fazla.” sesleri geliyor.
Allah aşkına, siz ne istiyorsunuz?
Millet yetki verince daha fazla yetki istiyorsunuz,
ama sorumluluğu üzerinize almıyorsunuz.
Böyle olmaz!
Her gücün bir sorumluluğu vardır.
Mutlak gücünse mutlaka sorumluluğu vardır.
Aynı çürüme her kurumda da karşımıza çıkıyor.
SPK’da…
BDDK’da…
Borsa İstanbul’da…
Merkez Bankası’nda…
Kamu bankalarında…
Para akışlarını, piyasayı, vatandaşın malını ve
Ekonomik güvenliğini korumakla görevli
Bütün bu yapıların yönetiminde son sözü kim söylüyor?
Elbette Cumhurbaşkanı.
O halde
Bilgisizi atamaktan da sorumlu olan da Cumhurbaşkanı’dır.
Liyakatsizi atamaktan da sorumlu olan da Cumhurbaşkanı’dır
Görevini yapmayanı yerinde tutmaktan da sorumlu olan da Cumhurbaşkanı’dır
Ve içlerinden biri suça iştirak etmişse,
Onu o makama taşıyan siyasi iradenin
Bunun hesabını vermesi de zorunluluktur.
İş öylesine lakayt bir hal almış ki…
Sözgelimi Ahmet diyelim.
Ahmet hem denetleyen hem de denetlenecek olan kurulun üyesi.
Allah aşkına, bu saçma düzende, kim kimi nasıl denetler.
Yanlışlar nasıl ortaya çıkar.
Adama ”Sen kendi kendini denetle” diyorsun.
Ortaya da böyle bir rezalet çıkıyor.
Bu kişilerden bağımsız, sistem sorunudur.
Bu, kurduğunuz ucube sistemin gerçek yüzüdür.
Bu tablo ne tablosudur, biliyor musunuz?
Picasso’nun ünlü Guernica tablosudur.
Nazilerin Guernica katliamını anlatır o tablo.
Tabloyu gören bir Nazi subayı Picasso’ya sorar:
– Bunu siz mi yaptınız, der.
Picasso cevap verir:
– Hayır, siz yaptınız!
İşte bugün Türkiye’de olup biten ne varsa, onu yapan bu iktidar ve bu iktidarın ortaklarıyla birlikte başındaki zat-ı muhteremdir, yani Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Bu işin bir de işin siyasi tarafı var.
Soyguna iktidar partisinin yöneticilerinin adı karışıyor.
Birileri görevinden ayrılıyor.
Yanlış anlamayın, partideki görevinden affını istiyor.
Gerçi büyük ceza kesip, WhatsApp gruplarından da hemen atıyorlar.
Peki ya sonra…
Sonrası yok.
Her konuşmanızda millete ahlak dersi veriyorsunuz Sayın Erdoğan.
Peki kendi partiniz için ne yapıyorsunuz?
Bütün bu yolsuzlukları, hırsızlıkları, uğursuzlukları yapanlar, bu kabil suçlara ortak olanlar acaba sizden bir müeyyide beklemiyorlar mı?
Bunları partinizden ihraç ettiniz mi örneğin?
Bunun için ne gerekiyor?
Yani bu kadar yolsuzluğun, hırsızlığın, uğursuzluğun ortağı olan için
Hangi savcının iddianamesini hangi mahkemenin kararını bekliyorsunuz?
Sizin partinizin disiplin yönetmeliği yok mudur?
Partinizin kendi siyasi ahlakı yok mudur?
Ceza verecek adam bulamıyorsunuz da faturayı yine her zamanki gibi millete kakalayacağınızı mı zannediyorsunuz?
Bu millet buna artık izin vermeyecektir ve bu kötü düzenin bir parçası asla ve kata olmayacaktır.
Bunlar gitmezler
Bunları millet gönderecek öyle gidecekler
O gün de yavaş yavaş geliyor işte
Bunları millet gönderecek
İYİ Partiyi de Allah’ın izniyle yine o büyük millet iktidara getirecektir
Sizin adınıza konuşuyorum. Beni değil kendinizi alkışlıyorsunuz ona göre.
Değerli arkadaşlar,
Bu kirli düzenin bir de çarkı var, borsası var.
Bunu geçmiş bir takım olaylarda müştereken yaşadık ve gördük
15 Temmuz ihanetinden sonra
FETÖ borsasının nasıl kurulduğuna hep birlikte şahitlik ettik.
Suçlunun parayla aklandığı;
Suçsuzun siyasi husumetle suçlu ilan edildiği;
Aracıların, simsarların türediği;
Adaletin isportaya düşürülmeye çalışıldığı günleri gördük.
Şimdiden uyarıyorum,
Aynı şey bu büyük soygunda da yaşanmasın.
Fon borsası yetmedi,
Şimdi Bir de aklanma borsası kurulmasın!
Üç beş kurban verilip, bu çarkın asıl sahipleri temizlenmesin.
Biz iktidardan kelle istemiyoruz değerli dava arkadaşlarım
Önümüze birirlerinin kellesini atıyorlar hep.
biz bu iktidardan hesap vermesini istiyoruz Hesap istiyoruz!
Bir yurttaş olarak hesap verilmesini istiyoruz!
“Haksız kazançların iadesi” diyerek hırsızın aldığını
Sözde geri getirip masaya bırakmasını da adalet diye kabul etmiyoruz.
Haksız kazançların iadesi yetmez.
Haksız ve hukuksuz kullanılan yetkilerin de iadesi gerekir.
Milletin yalnızca parası pulu değil, itibarının, haysiyetinin de iadesi gerekir.
Herkes çaldıklarını geri verecek!
Geri vermekle kalmayacak, hesabını da verecek! hesaptan kaçmak yoktur.
Bu ülkede artık
Kazancın imtiyazlı çetelere,
Zararın gariban vatandaşa,
Diyetin de gelecek nesillere ödetildiği çark mutlaka ama mutlaka kırılmalıdır!
Biz o çarkı biz kıracağız,
Türk Milletiyle kıracağız!
İhanet çarkını, hırsızlık çarkını
Ahlaksızlık çarkını başlarına geçireceğiz!
Akif ne güzel söylemiş:
“Kenar-i Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu,
Gelir de Adl-i İlahi sorar Ömer’den onu.”
Sayın Erdoğan da bu dizeleri pek sever.
Peki çobanla kurdun,
Kasapla çakalın el ele verip sürüyü yediği bu düzenin hesabını kim, kimden soracaktır?
İnanıyorum ki, Allah’ın adaleti asla şaşmaz.
Ben Allah’ın adaletine inanıyorum
Ama biz istiyoruz ki
Bu dünyada da adalet şaşmasın değerli dava arkadaşlarım.
İşte tam da böyle bir tablonun ortasında,
1 Ekim günü bu Meclis’in kürsüsünden iki konuşma dinledik.
Sayın Erdoğan konuştu.
Sayın Meclis Başkanı konuştu.
Her iki konuşmada da bize yeni bir siyasi dönem tarif edildi.
Sayın Erdoğan, yüz binlerce insanın parasının iç edildiği vurgunu,
“Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan bir sorun” diye küçültürken,
Aynı konuşmada “Büyük Türkiye Mutabakatı”ndan söz etti.
“Mutabakat içinde rekabet” kavramını kullandı.
“İç cephenin tahkimi”nden bahsetti.
İhanet yasasına verilen 467 oyu gösterdi.
Ve bütün bunların ucuna yeni anayasayı ekledi.
Sayın Kurtulmuş da yeni anayasayı
Ertelenemez bir sorumluluk olarak tarif etti.
Fon skandalına ilişkin de
“Kime kadar gidiyorsa hesabı sorulmalı” dedi.
Çok güzel…
Biz de aynısını söylüyoruz.
İşte önergesini de verdik.
Kime gidilmesi gerekiyorsa gidilsin diye,
Kimden hesap sorulması gerekiyorsa sorulsun diye,
Meclis’te bir komisyon kuralım dedik.
Dedik ve ne olduğunu dün milletimiz gördü?
Siz de gördünüz değil mi?
Vurgun konuşulmasın, hırsızlık anlatılmasın, komisyon kurulmasın diye, meclisi kapatıp kaçtılar.
Meclis’ten kaçtılar, meclisten!Belli ki, birbirlerinin yüzüne bakacak halleri bile yok.
İşte şimdi söylüyorum:
Hodri meydan!
Ne kadar kaçabileceksiniz?
Kaç gün daha meclisi çalıştırmamak için genel kurul sıralarını boş bırakabileceksiniz!
Kaçamazınız!
“Nereye ve kime gidecekse, sonuna kadar gidilecek” deyip,
Ardından Meclis’ten kaçmak, tam da bu iktidara göre bir iş.
Bu milletin, rızkına el uzatanların peşini bırakmayacak evlatları var.
Sonuna kadar mücadele edeceğiz.
Siz rol yapıyorsunuz, ben samimiyetle söylüyorum;
Biz buradayken, nereye ve kime gidecekse gidecek.
Biz de sonuna kadar gideceğiz!
Neden korkuyorsunuz?
Mecliste grubu bulunan tüm siyasi eşit sayıda üyeyle katıldığı bir komisyon kuralım.
Siyasette kim varsa,
Bürokraside kim varsa,
Para Piyasalarında kim varsa,
Çıkaralım milletin önüne.
Bakalım “kime kadar gidiyorsa” diyenlerin elleri o gün de acaba kalkacak mı?
Yoksa çerçeve yasada kalkan o 467 el,
Hesap sormaya mı kalkacak, yoksa sıraların altına mı gizlenecek? Bunu Hep birlikte bir göreceğiz..
—//—
Yeri gelmişken,
Şu 467 meselesini de ifade edelim.
Bir yasaya 467 milletvekilinin oy vermiş olması
Hiç kimseye Türkiye’nin geleceği üzerinde açık çek vermez.
Bir yasayı 467 el geçirebilir
Ama bir milletin vicdanını hiçbir el susturamaz.
Terörle mücadele adı altında başlayan bu sürecin aritmetiğini alıp,
Yeni rejimin tapusu gibi gösteremezsiniz.
Üstelik hâlâ cevap bekleyen sorular ortadadır.
Silah gerçekten bırakıldı mı?
Bırakıldıysa kaç silah,
Nerede ve kimin gözetiminde teslim edildi?
Örgüt gerçekten kendini feshedip dağıldı mı?
Yoksa sınırımızın hemen ötesinde adını, biçimini,
Statüsünü değiştirerek yoluna devam mı ediyor?
Terör elebaşları neden her gün
Daha fazla siyasi muhatap haline getiriliyor?
Bu sorulara cevap vermeden
Milletin bilmediği pazarlıkları
“Milli mutabakat” etiketiyle önümüze koyamazsınız.
Çünkü siz, mutabakatın da ne olduğunu bilmiyorsunuz.
—//—
Soruyorum, Nedir Mutabakat?
İktidarın çizdiği dairenin içine muhalefeti davet etmek midir?
“Ben bu yolu çizdim, siz de arkamdan gelin” demek midir?
Hayır.
Açık açık söylüyorum,
Siz milletimizle değil, teröristle mutabıksınız teröristle.
Şunu iyice anlayın, bu millet sürü değildir.
Siyaset de sürü gütme sanatı değildir.
Mutabakat dayatılmaz.
Mutabakat ilan edilmez.
Mutabakat inşa edilir.
Milli mutabakat, iktidara biat değildir.
Eleştiri ihanet değildir.
Yalakalık marifet değildir.
Tekleşme selamet değildir.
Kayırma fazilet değildir.
Kurnazlık zekâ değildir.
Devlet de bir kabile değildir!
Asıl mesele şudur:
Sizde de bunu anlayacak şuur mevcut değildir!
Bakın mesele sizin şuursuzluğunuzdur.
Konulara, kavramlara, olaylara yeteri kadar vakıf olmamanızdır.
—//—
Gelelim yeni anayasa meselesine.
Mutabakat nedir diye sorduk ya,
Anayasa nedir diye soralım bu sefer.
Anayasa devlete kudret vermek için yapılmaz.
Devletin zaten eğer devletse kudreti vardır.
Anayasa o inşa etmek yerine, o kudreti sınırlandırır.
Anayasa, iktidarın elini serbest bırakmak için değil
Vatandaşı iktidarın keyfî gücünden korumak için vardır.
İktidara gerektiğinde
“Buraya kadar, yetkin daha fazlasını kaldırmıyor!” diyebilmek için vardır.
Hesap vermeye, ölçülü davranmaya zorlamak için vardır.
Kuvvetler ayrılığı da bunun içindir.
Mahkemeler de bunun için vardır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi de bunun için vardır.
Temel hak ve hürriyetler de bunun için düzenlenmiştir.
Anayasa bir iktidarın kullanım kılavuzu değildir.
Anayasa milletin devletle yaptığı sözleşmedir.
Ve aslında iktidarı değil, vatandaşı korumak için vardır.
Anayasa sistemin çatısıdır.
Vatandaşı “Rahmetsiz yağmurlardan” korumak için vardır.
—//—
Bugün mevcut Anayasayı çiğniyorlar.
Ama 12 Eylül Anayasası olduğu için değil,
Kendilerini sınırlandırdığı, hesap vermeye,
Ölçülü olmaya zorladığı için çiğniyorlar.
85 milyonun ortak iradesi değil,
İki dudakları arasından çıkan sözler ferman kabul edilsin, yasa olsun diye çiğniyorlar.
Yandaşını, ortağını, yancılarını korumak için anayasayı çiğniyorlar.
Kendilerinden olmayana eziyet için çiğniyorlar.
Yoksa,
Dibacesi dahil, üçte ikisi değiştirilmiş,
Hükümet sistemi baştan aşağı yeniden kurulmuş,
Cumhurbaşkanına verilmedik yetki kalmamış Anayasa’yla bunlar bu kadar sorun yaşamazlardı.
Mesele Anayasanın eski olması değildir.
Mesele ikitdarın sınır tanımaması meselesidir.
—//—
Şimdi buradan iktidara sesleniyorum:
Ne istiyorsanız açık konuşun.
Aziz Milletimizden emellerinizi ve hedeflerinizi gizlemeyin.
Siz 15 Temmuz ihanetini istismar ederek
Tek adam rejimini kuranlarsınız.
Şimdi de Türk Milletinin huzur arayışını,
“Ömür boyu başkan kalmak için” istismar etmek niyetindesiniz.
Türkiye’nin başına altından kalkamayacağı
Yeni belalar açmak için anayasa yapmaya kalkışıyorsunuz!
Anayasa bir siyasi ittifak sözleşmesi değildir.
İmralı’yla yapılacak pazarlığın senedi de değildir.
Hele hele başka ülkeler ile yaptığınız taşeronluk akdinin ek protokolü hiç değildir.
Herkes bunu doğru bilmek ve anlamak mecburiyetindedir.
Türkiye’nin ihtiyacı,
Milletine sürü muamelesi yapmayan adam gibi bir Cumhuriyet idaresidir.
Anayasal hürriyet rejimidir.
Bağımsız mahkemelerdir.
Hesap veren hükümetlerdir.
Denetleyen Meclistir.
Liyakatli bürokrasidir.
Her muhalifi çivi belleyip, elinde çekiçle peşinden koşan bir iktidar değil;
Çivisi çıkmış devletin, çivilerini yerine çakacak bir iktidardır aranan!
Gençlerini bahis bataklığından;
Ekonomisini kumarhane düzeninden;
Devletini saadet zincirinden;
Adaleti dava borsalarından kurtaracak bir iktidardır.
Aranan ve beklenen
Sözün özü, artık vakti gelmiştir!
Türkiye’nin ihtiyacı iyilerin iktidarıdır.
Kurtuluş ondadır
Çare iyiler ve cesurlardır.
—//—
Ben iki buçuk senedir, ama en başından bu milletin hedefleyeceğini bilerek,
Bunları tane tane, sırasıyla anlattım.
Bundan sonra yine tane tane ama hızlı hızlı anlatmaya devam edeceğim.
Biz kendimize inanırsak önümüzde hiçbir hedef kalmayacaktır.
Bundan herkes emin olsun.
Millet bizi çağırıyor dedik,
Millet bizi istiyor dedik,
Millet bizi takdir ve teveccühünü gösteriyor dedik,
Sıra artık tercih edilmeye gelmiştir.
O sebeple, hepimizin sorumluluğu büyüktür.
Millet bizi bekliyor, millet bizi çağırıyor.
Artık millete hizmet yolunda koşmaktan başka da çaremiz kalmamıştır!
Değerli Arkadaşlarım;
Denetimsiz yetki içeride böyle vurgunlara sebep olurken,
Aynı şuursuzluk, dış politikada da
Türkiye’yi ne olduğu bilinmeyen yükümlülüklerin altına sokuyor.
Geçtiğimiz yıl, tıpkı fon meselesinde olduğu gibi,
Bu konuda da daha ortada hiçbir şey yokken,
Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la
Bir güvenlik paktına girmesinin sakıncalarını anlatmıştım.
Bugün önümüzde Mekke Anlaşması var.
Mekke deyince hepimizde bir hassasiyet alanı oluşuyor
Biz Medine’yi savunan bir milletin mensuplarıyız
Mekke’yi kime kurban ederiz?
Halen Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelmeyen,
Ancak yürürlüğe girmiş gibi muamele yaptıkları bir anlaşmadan bahsediyorlar.
Biz bunu duyumlardan biliyoruz.
İçerikten bizim ve milletin haberi yok.
Anlatıldığı kadarıyla,
İmzacı ülkelerden birine yapılacak saldırı diğerlerine de yapılmış sayılacak.
Şimdi soruyorum:
Bu anlaşma bize hangi güvenliği sağlayacaktır?
Yok eğer aranan şey güvenlik değilse
Ne arıyoruz?
Para mı?
Finansman mı?
Başka bir siyasi pazarlık mı?
Yoksa yeni tehditler, yeni belalar mı?
Neyin peşindesiniz?
Türk askerini ihraç malı gibi göremezsiniz.
Mehmetçiği lejyoner haline getiremezsiniz.
Başka devletlerin güvenliğine kefil olurken,
Türkiye’nin önüne hangi faturanın konulduğunu bilmek bu büyük milletin hakkıdır.
Türk askerinin kanı hiçbir mali paketin teminatı değildir ve olamaz.
Bunu açıkça söylüyorum.
—//—
Yine bu kürsüden defalarca dikkat çektiğim,
Uyarılarda bulunduğum bir nokta daha var.
O da Türkiye’nin Azerbaycan’la olan
İki devlet, bir millet hakikatine dayanan ilişkisidir.
Arada fitneciler vardır, fesatçılar vardır,
Arabozanlar, yere söz düşürenler vardır.
Bilinsin ki bu kardeşliğe,
İktidara yakın diye,
Kendisine sınırsız konuşma hakkı tanınan gazetecilerin,
Sözde kanaat önderlerinin, sendikacıların ve
Sivil toplum kuruluşlarının kendini bilmez beyanlarıyla zarar verilemez.
Eğer bazı adamlara buradan söylüyorum
Biraz da ağır konuşuyorum, kurduğum cümlenin de farkındayım
Eğer bazı adamlara tasma taktıysanız,
Tasmalarını sıkı tutun!
Tutmazsanız ağızlarından çıkan her söz sizden bilinir.
Bir bakarsınız
Orta zekâlı bir adamın yaptığı zevzeklik,
Türkiye’nin kardeşiyle arasına gölge düşürmüş.
Sonra da o gölgeye siz düşmüşsünüz ve kaybolmuşsunuzdur.
O yüzden herkes aklını başına alsın,
Ağzından çıkanı da kulağı duysun.
Duymayana da eğer duymayan varsa şu sese kulak versin,
Duymayan sesimize kulak versin:
“Tarihimiz şanımız bir,
Dilimiz irfanımız bir,
Kim girecek aramıza,
Canımız, kanımız bir!”
Duymayan varsa duysun.
Bağımsız Türkiye, bağımsız Azerbaycan ister.
Güçlü Türkiye, güçlü Azerbaycan ister.
Bir millet, iki devlet anlayışının temeli budur.
Kim ne yaparsa yapsın ve ne söylerse söylesin,
Azerbaycan-Türkiye kardeşliği ilelebet var olacaktır.
—//—
Değerli Arkadaşlarım,
Fon krizi bize ekonominin nasıl ikiye bölündüğünü de gösterdi.
Bir tarafta,
Vergisini veren,
Borcunu ödeyen,
Maaşını bekleyen,
Ev kirasını düşünen,
Çocuğunun okul masrafını hesaplayan namuslu vatandaşın ekonomisi var.
Öbür tarafta
Siyasi nüfuzla zenginleştirilenlerin,
İçeriden bilgi sızdıranların,
Ayrıcalıklı kredi bulanların,
Nasıl olsa kendisine hukuk işlemeyeceğine güvenenlerin ekonomisi var.
Bir tarafta ay sonunu getirmeye çalışan milyonlar,
Öbür tarafta milyonları, yüz milyonları, milyarları
Rakamdan saymayan imtiyazlı bir sınıf var.
Sayın Şimşek,
Enflasyonu bu milletin boğazına çökerek düşüremezsiniz.
Madem Türkiye büyüyor;
Emeğin değeri, emeklinin geliri, soruyorum neden küçülüyor?
Madem enflasyon düşüyor;
Bundan fiyatların, etiketlerin niye haberi olmuyor?
Siz yabancı ülkelere gide gele,
Hangi etiketin hangi ülkeye ait olduğunu herhalde karıştırır oldunuz.
Bu millet markette etikete bakıyor.
Pazarda etikete bakıyor.
Kasada etikete bakıyor.
Ve sizin anlattığınız ekonomiyle, kendi yaşadığı hayatın,
Aynı ülkeye ait olduğuna inanmakta zorlanıyor.
Hukuku düzeltmeden, ekonomiyi düzeltemezsiniz.
Devleti düzeltmeden, piyasayı güçlendiremezsiniz.
Çünkü bu sistem,
Saadet zinciri üretiyor.
Ponzi üretiyor.
Fon vurgunu ve vurguncusu üretiyor.
Bahis çetesi, dava borsası, kara para üretiyor.
Ve sonunda ahlaklı vatandaşa
“Biraz daha sabret” derken
İmtiyaz sahibine de yeni bir kapı açıyor.
—//—
İşte bu yüzden;
10 ve 11 Ekim’de İYİ Parti Emek Çalıştayında bir araya geleceğiz.
Geçtiğimiz günlerde hak ararken canına kıyan emeklimizin haykırdığı gibi:
“Para için değil, onurumuz için.”
Çünkü mesele gerçekten, yalnızca para değildir.
Mesele,
Çalışan insanın yarınından emin olmasıdır.
Emeğinin karşılığını almasıdır.
Kimseye muhtaç olmadan, başı dik yaşayabilmesidir.
Her an çökecek bir madendeki emeğin;
Her an ürünü tarlada çürüyecek diye düşünen bir emeğin;
Her an iş akdi feshedilecek bir emeğin;
Her ay maaşı daha cebine girmeden eriyen bir emeğin;
Endişelerini, beklentilerini dinlemek için bir araya geleceğiz.
Çözümlerimizi birlikte, müştereken bulacağız.
Kumarhane ekonomisine,
Kolay paraya, kayıt dışı paraya, kara paraya
Ve siyasi imtiyaza kurban edilen emeğin hakkını teslim edecek
Bir iktidar sözümüz olduğu için bir araya geleceğiz.
İmtiyaz yerine eşitliği;
Rant yerine üretimi;
Sadaka yerine hakkı;
Kayırma yerine adaleti koyacak bir üretim ekonomisini,
Bolluk ve bereket ekonomisini konuşacağız.
Yalnız küçük pastayı nasıl bölüşeceğimizi değil,
O pastayı nasıl büyüteceğimizi de konuşacağız.
Çünkü bizim siyasetimiz,
Millete nasıl yaşaması gerektiğini anlatmak değildir.
Milletin nasıl yaşadığını dinlemek,
Devleti onun hakkını koruyan bir araç haline getirmektir.
Amacımız budur.
—//—
Şimdi cumhur ittifakına oy vermiş vatandaşlarıma sesleniyorum.
Bize inanmak zorunda değilsiniz.
Bizi sevmek zorunda da değilsiniz.
De ki biz yanlışız,
De ki Reis doğrusunu biliyor,
Ama soruyu bana bırakma sen sor!
Bu yanlışlıklar neden oluyor diye sen sor.
Niye cebimdeki artmıyor diye sen sor.
Niye elimdeki azalıyor diye sen sor.
Niye ben bir aylık maaşla ay sonunu getirmeye çalışırken
Oy verdiğim insanların çevresinde milyonlar,
Yüz milyonlar, milyarlar konuşuluyor diye sor.
İlçende sor.
İlinde sor.
Milletvekiline sor.
Bakanına sor.
Partine, partiline sor.
Sor onlara, de ki:
“Biz Adalet ve Kalkınma Partisi miyiz;
Yoksa Arsızlıkları Kapatma Partisi miyiz?” onu sor!
Bize güvenmiyorsan sen sor!
—//—
Çünkü bu düzen sana rüya satar,
Bedelini ise senin gerçeğinden alır.
Bu düzen sana kahramanlık satar,
Ama ateşte yanan, her zaman olduğu gibi sen olursun.
Bu düzen sana büyüklük satar,
Ama seni de küçük adamlara satar!
“Bugün bana, yarın sana” kısmını da geçtik artık.
Ne yaşıyorsak hepimiz aynını yaşıyoruz.
Korkma! Susma! Çekinme ve Sinme!
O yetkileri onlara sen verdin.
Ödünç verdin!
Senin adına yapılan yanlışsa, vatandaş olarak hesabını sor diyorum!
Oy verdiklerinden hesap sor.
İnandıklarından hesap sor.
Çünkü yetki tapu değildir.
Mülk değildir.
Verdiğin o yetki emanettir.
Emanetin gerçek sahibi sensin.
İradene ve gücüne sahip çık!
Şimdi bazıları yaşanan olayların sorumluluğundan kurtulmak için
Kendilerine yeni yeni çıkış yolları arıyorlar.
Kapı arkasından ‘’devleti biz yönetiyoruz.’’ diyerek kendilerini kandıranlar,
Mevcut iktidarın milletin başına açtığı bütün belalarda ortaktırlar.
Bu iktidarın attığı her adımı, kayıtsız, şartsız, şerhsiz destekleyen iktidar bileşenleri
Tüm bu olup bitenlerden müteselsilen sorumludurlar.
Yani hiç kimse zihni sinir projeler üreterek kendisine masumiyet atfedemez.
İktidarda ortaksan, suçta da ortaksın arkadaş.
Suçta ortaksan, sorumlulukta da, cezada da ortaksın arkadaş.
Elini yıkayıp çıkamazsın!
Var ya yeni yeni senaryolar,
Şurada şunlar, burada bunlar,
Onlara söylüyorum.
Yani, kendinden başkasına çare aramayanları kastediyorum.
—//—
Şimdi,
Bu hükümete duyulan,
Öfkeyi kontrol altına almaya çalışıyorlar.
Öfkeyi dindirmeye,
Milleti yatıştırmaya ve uyutmaya harcadıkları zamanın çeyreğini
İşleri doğruca ve ahlaklı şekilde yapmaya ayırsalardı
Bugün yaşadığımız bu olumsuzlukların
Hiçbiri yaşanmamış olacaktı.
Her sorunda dış güç arayacaklarına,
Burunlarının dibindeki iç güçleri görselerdi bunlar yaşanmazdı.
Her soyguna bir komplo,
Her çeteye bir beka hikâyesi uydurarak devlet yönetilmez değerli arkadaşlar.
Gerçeği eğip bükerek yanlış düzelmez.
Propaganda sanatıyla Türkiye bir yere varamaz.
Bu çürümüş düzenden, hastalıktan başka bir şey çıkmaz.
Bundan emin olun.
Bu çamur dolu çukurdan, bataktan başka bir şey çıkmaz.
Ama Türkiye bu değildir.
Buradan söylüyorum:
Türkiye bu değildir,
Türk Milleti de çaresiz değildir Allah’ın izniyle.
—//—
Hiç kimseye bizi takip edin demiyorum.
“Biz yolu çizdik, siz de ardımız sıra takılıp gelin” demiyorum.
Zaten itirazımız tam olarak bunadır.
Ben siyaseti birilerinin çizdiği yolda yer kapmak için değil,
Türk milletinin hak yolundaki mücadelesine turab olmak için yapıyorum.
Turab olmak için!
Bu büyük Millete gücünü hatırlatıyor,
Size kendi verdiğiniz yetkinin hesabını sorun diyorum.
Kendi emeğinize sahip çıkın diyorum.
Kendi devletinize, Cumhuriyetinize, değerlerinize sahip çıkın diyorum.
Çünkü bana göre, vatandaş sürü değildir.
Millet de güdülecek bir kalabalık değildir.
Bu devletin sahibidir bu millet.
Bu Meclis’in sahibidir bu millet.
Oturduğunuz makamların sahibidir bu millet!
Ve o makamları kullananlar
Bugün o koltuklarda oturarak istediği her şeyi yapanlar,
Milletin efendisi değil,
Bu büyük Milletin emanetçisidir.
Emanete ihanet edenlerden hesabını sormak da
Emaneti geri almak da milletin hakkıdır.
Egemenlik hiçbir saraya ait değildir.
Hiçbir lidere ait değildir.
Hiçbir partiye ait değildir.
Egemenlik kayıtsız şartsız Büyük Türk Milletinindir!
Ve bu Büyük Millet
Verdiği emaneti geri almasını da,
Verdiği yetkinin hesabını sormasını da iyi bilir.
Bu yolda
Türk Milleti yalnız değildir!
Türkiye sahipsiz değildir!
Cumhuriyet kimsesiz değildir!
Biz varız, biz buradayız.
Milletimize de bize de diyorlar ki, teslim olun.
Teslim olmayacağız.
Ben de diyorum ki;
Son bulsun teslimiyet, yıkılsın zillet,
Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın Millet!
Hepinizi en içten duygularımla, sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.
